25 episodes

Yavuz Baydar'la gerçekler, zevkler ve renkler...

Nar Ahval

    • News

Yavuz Baydar'la gerçekler, zevkler ve renkler...

    Yavuz Baydar: Korona günlerinde doğru habercilik nasıl olmalı?

    Yavuz Baydar: Korona günlerinde doğru habercilik nasıl olmalı?

    Ahval Genel Yayın Yönetmeni Yavuz Baydar, koronavirüste tablonun giderek ağırlaştığı günlerde habercilik konusundaki etik ve kuralları anlatıyor.

    • 18 min
    Yavuz Baydar: Terkoğlu ve Kılınç’ın tutuklanması kararan kriz sürecinde haberciliğe saldırıdır

    Yavuz Baydar: Terkoğlu ve Kılınç’ın tutuklanması kararan kriz sürecinde haberciliğe saldırıdır

    Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu ve gazeteci Hülya Kılınç savcılık tarafından tutuklama talebiyle sevk edildikleri Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği'nce tutuklandı.

    Bu gelişme ile, Türkiye hapishanelerinde tutuklu ve hükümlü bulunan gazeteciler listesine iki kişi daha eklenmiş bulunuyor. Mevcut rejimin niteliği ve işleyiş biçimi göz önüne alındığında bu son tutuklamalarla ilgili şaşırtıcı bir yön yok. Çok yakın bir tarihte Freedom House ve Sınır Tanımayan Gazeteciler gibi uluslararasın kuruluşlar bir kez daha Türkiye hükümetini mevcut kaygı verici veriler üzerinden dünyanın en baskıcı yönetimleri arasında göstermeye devam edecekler, haklı olarak. Freedom House'un ülkemizi 'özgür olmayanlar' kategorisinde tutmaya devam edeceğini şimdiden öngörebiliriz.

    Öte yandan, bu iki gazetecinin tutuklanmasına ilişkin gelişmeler ilginç. Çünkü hadisenin merkezinde Libya'da öldürülen ve rütbesinin albay olduğu anlaşılan bir MİT mensubuyla ilgili cenaze haberi var. Bu da ister istemez, yıllar önce yine merkezinde MİT'in bulunduğu ve işin içine jandarmaların da karıştığı, Suriye'ye gönderilen silah ve mühimmat yüklü kamyonlarla ilgili gelişmeleri hatıra getirmekte.

    Ona geçmeden önce, her iki gazeteciye yöneltilen suçlamalara bakalım:

    1. İstihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri elde etmek (2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu 27/1)

    2. İstihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgelerin ele geçirilmesine sebebiyet vermek (2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu 27/2)
    3. İstihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etmek (2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu 27/3-1)
    Gazeteci Terkoğlu uzun savunmasının bir bölümünde şunları söylüyor, aktarıyorum:
    ''Benim yargılandığım bu haber vatanından çok uzakta şehit olmuş bir MİT’çinin şahadetinin ardından kendisine yapılan cenaze töreninin haberleştirmekten ibarettir. Bu haberin hali hazırda şehit olmuş bir yurttaşımızın görevi ile gizli görevi ile sırları ile ne ilgisi vardır? Buna ilişkin bir tek cümle gösterebilir misiniz?''

    Bu savunmanın bu kadarının bile, haklılık içerdiğini anlatmaya gerek dahi yok. İster MİT kanunu olsun, ister başka bir kanun, bir devlet görevlisinin cenazesiyle ilgili haberi veren kişiye normal şartlarda ucunun asla değmemesi gerekir. Bu bir haberdir, halkın bu gelişmeden haberdar edilmesi kadar doğal bir gazetecilik hakkı olamaz. Kaldı ki, habere konu olan bilgiler evvelce muhalefet partilerinden İYİ Partinin milletvekilşi olan Ümit Özdağ tarafından üstelik merhumun ismi de zikredilerek Meclis kürsüsünden dile getirildi, ve bazı internet sitelerinde de yer aldı. Kısacası burada hukuk ve yargı kisvesi altında yeni bir göz korkutma, caydırma ve sansürleme hamlesi söz konusu.

    Öte yandan, Suriye ve Libya siyasetlerinin geldiği nokta bakımından, genel Ankara resmine baktığımızda, bu iki tutuklamanın devlet güvenlik ve istihbarat mekanizması içinde genişleyen bir kavgaya veya ucu belirsiz bir hesaplaşmaya işaret ettiği de söylenebilir. Sıkışan iktidar odakları, tabir caizse, bu kritik dönemde hiçbir çatlak sesin çıkmasını istemiyor ve bunun için mengeneleri daha da sıkmaya kararlı görünüyor. Gözaltıların apar topar tutuklamaya çevrilmesi ancak böyle okunabilir.

    AKP-MHP ittifak yapısının şu ana kadar ikna edici gözükmeyen Suriye ve son olarak da Libya sınırötesi örtülü faaliyetleri, iktidarın yumuşak karnı. Buna şüphe yok. Bu açıdan, MİT Tırları olarak bilinen hadisenin ürettiği gelişmeler de hatırlanmalı.

    Malumunuz, Suriye'de cihadçı grupları adres aldığı öne

    • 9 min
    Baydar: Son basın kartı iptalleri, topyekûn bir 'meslek yasağı'nın önemli adımı

    Baydar: Son basın kartı iptalleri, topyekûn bir 'meslek yasağı'nın önemli adımı

    Türkiye medyasında uzunca süredir tartışma konusu olan ve Cumhurbaşkanlığının keyfi uygulamalarına dönüşen basın kartı meselesinde Evrensel gazetesi çalışanları ve Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Gökhan Durmuş'la birlikte çok sayıda gazeteciye yönelik yaptırım niteliğinde karar alındı.

    Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'na bağlı Basın Komisyonu, gazetecilerin basın kartlarını iptal etti.

    Ahval Genel Yayın Yönetmeni Yavuz Baydar, AhvalPod Nar'da karar ilişkin değerlendirmeler yaptı.

    Basın kartlarını dünyada meslek örgütlerinin verdiğini ve bunun Türkiye'de de devlet kontrolünde olmaması adına yıllardır mücadele verdiğini hatırlatan Baydar, ''Son basın kartı iptalleri, topyekûn bir 'meslek yasağı'nın önemli bir adımı'' diyor. 

    Baydar, basın kartı iptallerinin benzer yönde devam edeceğinin altını çiziyor ve ekliyor:

    ''Burada artık çok ciddi bir meslek onuru ve icraatını koruma adına sivil direniş ve karşı hamle noktasındayız. Bir mesleki sivil itaatsizlik anlamına gelecek şekilde, bir an önce basın kartı bundan sonra yok hükmündedir denmesi gerekiyor.''

    • 18 min
    Baydar: 2019 medyanın kanının içildiği, zifiri karanlık bir baskı yılı oldu

    Baydar: 2019 medyanın kanının içildiği, zifiri karanlık bir baskı yılı oldu

    2019’u geride bırakırken Türkiye medyasındaki tablo, daha da karanlık bir boyuta evrildi.

    El değiştiren büyük medya gruplarının tamamen iktidarın kontrolü altına girmesi ile gazeteci tasfiyelerinin dozunu artırması ve işsiz gazetecilerin korkutucu boyutlara ulaşması 2019’da artarak devam etti.

    Ahval Genel Yayın Yönetmeni Yavuz Baydar ile AhvalPod Nar programında yılın son medya değerlendirmesi üzerine konuştuk.

    Yavuz Baydar, “2019 medyanın kanının içildiği, zifiri karanlık bir baskı yılı oldu” ifadesini kullanıyor.

    Sınır Tanımayan Gazeteciler gibi uluslarası gazeteci örgütlerinin Türkiye’de 2019 itibarıyla 150’nin üzerinde gazetecinin tutuklu olduğuna dair raporlarına dikkat çeken Baydar, yüzlerce gazetecinin de; çoğu asılsız suçlamalarla “firari” etiketlemesiyle sürgün edildiğine vurgu yapıyor.

    Onlarca yabancı gazetecinin de hedef alınarak sınır dışı edilmesi bu karanlık tablo içinde kayıtlara geçmiş durumda.

    Baydar ayrıca Türkiye’de 150’ye yakın haber sitesinin erişime engellendiğini ve yüz binlerle ifade edilen internet adreslerinin yasaklandığını belirtiyor.

    Bu noktada Türkiye’deki yargının da baskı ortamına katkı sağladığını kaydeden Baydar, “2019 bu anlamda da bir faciaydı” diyor.

    Emir komuta zincirinde işleyen yargı olduğunun altını çizen Baydar, “Bu yargıdan bir umut beslemek abesti. Biraz Anayasa Mahkemesi’nde bir kıpırdanma vardı ancak Ahmet Altan kararında gördük ki, yüksek mahkeme kararları tanımayan orta ve alt mahkemelerin varlığı bu kıpırdanmayı engelliyor” görüşünü dile getiriyor.

    Erişim engeli getirilmeyen/yasaklanmayan, sayıları çok az olan bazı muhalif basına da Basın İlan Kurumu eliyle cezalandırma yoluna gidildiğine işaret eden Baydar, uzun süredir dile getirdiği Basın Kartı uygulamasında gelinen noktanın da yeni bir karar alma yoluna gidilmesi için bir kapı araladığını kaydediyor.

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın verdiği rakamlara göre, Kasım 2019 itibarıyla "milli güvenliğe tehdit oluşturan yapılarla aidiyeti, irtibatı veya iltisakı olduğu" iddiasıyla 685 gazetecinin basın kartının iptal edilmesi bu durumu açıkça ortaya koyuyor.

    Baydar, daha önce de dile getirdiği üzere gazetecilerin devlet basın kartı uygulamasını reddedip Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın oluşturacağı bir basın kartı düzenine geçmesinin olmazsa olmaz olduğunu söylüyor.

    Son olarak Türkiye medyasında okuyucu kitlesindeki değişime de ayrı bir parantez açan Ahval Genel Yayın Yönetmeni, Bekir Ağırdır’ın genel müdürlüğünü yaptığı KONDA’nın son medya raporundan bazı önemli verileri aktarıyor.

    Rapora göre Türkiye halkının yüzde 74'ü artık gazete okumuyor. İnternete ve sosyal medya araçlarına güven artıyor.

    Baydar, bu rakamların, Türkiye’de yazılı basının bittiği anlamına geldiğini ifade ediyor ve ekliyor:

    “Burada meslektaşlarımızın mevcut durumu göz önünde bulundurarak devletin prangası altında kalmaktan ziyade alternatif yol arayışlarını hedef olarak belirlemeleri gerekir. İnternet gazeteciliği, artık halkın haber alma konusunda yöneldiği en önemli mecra hâline geliyor.”

    KONDA raporundaki Türkiye'nin yüzde 20’ye yakının haberleri TV'den takip etmediği verisinin manidar olduğunu söyleyen Baydar, bu verilere biraz kuşkuyla da baksa önemli bir kırılmanın işareti olduğunu belirtiyor ve şöyle devam ediyor:

    “Dijital medyaya kayma varsa yepyeni bir durumla karşı karşıyayız demektir. Şehirleşmenin artmasıyla internete evrilme olabilir ancak yine de AKP-MHP iktidarını ayakta tutan önemli bir kesim, taşrada yaşıyor ve o seçmen tabanının internetle olan ilişkisi hâlâ çok zayıf. Dolayısıyl

    • 27 min
    Baydar: Türkiye’nin Libya’da Rusya ile karşı karşıya gelmesi kuvvetle muhtemel

    Baydar: Türkiye’nin Libya’da Rusya ile karşı karşıya gelmesi kuvvetle muhtemel

    Akdeniz Diyalogları Toplantıları‘nın beşincisi her yıl olduğu gibi İtalya’nın başkenti Roma’da düzenlendi. 

    İtalya Dışişleri Bakanlığı‘nın düzenlediği zirveye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İtalya Dışişleri Bakanı Luigi Di Maio başta olmak üzere Hindistan, Lübnan, Ürdün, Filistin, Cezayir, İsrail, Katar, Mısır, Libya dışişleri bakanları da katıldı.

    40’ın üzerinde oturumun yapıldığı zirveye 55 ülke resmi katılım gösterirken 80’i aşkın düşünce kuruluşu, enstitü ve medya kuruluşları da hazır bulundu. 

    Ahval’in de katılımcı olarak yer aldığı üç gün süren zirvenin ana gündeminde Libya’da dozunu günden güne artıran kriz ve Cezayir’den Lübnan’ına kadar Güney Akdeniz ülkelerinde yaşanan protesto dalgaları vardı.

    Ahval Genel Yayın Yönetmeni Yavuz Baydar ile AhvalPod Nar’da toplantıda neler konuşulduğunu ve hangi başlıkların öne çıktığını konuştuk.

    Baydar, toplantıda çok heyecan verici ya da çığır açıcı açıklamalara tanık olunmadığını belirtirken Libya’daki krizde Türkiye ile Rusya’nın karşı karşıya gelme ihtimalinin yüksek olduğuna dair mesajlar verildiğini kaydediyor. 

    Ahval Genel Yayın Yönetmeni, Türkiye’den Mevlüt Çavuşoğlu’nun agresif bir konuşma yaptığını söylüyor. “Muhtemelen Saray’dan gelen talimatla toplantıyı bir meydan okuma gösterisine dönüştüren Çavuşoğlu’nun konuşmasının katılımcıları irkittiğini gözlemledim” diyen Baydar, “Bir diyalog kurulacaksa Kıbrıs Cumhuriyeti hariç diğer aktörlerle kurarız, söylemi meşru bir AB üyesi olan Kıbrıs’ın bu şekilde sunulması izleyicileri irkitti. Ancak bunun bir karşılık bulduğu söylenemez” ifadesini kullanıyor.

    Akdeniz’deki nüfuzunu artıran Rusya’nın Libya politikasına ilişkin görüşlerine dikkat çeken Baydar, Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un ilk defa İngilizce yerine Rusça olarak konuşmasını yaptığını kaydediyor ve ekliyor:

    “Lavrov’un verdiği mesajlarda kararlılık vurgusu öne çıktı. Ülkesinin hiçbir şekilde gerek Suriye gerekse silahlanma konusunda ABD ile rekabet konusunda geri atmak bir yana dursun misliyle karşılık verileceğini ifade etti. Suriye ile ilgili Kürt meselesinin aslında bölgesel bir mesele olarak tehdit edici bir boyutta olduğunu ve dikkat edilmesi gerektiğini diplomatik bir dille anlattı. Türkiye vurgusu da yapan Lavrov’un Libya konusundaki görüşleri dikkat çekti. Gelinen noktanın bir facia olduğunu belirten Lavrov, buna sessiz ve pasif kalamayacaklarını vurguladı. Bu, Rusya’nın aktif bir aktör olarak Libya sahnesine adımını attığının göstergesi. Henüz taze olan bu gelişmenin bize şu ana kadar sunduğu fotoğrafta Rusya’nın Libya’nın doğusunda Hafter güçlerinin yanında yer alacağını anlıyoruz. Bu dengeleri değiştirecek bir gelişme. Libya’daki durum çok daha karışacak ve eğer bu harekette kesin Moskova kararlılığı varsa Libya’da Türkiye ile Rusya karşı karşıya gelecek.” 

    Tunus Dişişleri Bakanı Sabri Bachtobji’ni Libya’daki ikiye yarılmanın ve giderek artan askeri tehdidin artmakta olduğuna dair uyarısına da ayrı bir parantez açan Yavuz Baydar, Cezayir Dışişleri Bakanı Sabri Boukadoum’un eleştirel sorular karşısında biraz defansif bir pozisyona büründüğünü ve biraz gerildiğinin altını çizdi.

    • 20 min
    Medyada CHP’li orta oyunu ve bir berber bir berbere hikâyesi... - Yavuz Baydar

    Medyada CHP’li orta oyunu ve bir berber bir berbere hikâyesi... - Yavuz Baydar

    Türkiye medyası, son birkaç gündür Saray’a gizlice gidip Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşme yaptığı öne sürülen CHP’li iddiasını ana merkeze aldı.

    Sözcü Başyazarı Rahmi Turan’ın ortaya attığı bu iddia, kamuoyunda tartışma yaratıp Erdoğan’ın “Cumhurbaşkanlığımı ortaya koyuyorum” çıkışı ile ismin açıklanması noktasına geldi.

    Turan’ın söz konusu CHP’linin Muharrem İnce olduğu iddiasını öne sürerken önce “Gazeteci kaynağını açıklamaz” diyerek reddettiği kaynağının Talat Atilla olduğunu söyledi. Ancak Atilla da bir başka kaynaktan bunu Turan’a aktardığını iddia etti.

    Ortada gazetecilik etiği açısından böylesine ciddi bir söylentinin ele alınışı ve doğrulatma kanallarının sağlam bir şekilde çalıştırılmaması meselesi var.

    Ahval Genel Yayın Yönetmeni Yavuz Baydar ile AhvalPod Nar’da Türkiye gündemine oturan bu iddianın gazeteciliğe bakan yönlerini konuştuk.

    Baydar, “Türkiye’de ‘gazetecilik’ diye adlandırdığımız mesleğin rezaletler silsilesine yeni birtanesinin eklenmesini yaşıyoruz” diyor.

    Bu yaşanan olayların on yıllardır yaşandığına dikkat çeken Baydar, Türkiye medyasının, “dikenli” olarak görülen hakiki gündem maddeleri yerine bu iddianın üzerine fazlasıyla atladığını kaydediyor ve ekliyor:

    “Suriye’de yaşanan son savaşta sivillerin öldürülmesi, insan hakları ihlalleri gibi gerçek gündem maddelerine girmek yerine bu tarz olayların üzerine atlıyorlar ve sanki Türkiye’nin en önemli gündem maddesi hâline getiriyorlar.”

    Baydar, “Saray’a giden CHP’li” iddiasının elbette es geçilmeyeceğinin de altını çiziyor.

    “Söz konusu iddianın öznesi hâline gelen yaşlı basın mensuplarının gazeteciliği sorgulanır durumda” diyen Baydar, “Burada evrensel gazetecilik yapılıp yapılmadığı meselesi sorunlu durumda” ifadesini kullanıyor.

    Baydar’a göre ortada “bir berber bir berbere…” olayı var.

    “O gazetecinin kaynağı da kördüğüm gibi bir silsile hâlinde giden bir durum” diyen Baydar, evrensel gazetecilik kurallarına göre burada izlenmesi gereken gazetecilik pozisyonunu şöyle açıklıyor:

    “Farklı kaynaklara doğrulatma esas olandır. Mesela iddia konusu olan kişi Muharrem İnce ise telefon edilir, not bırakılır. O da ya yalanlar ya da doğrular. Ona göre bir yol izlenir. Yapılması gereken bu. Ama bu yapılmamış. Ortaya bir nevi saatli bomba bırakılıp kenara çekilme olayı var. Ondan sonra da işler karışıyor. İşler karışınca da Rahmi Turan, kaynağını da açıklamak zorunda kalıyor. Ancak açıkladığı kaynak da kaynak (Talat Atilla) değil. O da bir başka yerden bu dedikoduyu doğrulatmadan aktarmış. Ortada bir rezillik var ve kamuoyu meşgul ediliyor. Arka planında tek bir doğru olabilir. Hakikaten ortaya kötü niyetli bir dedikodu ortaya bırakılmış olabilir. Mesele CHP’nin tepe noktasını karıştırmak olabilir.”

    Baydar, bu gelişmelerin haber öznesi hâline gelmiş olan gazetecilerin de aslında gerçek anlamda meslek insanları olmadığı görüşünü dile getiriyor ve ekliyor:

    “Yıllarını böyle geçirmişler. Bu tür kirli alışkanlıklar edinmişler ve bu tür kirli alışkanlıklarını bir kez daha su yüzüne vurmuş hâli ile seyretmekle meşgulüz bugünlerde.”

    Yaşanan hadisede aslında bu iddianın Rahmi Turan’la birlikte başta Uğur Dündar olmak üzere farklı gazetecilere de iletildiği anlaşıldı.

    Dündar, "Bana bu haber geldiğinde aklıma gelen ilk şey Uğur Dündar CHP'yi kurultaya doğru yönlendiriyor diye ortaya iddialar atılabileceği oldu. İftiralarla karşı karşıya gelmek istemedim. Üstelik belgesi olmayan bir haber” diyerek topa girmediği açıklamasını yaptı.

    Yavuz Baydar, Dündar’ı

    • 20 min

Top Podcasts In News

Listeners Also Subscribed To