347 afleveringen

Sırf Allah rızası için kurulan bu kanalda, Kerem Önder Hocamızın bağımlılık yapan üslubuyla, Tefsir, Hadis, Fıkıh, Akâid, Siyer ve Tasavvuf gibi İslam ilimlerinin özetini, hiç sıkılmadan ve zorlanmadan hızlı bir şekilde öğrenecek ve hayatınıza tatbik etmekle kalmayıp, etrafınızdaki insanlara da kolayca aktarabileceksiniz.

Kerem Önder Kerem Önder

    • Islam

Sırf Allah rızası için kurulan bu kanalda, Kerem Önder Hocamızın bağımlılık yapan üslubuyla, Tefsir, Hadis, Fıkıh, Akâid, Siyer ve Tasavvuf gibi İslam ilimlerinin özetini, hiç sıkılmadan ve zorlanmadan hızlı bir şekilde öğrenecek ve hayatınıza tatbik etmekle kalmayıp, etrafınızdaki insanlara da kolayca aktarabileceksiniz.

    Bir deistin ahiret fantezisi? / 26.01.2021 / Kerem Önder

    Bir deistin ahiret fantezisi? / 26.01.2021 / Kerem Önder

    Bir deistin ahiret fantezisi? / 26.01.2021 / Kerem Önder

    • 51 min.
    Sizi küfre döndürecekler! - Yılbaşı tuzağı / 31.12.2020 / Kerem Önder

    Sizi küfre döndürecekler! - Yılbaşı tuzağı / 31.12.2020 / Kerem Önder

    1 Oca 2021 tarihinde yayınlandı
    يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِن تُطِيعُوا۟ فَرِيقًا مِّنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ
    يَرُدُّوكُم بَعْدَ إِيمَٰنِكُمْ كَٰفِرِينَ

    “Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir guruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi yeniden küfre sevkederler.” (Âli İmran 100)

    وَكَيْفَ تَكْفُرُونَ وَأَنتُمْ تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ ءَايَٰتُ ٱللَّهِ وَفِيكُمْ رَسُولُهُۥ ۗ
    وَمَن يَعْتَصِم بِٱللَّهِ فَقَدْ هُدِىَ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ

    “Size Allah´ın âyetleri okunurken, üstelik Allah Resûlü de aranızda iken nasıl inkâra saparsınız?
    Her kim Allah´a bağlanırsa kesinlikle doğru yola iletilmiştir.” (Âli İmran 101)

    “Bil ki Allahü teâlâ, birinci âyette, ehl-i kitabın bir zümresini, saptırmak ve azdırmaktan sakındırınca, bu âyette de mü'minleri, ehl-i kitabın saptırma ve azdırmalarına karşı sakındırmış ve onları ehl-i kitabın sözlerine iltifat etmekten menetmiştir. Rivayet edildiğine göre, Yahudi olan Şâs İbn Kays, ileri derecede bir kâfir, müslumanlara son derece kızgın olan ve hased eden birisi idi. Bir gün, Evs ve Hazreclilerin karışık bulunduğu bir ensar grubuna rastladı. Onları meclislerinde sohbet ederlerken ve câhiliyye dönemindeki düşmanlıklarının İslam'ın bereketi ile tamamen ortadan kalkmış olduğunu gördü. Bu durum o yahudinin zoruna gitti. Hemen onların yanına oturarak onlara, daha önce aralarında cereyan etmiş olan harbleri hatırlattı ve bu harbler hakkında söylenmiş olan bazı şiirleri tekrarladı. Bunun üzerine ensar topluluğu aralarında tartışmaya, birbirleriyle atışmaya başladılar ve "Silahlarınıza davranın, silahlarınıza" dediler. Durum Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e ulaşınca, O, beraberinde muhacir ve ensardan bir grup müslümanla onların yanına geldi ve onlara şöyle didi: "Ben sizin içinizde olduğum ve de Allah sizlere, İslam ile ikramda bulunup kalblerinizi uzlaştırmış (yakınlaştırmış) olduğu halde, sizler câhiliyye hallerine tekrar dönmek mi istiyorsunuz?" dedi. Bunun üzerine onlar, bunun şeytanın bir işi ve o yahudinin bir hilesi olduğunu anladılar. Silahlarını atarak birbirleriyle kucaklaştılar ve sonra Allah'ın Resulü ile birlikte oradan gittiler. İşte, başlangıcı bundan daha kötü, sonu da bundan daha güzel başka bir gün olmamıştır. Allahü teâlâ, bu hadise üzerine bu âyeti indirdi. Âyetteki, "Eğer kendilerine kitab verilenlerden herhangi bir zümreye itaat edecek olursanız..." buyruğundan muradın, bu hadise olması muhtemel olduğu gibi, bundan muradın yahudilerin gayret gösterdikleri her türlü saptırmanın olması da muhtemeldir. Böylece Hak teâlâ, mü'minler eğer onların sözleri karşısında yumuşar ve onların sözlerini kabul edecek olurlar ise, bunun onları yavaş yavaş küfre düşüreceğini beyân etmiştir. Küfür ise, hem dünya hem de din bakımından helak olmayı ifâde eder. Dünyada helak olma, düşmanlıkların ve kızgınlıkların meydana gelmesi, fitnelerin çoğalması ve kan dökmeye varan savaşların çıkması sebebiyledir. Din hususunda helak olma ise meydandadır.

    Buradaki (Nasıl) kelimesi hayret ifâde eder. Hayret ise ancak, o şeyin sebebini bilmeyen kimse için söz konusudur ve bu Allah hakkında imkânsızdır. Öyle ise bundan kastedilen, menetme ve tehdid etme mânâsıdır.
    Çünkü Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), onların arasında her türlü şüpheyi izâle edip, her türlü delili göstermesi ve onlara peşpeşe Allah'ın âyetlerinin oku

    • 58 min.
    En güzel arkadaşlar? / 15.12.2020 / Kerem Önder

    En güzel arkadaşlar? / 15.12.2020 / Kerem Önder

    يُطِعِ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ

    فَأُو۟لَٰٓئِكَ  مَعَ ٱلَّذِينَ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِم   مِّنَ ٱلنَّبِيِّۦنَ

    وَٱلصِّدِّيقِينَ  وَٱلشُّهَدَآءِ  وَٱلصَّٰلِحِينَ ۚ   وَحَسُنَ أُو۟لَٰٓئِكَ رَفِيقًا

    “Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır.” (Nisâ 69)

    ذٰلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللّٰهِۜ   وَكَفٰى بِاللّٰهِ عَل۪يماً۟

    “Bu lütuf Allah’tandır; bilen olarak Allah yeter.” (Nisâ 70)

    Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" Efendimizin Sevban isminde bir kölesi vardı. Bir gün Resûlullah Efendimizin huzuruna geldi. Yüzünün rengi kaçmıştı. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" Efendimiz "Neyin var, ey Sevban?" diye sordu. Sevban buna cevaben: "Ne hastalığım ne ağrım var. Hiçbir şeyim yok. Yâ Resûlallah, seni göremediğim zamanlar sana karşı olan aşkım artıyor. Şiddetle bir yalnızlık duyuyorum. Sonra ahireti hatırlıyorum ve orada seni göremeyeceğimden korkuyorum. Çünkü sen cennette diğer Peygamberlerle beraber yüksek makamlarda bulunacaksın. Ben cennete girsem bile senin derecenden aşağı derecede bulunacağım için seni orada göremeyeceğim, sohbetinizi dinleyemeyeceğim. Bu hal beni zafiyete duçar etti." Bunun üzerine bu ayet-i kerime nazil oldu: "Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu Peygamberler, sıddîkler, şehitler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır."

    Dereceleri Farklı Olanların Cennette Beraberliği

    Allah'a ve peygambere itaat eden kimselerin, peygamberler ve sıddîkler ile beraber olmalarından murad, hepsinin bir derecede bulunmaları değildir. Çünkü bu, fâzıl (üstün) olan ile mefdûl (daha az üstün olan) arasında, derece bakımından eşitliği gerektirir; bu da mümkün değildir. Aksine bundan murad onların, cennette yerleri uzak olsa da, birbirlerini görebilecekleri şekilde bulunmalarıdır. Çünkü perde kalktığı zaman, onlar birbirlerini görürler ve ziyaret veya karşılaşmayı istedikleri zaman, buna kadir olurlar. İşte bu beraberlikten murad, budur.

    Sıddîkler: Birinci sıfat: Sıddîk, sıdkı (doğruluğu) âdet edinmiş olan kimsenin ismidir. Bir fiil bir insanın âdeti olur ve o insan bu fiili ifade eden kelimeyle tavsif edilir ise, o vasıf fiîl vezni üzere gelir. Mesela sikkîr (çok içen, sarhoş); şirrîb (çok içen); himmîr (çok şarap içen) denilir. Sıdk, mü'minin şerefli ve üstün sıfatlarından birisidir. Sıdk, (doğruluk) fazilet olarak yeter. Çünkü iman tasdikten (doğrulamaktan) ibarettir. Kizb (yalan) da, zemm (kötülenme) sebebi olarak yeter. Çünkü küfür de tekzîbten (yalanlamadan) başka birşey değildir.

    Bunu anladığın zaman biz deriz ki: Müfessirlerin, "Sıddîk" hakkında çeşitli tarifleri vardır:

    1) Her kim, şekke düşmeksizin herhangi bir dini tasdik eder (doğrular) ise, o sıddîktir. Bunun delili, "Allah'a ve peyamberlerine iman edenler (yok mu), onlar sıddîklerdir" (Hadîd, 19) âyetidir.

    2) Bir topluluk şöyle demiştir: "Sıddîkler, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in ashabının efdal olanlarıdır."

    3) Sıddîk, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i ilk önce tasdik etmiş ve böylece, bu hususta diğer insanlara öncü olmuş kimsenin ismidir.

    Durum böyle olunca, Hazret-i Ebu Bekir es-Sıddîk (radıyallahü anh), insanlar içinde bu vasfa en layık kimse olur.

    O, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i tasdikte öncüdür. Çünkü Hazret-i P

    • 56 min.
    Dilesek herkesi zorla iman ettiririz! / 08.12.2020 / Kerem Önder

    Dilesek herkesi zorla iman ettiririz! / 08.12.2020 / Kerem Önder

    لَعَلَّكَ بَٰخِعٌ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ 

    (Resûlüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın! (Şuarâ 3) إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةً فَظَلَّتْ أَعْنَٰقُهُمْ لَهَا خَٰضِعِينَ Biz dilesek, onların üzerine gökten bir mucize indiririz de ona boyunları eğilip kalır. (Şuarâ 4) “Bu âyetlerde müşriklerin Kur’an’a inanmamalarından ve ona karşı gösterdikleri düşmanca tavırdan dolayı üzülen Hz. Peygamber ve müminler teselli edilmektedir (Kehf 18/6; Fâtır 35/8). Çünkü Peygamber’in görevi onları zorla iman ettirmek değil, Kur’an’ı tebliğ edip doğru yolu göstermektir (Nahl 16/82). 4. âyette ifade edildiği üzere Allah Teâlâ isteseydi inkârcıları iman ettirecek bir mûcize ve bir felâket göndererek onların boyun eğmelerini sağlardı. Ancak böyle bir zorlama imtihan hikmetine aykırıdır. Allah dünyayı, hayatı ve ölümü imtihan için yaratmıştır. İnsanın bu imtihanı kazanması serbest ve özgür iradesiyle Allah’a inanmasına ve itaat etmesine bağlıdır.” “Onlar Mekkeliler îman etmeyecekler diye sen Ey Resûlüm Muhammed, adetâ kendine kıyacaksın üzüntünden kendini katledeceksin. Buradaki “Lealle ” lâfzi “ işfak “ (acımak) içindir. Yani, “Bu üzüntüyü hafifletmek suretiyle kendine acı.” "Eğer İstesek gökten üzerlerine apaçık bir mucize" ve göz kamaştırıcı bir şekilde kudretimizin bir tecellisini "indiririz de" o vakit onların bu husustaki bilgileri kesin bir bilgi haline gelir ve kaçınılmaz olarak bu bilgiye sahip olurlar. Şu kadar var ki; bu husustaki bilgilerin nazarî olarak (akıl yolu ile) elde edilen bilgiler olmasını takdir etmişizdir. "Boyunları ona eğiliverirdi." Mücahid dedi ki: Burada "Boyunlar"dan kasıt, onların ileri gelenleridir. Nehhâs dedi ki: Boyunun ne demek olduğu dilde bilinen bir husustur, Mesela, "İnsanlardan bir boyun bana geldi" denilirken onların İleri gelenleri, reisleri bana geldi, denmek istenir. Katâde dedi ki: Yani eğer yüce Allah dilemiş olsaydı, boyun eğerek kabul etmek zorunda kalacakları bir mucize indirirdi ve hiç kimse aralarından bir masiyet işlemek kastıyla boynunu başka bir tarafa çevirmezdi. Bu âyetler, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)i, kendisine iman etmeyen kâfirlere karşı teselli etmekte ve onun, kâfirlerin iman etmelerini ne kadar istediğini beyan etmektedir Kullar iman edip etmemekte serbest bırakılmışlardır. Onları zorla iman ettirmeye Allah'tan başka kimsenin gücü yetmez. Eğer Allah dilerse bir mucize göndererek, iman etmeyenleri ister istemez boyun eğdirir. Ancak Allah, böyle bir şeyi dilememiştir. Zira bu, kulları kendi iradeleriyle başbaşa bırakmaya ters bir olaydır.”

    • 57 min.
    Karun gibi zengin olmak ister miydin? / 24.11.2020 / Kerem Önder

    Karun gibi zengin olmak ister miydin? / 24.11.2020 / Kerem Önder

    اِنَّ قَارُونَ كَانَ مِنْ قَوْمِ مُوسٰى   فَبَغٰى عَلَيْهِمْۖ 

    وَاٰتَيْنَاهُ مِنَ الْكُنُوزِ مَٓا اِنَّ مَفَاتِحَهُ لَتَنُٓوأُ بِالْعُصْبَةِ اُو۬لِي الْقُوَّةِۗ 

    اِذْ قَالَ لَهُ قَوْمُهُ   لَا تَفْرَحْ   اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْفَرِح۪ينَ 

    “Kârûn, Mûsâ’nın kavmindendi. O, gücüne dayanarak onlara haksızlık etmekteydi. 

    Biz ona öyle hazineler vermiştik ki sadece anahtarlarını güçlü kuvvetli bir ekip bile zor taşırdı. 

    Halkı ona şöyle demişti: "Sakın şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez.” (Kasas 76)

    Tefsirlerde Karun, Hz. Mûsâ’nın amcasının oğlu ve Firavun’un yüksek seviyede bir görevlisi olarak tanıtılmakta, İsrâiloğulları’na karşı zalimlik ve taşkınlık ettiği rivayet edilmektedir. Hz. Mûsâ’ya önce iman etmiş, fakat daha sonra hırsı ve kıskançlığı yüzünden ona karşı çıkmıştır. Rivayete göre İsrâiloğulları içinde dinî mâlûmatı en geniş olan kimseydi. İlmi ve servetiyle övünür, soydaşlarına karşı büyüklük taslardı. Ne var ki inançsızlığı, kibir ve gururu yüzünden helâk olup gitmiştir (Taberî, XX, 105-106; Şevkânî, IV, 179; İbn Âşûr, XX, 175; Karun’un topluma karşı baskıcı tutumu hakkında ayrıca bk. Ankebût 29/39-40) “Ekip” diye çevirdiğimiz usbe kelimesi, on yahut daha çok (kırka kadar) kişiden oluşan, birbirine sıkı sıkıya bağlı güçlü bir cemaat” anlamına gelmektedir (İbn Âşûr, XII, 222)

    “İbn Abbas'dan Karun'un Hazret-i Musa (aleyhisselâm)'nın, halaoğlu olduğu şeklinde rivayet de gelmiştir. 

    Karun'a, yakışıklılığından ötürü "münevver" denediği de rivayet edilmiştir ki o, İsrailoğulları içinde Tevrat'ı en çok okuyanlardandı. Fakat tıpkı Sâmirî gibi münafık idi.

    Ebu Omâme el-Râhilî, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'in, 

    "O, Hazret-i Musa'nın ilahî kelamı dinlemek içın seçtiği yetmiş kişiden biri idi" dediğini rivayet etmiştir.

    Onun, "Şımarma; çünkü Allah şımaranları sevmez" ifadesi. Bundan murad, şımarma ve dünyaya tutunmadan dolayı, kendisine, onu ahiretten kesin olarak gafil kılacak olan bir halin arız olmamasını (istemedir). 

    Bazıları da şöyle demiştir: "Dünya ile ancak, ona razı olup da onda güven ve itminan bulan kimse şımarır. Ama, kendisinin pek yakında dünyadan ayrılacağını bilen kimse ise, onunla şımarmaz. Mütenebbî'nin söylediği şu söz ne güzeldir: "Kederlerin en şiddetlisi, bana göre, az sonra değişip gideceğini, sahibinin kesin olarak bildiği bir sürur ve neşe içinde bulunmadır."

    Bunu söyleyenin, Hazret-i Musa (aleyhisselâm) olduğu söylendiği gibi, bazıları da kavminin iman edenleri olduğunu söylemişlerdir. Hangisi olursa olsun; doğrusu, bu öğütte öyle bir muhteva vardır ki, şayet kabul etseydi daha fazlasına hiçbir ihtiyaç kalmazdı. Ama Karun, kabul etmekten kaçındı, hatta buna mukabil, nimetin nankörlüğünü artırarak, "Bu bana ancak, bende olan ilim sayesinde verildi" dedi. Bu hususta birkaç izah şekli bulunur:

    Katade, Mukatil ve Kelbi şöyle demiştir: "Karun, İsrailoğullarının, Tevrat'ı en iyi okuyanı idi. Bundan dolayı da "Bu bana ancak, ilmimin üstünlüğünden ve bunu hak etmemden dolayı verildi" dedi.

    • 50 min.
    Furkan sahibi olmalısın! / 17.11.2020 / Kerem Önder

    Furkan sahibi olmalısın! / 17.11.2020 / Kerem Önder

    يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟  إِن تَتَّقُوا۟ ٱللَّهَ  يَجْعَل لَّكُمْ فُرْقَانًا 

    وَيُكَفِّرْعَنكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ  وَيَغْفِرْ لَكُمْ ۗ   وَٱللَّهُ ذُو ٱلْفَضْلِ ٱلْعَظِيمِ

    “Ey iman edenler! Eğer Allah´tan korkarsanız O, size iyi ile kötüyü ayırdedecek bir anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.” (Enfâl 29)

    “Takva, Allah'ın Furkân Vermesine Vesile Olabilir               

    Ayette, "O, size (iyi ve kötüyü ayırdedecek) bir Furkân verir" ifadesi ile anlatılan husustur. Bu, "Allah sizinle kâfirlerin arasını ayırır" demektir. Lafız mutlak olarak zikredildiği için bu "Furkânı", mü'minlerle kâfirler arasında meydana gelen bütün ayırıcı vasıflar manasına hamletmek gerekir. Bundan dolayı diyoruz ki: Bu farklar ya dünya ya da âhiret halleri ile ilgilidir. Dünya halleri ile ilgili olanlar ise, ya kalbin halleri ile, yani bâtınî haller ile ilgili olur; ya da zahirî hallerle ilgili olur. Kalbin halleri ile ilgili olanlar ise şunlardır:

    a) Allah Teâla, hidayeti ve marifetullahı (Allah'ı bilmeyi), mü'minlere has kılmıştır.

    b) Allah yine inşirahı (iç genişliği ve gönül huzurunu) da müminlerin kalblerine vermiştir. Nitekim Allah Teâlâ, "Öyle ya, Allah'ın, göğsünde İslam için bir inşirah verdiği kimse, kalbini mühürlediği kişi gibi midir? Çünkü o, Rabbinden bir nur üzerindedir" (Zümer, 22) buyurmuştur.

    c) Münafık ve kâfirlerin kalbi öylesi kötü huylar ve âdi hallerle dolup taştığı halde; Allah Teâlâ, mü'minlerin kalblerinden ve gönüllerinden kini, öfkeyi, hasedi, hile ve tuzakları gidermiştir. İyi hallerin kalblerde doğmasının sebebi şudur: Kalb, Allah'a itaat etmekte nurlanınca, bütün karanlıklar ondan gider. Çünkü marifetullah (Allah'ı tanıyıp bilmek), bir nurdur. O kötü huylar ise adetâ birer zulmet, karanlıktır. Dolayısiyle nûr gelince, karanlık mutlaka zail olur.

    Zahirî hallerle ilgili olan bu farklar da şunlardır: Allah Teâlâ yüceliğini, fethini, muzafferiyetini ve yardımını müslümanlara tahsis etmiştir. Nitekim O: "Halbuki şeref, kuvvet ve galibiyet Allah'ındır, Resulünündür, mü'minlerindir" (Münafikûn, 8) ve "Çünkü O (Allah), bu dini diğer bütün dinlerden üstün kılacaktır" (Saf, 9) buyurmuştur. Kâfir ve fâsıkların hali ise, bunun aksinedir.

    Âhiret halleriyle ilgili farklara gelince, bunlar mükafaat, daimî menfaatlar, Allah ve melekleri tarafından ta'zim edilme bakımlarındandır. Bütün bu haller, âyetteki "Furkân"a dahildir.

    "Seyyiatın bağışlanması" ifadesi ile, dünyada iken "onların örtülmesi, saklı ve gizli kalması" manası; "mağfiret" ile de "ahirette tamamen bağışlanması" manası kastedilmiştir.

    • 50 min.

Top-podcasts in Islam

Luisteraars hebben zich ook geabonneerd op