28 episodes

İman hakikatleri, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in örnek hayatından tablolar, Risale-i Nur dersleri ve sohbetler…

Kardelen Kardelen

    • Islam

İman hakikatleri, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in örnek hayatından tablolar, Risale-i Nur dersleri ve sohbetler…

    Musibetleri nasıl hafifletebiliriz?—Musibetler nimet olur mu? [Risale-i Nur - 017 | 2. Lem'a - 7]

    Musibetleri nasıl hafifletebiliriz?—Musibetler nimet olur mu? [Risale-i Nur - 017 | 2. Lem'a - 7]

    https://www.youtube.com/watch?v=GHoU5ZvuLuw

    İKİNCİ LEM'A - BEŞİNCİ NÜKTE

    İkinci Mesele

    Maddî musibetleri büyük gördükçe büyür, küçük gördükçe küçülür. Meselâ, gecelerde insanın gözüne bir hayal ilişir. Ona ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet verilmezse kaybolur. Hücum eden arılara iliştikçe fazla tehacüm göstermeleri, lâkayt kaldıkça dağılmaları gibi, maddî musibetlere de büyük nazarıyla, ehemmiyetle baktıkça büyür. Merak vasıtasıyla o musibet cesetten geçerek kalbde de kökleşir, bir mânevî musibeti dahi netice verir, ona istinad eder, devam eder. Ne vakit o merakı, kazâya rıza ve tevekkül vasıtasıyla izale etse, bir ağacın kökü kesilmesi gibi, maddî musibet hafifleşe hafifleşe, kökü kesilmiş ağaç gibi kurur, gider. Bu hakikati ifade için bir vakit böyle demiştim:



    Bırak ey biçare feryadı belâdan kıl tevekkül,

    Zira feryat belâ ender hatâ ender belâdır bil.

    Eğer belâ vereni buldunsa, safâ ender atâ ender belâdır bil.

    Eğer bulmazsan, bütün dünya cefâ ender fenâ ender belâdır bil.

    Cihan dolu belâ başında varken, ne bağırırsın küçük bir belâdan? Gel, tevekkül kıl.

    Tevekkülle belâ yüzünde gül, tâ o da gülsün. O güldükçe küçülür, eder tebeddül. 



    Nasıl ki mübarezede müthiş bir hasma karşı gülmekle, adâvet musalâhaya, husumet şakaya döner, adâvet küçülür, mahvolur, tevekkül ile musibete karşı çıkmak dahi öyledir.



    Üçüncü Mesele

    Her zamanın bir hükmü var. Şu gaflet zamanında musibet şeklini değiştirmiş. Bazı zamanda ve bazı eşhasta belâ, belâ değil, belki bir lûtf-u İlâhîdir. Ben şu zamandaki hastalıklı sair musibetzedeleri—fakat musibet dine dokunmamak şartıyla—bahtiyar gördüğümden, hastalık ve musibet aleyhtarı bulunmak hususunda bana bir fikir vermiyor. Ve bana, onlara acımak hissini iras etmiyor. Çünkü, hangi bir genç hasta yanıma gelmişse, görüyorum, emsallerine nisbeten bir derece vazife-i diniyeye ve âhirete karşı merbutiyeti var. Ondan anlıyorum ki, öyleler hakkında o nevi hastalıklar musibet değil, bir nevi nimet-i İlâhiyedir. Çünkü, çendan o hastalık onun dünyevî, fâni, kısacık hayatına bir zahmet iras ediyor, fakat onun ebedî hayatına faydası dokunuyor. Bir nevi ibadet hükmüne geçiyor. Eğer sıhhat bulsa, gençlik sarhoşluğuyla ve zamanın sefahetiyle, elbette hastalık hâletini muhafaza edemeyecek, belki sefahete atılacak.

    • 22 min
    Günümüz problemlerinin çözümünde, İslam’ın sahabe toplumunu dönüştürmede izlediği metodların önemi [Siyer - 010]

    Günümüz problemlerinin çözümünde, İslam’ın sahabe toplumunu dönüştürmede izlediği metodların önemi [Siyer - 010]

    https://www.youtube.com/watch?v=bgSHcAPo1Ao

    • 22 min
    Asıl musibet, dine gelendir; diğerleri ihtar hatta iltifattır [Risale-i Nur - 016 | 2. Lem'a - 6]

    Asıl musibet, dine gelendir; diğerleri ihtar hatta iltifattır [Risale-i Nur - 016 | 2. Lem'a - 6]

    İKİNCİ LEM'A - BEŞİNCİ NÜKTE

    Birinci Mesele

    Asıl musibet ve muzır musibet, dine gelen musibettir. Musibet-i diniyeden her vakit dergâh-ı İlâhiyeye iltica edip feryad etmek gerektir.

    Fakat dinî olmayan musibetler, hakikat noktasında musibet değildirler. Bir kısmı ihtar-ı Rahmânîdir. Nasıl ki çoban, gayrın tarlasına tecavüz eden koyunlarına taş atıp, onlar o taştan hissederler ki, zararlı işten kurtarmak için bir ihtardır, memnunâne dönerler. Öyle de, çok zâhirî musibetler var ki, İlâhî birer ihtar, birer ikazdır. Ve bir kısmı keffâretü'z-zünubdur. Ve bir kısmı, gafleti dağıtıp, beşerî olan aczini ve zaafını bildirerek bir nevi huzur vermektir. Musibetin hastalık olan nev'i, sabıkan geçtiği gibi, o kısım, musibet değil, belki bir iltifat-ı Rabbânîdir, bir tathirdir.

    Rivayette vardır ki, "Ermiş bir ağacı silkmekle nasıl meyveleri düşüyor; sıtmanın titremesinden günahlar öyle dökülüyor."

    Hazret-i Eyyûb aleyhisselâm, münâcâtında, istirahat-i nefis için dua etmemiş. Belki zikr-i lisanî ve tefekkür-ü kalbîye mâni olduğu zaman, ubudiyet için şifa talep eylemiş. Biz, o münâcâtla birinci maksadımız, günahlardan gelen mânevî, ruhî yaralarımızın şifasını niyet etmeliyiz. Maddî hastalıklar için, ubudiyete mâni olduğu zaman iltica edebiliriz. Fakat muterizâne, müştekiyâne bir surette değil, belki mütezellilâne ve istimdatkârâne iltica edilmeli. Madem Onun rububiyetine razıyız; o rububiyeti noktasında verdiği şeye rıza lâzım. Kazâ ve kaderine itirazı işmam eder bir tarzda ah, of edip şekvâ etmek, bir nevi kaderi tenkittir, rahîmiyetini ittihamdır. Kaderi tenkit eden, başını örse vurur, kırar. Rahmeti ittiham eden, rahmetten mahrum kalır. Kırılmış elle intikam almak için o eli istimal etmek nasıl kırılmasını tezyid ediyor; öyle de, musibete giriftar olan adam, itirazkârâne şekvâ ve merakla onu karşılamak, musibeti ikileştiriyor.

    https://www.youtube.com/watch?v=GodyL62KViY

    • 21 min
    Haset, yakın körlüğü yaşayanları nefret ve şiddete yönlendirse de, kazanan hep inananlar olmuştur [Siyer - 009]

    Haset, yakın körlüğü yaşayanları nefret ve şiddete yönlendirse de, kazanan hep inananlar olmuştur [Siyer - 009]

    - İnananlara boykot ve kuşatmanın uygunlandığı Şib-i Ebû Tâlib günlerinde nâzil olan Yusuf Sûresi büyük bir teselli ve müjde olmuştur.

    - Tarih boyunca haset, yakın körlüğü yaşayan insanları önce kin ve nefrete, sonrasında ise şiddete yönlendirmiştir.

    - 'Size olan düşmanlıkları, zaten ağızlarından taşıp meydana çıkmıştır.  Kalplerinin gizlediği düşmanlık ise daha fazladır.'

    (Âl-i İmrân Sûresi, 3:118.)

    https://www.youtube.com/watch?v=_8-XSSVJdR4

    • 22 min
    Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in her olumsuzluğa rağmen muhataplarını kurtarmak için yılmaksızın gösterdiği gayret [Siyer - 008]

    Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in her olumsuzluğa rağmen muhataplarını kurtarmak için yılmaksızın gösterdiği gayret [Siyer - 008]

    https://www.youtube.com/watch?v=Z1c10bLl1KA

    • 22 min
    Sabır, evhamla dağıtılmazsa, her musibete karşı kâfi gelebilir [Risale-i Nur - 015 | 2. Lem'a - 5]

    Sabır, evhamla dağıtılmazsa, her musibete karşı kâfi gelebilir [Risale-i Nur - 015 | 2. Lem'a - 5]

    https://www.youtube.com/watch?v=q6DhK-7JO1I

    İKİNCİ LEM'A - DÖRDÜNCÜ NÜKTE

    Yirmi Birinci Sözün Birinci Makamında beyan edildiği gibi, Cenâb-ı Hakk'ın insana verdiği sabır kuvvetini evham yolunda dağıtmazsa, her musibete karşı kâfi gelebilir. Fakat vehmin tahakkümüyle ve insanın gafletiyle ve fâni hayatı bâki tevehhüm etmesiyle, sabır kuvvetini mazi ve müstakbele dağıtıp, halihazırdaki musibete karşı sabrı kâfi gelmez, şekvâya başlar. Adeta—hâşâ—Cenâb-ı Hakkı insanlara şekvâ eder. Hem çok haksız bir surette ve divanecesine şekvâ edip sabırsızlık gösterir.

    Çünkü, geçmiş herbir gün, musibet ise zahmeti gitmiş, rahatı kalmış; elemi gitmiş, zevâlindeki lezzet kalmış; sıkıntısı geçmiş, sevabı kalmış. Bundan şekvâ değil, belki mütelezzizâne şükretmek lâzım gelir. Onlara küsmek değil, bilâkis muhabbet etmek gerektir. Onun o geçmiş fâni ömrü, musibet vasıtasıyla bâki ve mes'ut bir nevi ömür hükmüne geçer. Onlardaki âlâmı vehimle düşünüp bir kısım sabrını onlara karşı dağıtmak divaneliktir.

    Amma gelecek günler ise, madem daha gelmemişler, içlerinde çekeceği hastalık veya musibeti şimdiden düşünüp sabırsızlık göstermek, şekvâ etmek, ahmaklıktır. "Yarın, öbür gün aç olacağım, susuz olacağım" diye bugün mütemadiyen su içmek, ekmek yemek ne kadar ahmakçasına bir divaneliktir. Öyle de, gelecek günlerdeki, şimdi adem olan musibet ve hastalıkları düşünüp, şimdiden onlardan müteellim olmak, sabırsızlık göstermek, hiçbir mecburiyet olmadan kendi kendine zulmetmek öyle bir belâhettir ki, hakkında şefkat ve merhamet liyakatini selb ediyor.

    Elhasıl, nasıl şükür nimeti ziyadeleştiriyor; öyle de, şekvâ musibeti ziyadeleştirir. Hem merhamete liyakati selb eder.

    Birinci Harb-i Umumî’nin birinci senesinde, Erzurum'da mübarek bir zat müthiş bir hastalığa giriftar olmuştu. Yanına gittim. Bana dedi:

    "Yüz gecedir ben başımı yastığa koyup yatamadım" diye acı bir şikâyet etti.

    Ben çok acıdım. Birden hatırıma geldi ve dedim: "Kardeşim, geçmiş sıkıntılı yüz günün, şimdi sürurlu yüz gün hükmündedir. Onları düşünüp şekvâ etme. Onlara bakıp şükret. Gelecek günler ise, madem daha gelmemişler; Rabbin olan Rahmânü'r-Rahîmin rahmetine itimad edip, dövülmeden ağlama, hiçten korkma, ademe vücut rengi verme. Bu saati düşün.

    Sendeki sabır kuvveti bu saate kâfi gelir. Divane bir kumandan gibi yapma ki, sol cenah düşman kuvveti onun sağ cenahına iltihak edip ona taze bir kuvvet olduğu halde, sol cenahındaki düşmanın sağ cenahı daha gelmediği vakitte, o tutar, merkez kuvvetini sağa sola dağıtıp, merkezi zayıf bırakıp, düşman ednâ bir kuvvetle merkezi harap eder."

    Dedim: "Kardeşim, sen bunun gibi yapma. Bütün kuvvetini bu saate karşı tahşid et. Rahmet-i İlâhiyeyi ve mükâfât-ı uhreviyeyi ve fâni ve kısa ömrünü uzun ve bâki bir surete çevirdiğini düşün. Bu acı şekvâ yerinde ferahlı bir şükret."

    O da tamamıyla bir ferah alarak, "Elhamdü lillâh," dedi, "hastalığım ondan bire indi."

    • 22 min

Top Podcasts In Islam

Listeners Also Subscribed To