“Dünya, hassas kalpler için cehennemdir.” Bu söz, kulağa sert ve sarsıcı gelir. Ancak bu sertlikte, ruhun derinliklerini sorgulamaya çağıran bir davet gizlidir. Bu söz Goethe’nin Faust eserine atfedilir ilginçtir ki Bu söz tam olarak geçmez. İnsan acısı,arayış,varoluş geriliminden çıkarılmış eserin özdeyişidir. Peki neden dünya hassas kalpler için bir cehennem olarak görülür? Hassas bir kalp, dünyanın sertliğine uyum sağlamakta zorlanır. Çünkü bu dünya, güçlü olanın hayatta kaldığı, acımasızca ilerleyen bir düzen üzerine kuruludur. Doğa, insanlık tarihi boyunca bu sertliğin sahnesi olmuştur. Hayatta kalmak için savaşlar verilmiş, idealler kanla yazılmıştır. Hassas kalpler, bu sertlik karşısında sığınacak bir yer arar. Ancak dünya, sığınacak bir yer değil, mücadele edilecek bir alandır. Bu, Nietzsche’nin “Hayat bir kaosun içinden anlam yaratmaktır” sözünü hatırlatır. Hassas kalpler, bu kaosun içinde bir anlam arar ama çoğu zaman onun yükü altında ezilir. Hassas bir kalp, başkalarının göremediği ayrıntıları görebilir, onların hissedemediği derinlikleri hissedebilir. Ancak bu, aynı zamanda o kalbin daha çok acı çekmesine neden olur. Dostoyevski’nin kahramanlarını düşünün. Alyoşa, Raskolnikov, ya da Prens Mişkin… Hepsi derin bir hassasiyet taşır. Ancak bu hassasiyet, onları toplumun acımasız gerçekliğiyle yüzleşmek zorunda bırakır. Dostoyevski’nin dünyasında hassas bir kalbe sahip olmak, aynı zamanda bu dünyanın sertliğine açık olmak demek. Belki de bu yüzden, hassas kalpler için dünya bir cehennemdir. Çünkü o kalpler, yalnızca kendi acılarını değil, başkalarının acılarını da taşırlar. Cehennem Kavramı: Dışarıda mı, İçimizde mi? Bir başka bakış açısı da şu: Bu cehennem gerçekten dünya mıdır, yoksa hassas kalbin iç dünyasında mı yaşanır? Jean-Paul Sartre’ın “Cehennem, başkalarıdır” sözünü hatırlayalım. Sartre’a göre, cehennem, başkalarının yargılarında, onlarla olan çatışmalarımızdadır. Hassas bir kalp, bu yargılara ve çatışmalara karşı daha savunmasızdır. Ancak Rilke’nin şu sözünü unutmamalıyız: “Belki de bütün ejderhalar, bir gün prense dönüşeceklerini bilen yaratıklardır.” Belki de hassas kalpler, bu cehennemi bir dönüşüm fırsatı olarak görebilirler. Belki de dünya, onları yakarak daha saf bir anlam yaratmaya zorlar. Edebiyat ve Hassasiyetin Hikayesi Edebiyat, hassas kalplerin hikayeleriyle doludur. Virginia Woolf’un “Dalgalar” romanında, karakterlerin hissettiği derin yalnızlık, dünyayla baş edemeyen bir hassasiyetin izlerini taşır. Hassas kalpler, çoğu zaman kendi iç dünyalarına çekilir. Çünkü dünya, onların narin ruhlarını anlamakta yetersizdir. Ama bu çekilme, bir kaçış değil, bir dirençtir. Kendi varoluşlarının anlamını korumak için bir savunmadır. Son olarak, bu cehennemden kurtuluş var mı? Belki de hassas kalpler için kurtuluş, dünyayı değiştirmekte değil, kendi içlerinde bir anlam bulmaktadır. Mevlânâ’nın dediği gibi: “Dert, insana yol gösterir.” Hassasiyetin acısı, insanı derinleştirir. Belki de bu acı, insanın dünyayı daha iyi anlamasına olanak sağlar. Hassas kalpler, dünyanın yükünü taşırken, aynı zamanda onun güzelliğini de keşfederler. Son Söz Arkadaşlar “Dünya, hassas kalpler için cehennemdir” sözü, bir yandan dünyanın sertliğini bir yandan da hassasiyetin kırılgan gücünü bize hatırlatır. Eğer siz de bu dünyada hassas bir kalple yaşıyorsanız, bu bir cehennem olabilir. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Şimdi, hassasiyetinizi bir zayıflık değil, bir güç olarak görmeye çalışın.bu dünya, hassas kalpler olmasaydı gerçekten bir cehennem olurdu.