32 Folgen

İman hakikatleri, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in örnek hayatından tablolar, Risale-i Nur dersleri ve sohbetler…

Kardelen Kardelen

    • Islam

İman hakikatleri, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in örnek hayatından tablolar, Risale-i Nur dersleri ve sohbetler…

    Mâsivâ, ebed için yaratılan bir kalbin alâkasına medar olamaz [Risale-i Nur - 019 | 3. Lem'a - 1]

    Mâsivâ, ebed için yaratılan bir kalbin alâkasına medar olamaz [Risale-i Nur - 019 | 3. Lem'a - 1]

    https://www.youtube.com/watch?v=yuD-i5GOLW8

    ÜÇÜNCÜ LEM'A

    كُلُّ شَىْءٍ هَالِكٌ اِلاَّ وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ("Herşey helâk olup gidicidir—Ona bakan yüzü müstesnâ. Hüküm sadece O’na aittir; siz de O’na döndürüleceksiniz." Kasas Sûresi, 28:88) âyetinin meâlini ifade eden يَا بَاقِى أَنْتَ الْبَاقِى يَا بَاقِى أَنْتَ الْبَاقِى iki cümlesi, mühim iki hakikati ifade ediyorlar. Ondandır ki, Nakşîlerin rüesasından bir kısım, bu iki cümle ile kendilerine bir hatme-i mahsus yapıp muhtasar bir hatme-i Nakşiye hükmünde tutuyorlar. Madem o azîm âyetin meâlini bu iki cümle ifade ediyor. Biz bu iki cümlenin ifade ettiği iki hakikat-i mühimmenin birkaç nüktesini beyan edeceğiz.

    BİRİNCİ NÜKTE

    Birinci defa يَا بَاقِى أَنْتَ الْبَاقِى bir ameliyat-ı cerrahiye hükmünde kalbi mâsivâdan tecrit ediyor, kesiyor. Şöyle ki: 

    İnsan, mahiyet-i câmiiyeti itibarıyla, mevcudatın hemen ekserîsiyle alâkadardır. Hem insanın mahiyet-i câmiasında hadsiz bir istidad-ı muhabbet derc edilmiştir. Onun için, insan da umum mevcudata karşı bir muhabbet besliyor. Koca dünyayı bir hanesi gibi seviyor. Ebedî Cennete bahçesi gibi muhabbet ediyor. Halbuki, muhabbet ettiği mevcudat durmuyorlar, gidiyorlar. Firaktan daima azap çekiyor. Onun o hadsiz muhabbeti, hadsiz bir mânevî azaba medar oluyor.

    O azabı çekmekte kabahat, kusur ona aittir. Çünkü kalbindeki hadsiz istidad-ı muhabbet, hadsiz bir cemâl-ı bâkiye mâlik bir Zâta tevcih etmek için verilmiş. O insan sûiistimal ederek o muhabbeti fâni mevcudata sarf ettiği cihetle kusur ediyor, kusurunun cezasını firâkın azabıyla çekiyor. 

    يَا بَاقِى أَنْتَ الْبَاقِى bir ameliyat-ı cerrahiye hükmünde kalbi mâsivâdan tecrit ediyor, kesiyor.

    İşte bu kusurdan teberri edip o fâni mahbubattan kat-ı alâka etmek, o mahbuplar onu terk etmeden evvel o onları terk etmek cihetiyle Mahbub-u Bâkî’ye hasr-ı muhabbeti ifade eden يَا بَاقِى أَنْتَ الْبَاقِى  olan birinci cümlesi, "Bâkî-i Hakikî yalnız Sensin. Mâsivâ fânidir. Fâni olan, elbette bâki bir muhabbete ve ezelî ve ebedî bir aşka ve ebed için yaratılan bir kalbin alâkasına medar olamaz" mânâsını ifade ediyor. "Madem o hadsiz mahbubat fânidirler, beni bırakıp gidiyorlar. Onlar beni bırakmadan evvel ben onları يَا بَاقِى أَنْتَ الْبَاقِى demekle bırakıyorum. Yalnız Sen bâkisin ve Senin ibkân ile mevcudat bekà bulabildiğini bilip itikad ederim. Öyleyse, Senin muhabbetinle onlar sevilir. Yoksa alâka-i kalbe lâyık değiller" demektir.

    • 22 Min.
    Sabır kuvveti nasıl yönetilmeli?…Sabra inanmak ve sabır adına gayret göstermek…Sabır-namaz ilişkisi… [Sohbetler - 01]

    Sabır kuvveti nasıl yönetilmeli?…Sabra inanmak ve sabır adına gayret göstermek…Sabır-namaz ilişkisi… [Sohbetler - 01]

    https://www.youtube.com/watch?v=1E9zOAAXeM0

    Ey iman edenler! Sabır göstererek ve namazı vesile kılarak Allah'tan yardım dileyin. Muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir. (Bakara Sûresi, 2:153). 

    …sabrederseniz, bilin ki bu, sabredenler için daha hayırlıdır. (Nahl Sûresi, 16:126)

    Sabret! Senin sabrın da ancak Allah’ın yardımı iledir. (Nahl Sûresi, 16:127)

    Sabrın sonunun hayır ve selâmet olduğuna inanmalı ve bu noktada gayret göstermelidir. Allah ile irtibatı olmayan insan, sabrı ne kadar geniş olursa olsun, neticesi itibarıyla düşecek ve yolda kalacaktır. Cenâb-ı Hakkın insana verdiği sabır kuvvetini evham yolunda dağıtmazsa, her musibete karşı kâfi gelebilir. Fakat vehmin tahakkümüyle ve insanın gafletiyle ve fâni hayatı bâki tevehhüm etmesiyle, sabır kuvvetini mazi ve müstakbele dağıtıp, halihazırdaki musibete karşı sabrı kâfi gelmez, şekvâya başlar.

    …geçmiş herbir gün, musibet ise zahmeti gitmiş, rahatı kalmış; elemi gitmiş, zevâlindeki lezzet kalmış; sıkıntısı geçmiş, sevabı kalmış. Bundan şekvâ değil, belki mütelezzizâne şükretmek lâzım gelir. …gelecek günler ise, madem daha gelmemişler, içlerinde çekeceği hastalık veya musibeti şimdiden düşünüp sabırsızlık göstermek, şekvâ etmek, ahmaklıktır. Sendeki sabır kuvveti bu saate kâfi gelir.

    Hadis-i Şerif'te şöyle buyrulmuştur: Her kim iffetli yaşamaya gayret ederse, Allah onu iffetli kılar. Her kim Allah'tan başkasına minnet etmemeye gayret ederse, Allah onu hiç kimseye muhtaç bırakmaz. Her kim de sabırlı olmaya gayret ederse, Allah ona sabır verir. Hiçbir kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha büyük bir nimet verilmemiştir. 

    Buhârî, Zekât 50, Rikak 20; Müslim, Zekât 124, (1053); Muvattâ, Sadaka 7, (2, 997); Ebû Dâvûd, Zekât 28, (1644); Tirmizi, Birr 77, (2025); Nesâi, Zekât 85, (5, 95).

    • 18 Min.
    İnsan, Allah’ın isimlerinin tecellî ettiği küçük bir âlemdir [Risale-i Nur - 018 | 2. Lem'a - 8]

    İnsan, Allah’ın isimlerinin tecellî ettiği küçük bir âlemdir [Risale-i Nur - 018 | 2. Lem'a - 8]

    Cenâb-ı Hak, hadsiz kudret ve nihayetsiz rahmetini göstermek için, insanda hadsiz bir acz, nihayetsiz bir fakr derc eylemiştir. Hem hadsiz nukuş-u esmâsını göstermek için insanı öyle bir surette halk etmiş ki, hadsiz cihetlerle elemler aldığı gibi, hadsiz cihetlerle de lezzetler alabilir bir makine hükmünde yaratmış.

    Ve o makine-i insaniyede yüzer âlet var. Herbirinin elemi ayrı, lezzeti ayrı, vazifesi ayrı, mükâfâtı ayrıdır. Adeta insan-ı ekber olan âlemde tecellî eden bütün esmâ-i İlâhiye, bir âlem-i asgar olan insanda dahi o esmânın umumiyetle cilveleri var. Bunda sıhhat ve âfiyet ve lezâiz gibi nâfi emirler nasıl şükrü dedirtir, o makineyi çok cihetlerle vazifelerine sevk eder, insan da bir şükür fabrikası gibi olur. Öyle de, musibetlerle, hastalıklarla, âlâm ile, sair müheyyiç ve muharrik ârızalarla, o makinenin diğer çarklarını harekete getirir, tehyiç eder. Mahiyet-i insaniyede münderiç olan acz ve zaaf ve fakr madenini işlettiriyor. Bir lisanla değil, belki herbir âzânın lisanıyla bir iltica, bir istimdat vaziyeti verir. Güya insan o ârızalarla, ayrı ayrı binler kalemi tazammun eden müteharrik bir kalem olur, sahife-i hayatında veyahut levh-i misalîde mukadderât-ı hayatını yazar, esmâ-i İlâhiyeye bir ilânnâme yapar ve bir kaside-i manzume-i Sübhâniye hükmüne geçip, vazife-i fıtratını ifa eder.

    https://www.youtube.com/watch?v=K6grgWet8lU

    • 22 Min.
    İdeal toplumun inşasında Kur'an’ın ve Efendimiz aleyhissâlatü vesselâm’ın takip ettiği usüller [Siyer - 011]

    İdeal toplumun inşasında Kur'an’ın ve Efendimiz aleyhissâlatü vesselâm’ın takip ettiği usüller [Siyer - 011]

    https://www.youtube.com/watch?v=1zSGRXp1IlM

    • 22 Min.
    Musibetleri nasıl hafifletebiliriz?—Musibetler nimet olur mu? [Risale-i Nur - 017 | 2. Lem'a - 7]

    Musibetleri nasıl hafifletebiliriz?—Musibetler nimet olur mu? [Risale-i Nur - 017 | 2. Lem'a - 7]

    https://www.youtube.com/watch?v=GHoU5ZvuLuw

    İKİNCİ LEM'A - BEŞİNCİ NÜKTE

    İkinci Mesele

    Maddî musibetleri büyük gördükçe büyür, küçük gördükçe küçülür. Meselâ, gecelerde insanın gözüne bir hayal ilişir. Ona ehemmiyet verdikçe şişer, ehemmiyet verilmezse kaybolur. Hücum eden arılara iliştikçe fazla tehacüm göstermeleri, lâkayt kaldıkça dağılmaları gibi, maddî musibetlere de büyük nazarıyla, ehemmiyetle baktıkça büyür. Merak vasıtasıyla o musibet cesetten geçerek kalbde de kökleşir, bir mânevî musibeti dahi netice verir, ona istinad eder, devam eder. Ne vakit o merakı, kazâya rıza ve tevekkül vasıtasıyla izale etse, bir ağacın kökü kesilmesi gibi, maddî musibet hafifleşe hafifleşe, kökü kesilmiş ağaç gibi kurur, gider. Bu hakikati ifade için bir vakit böyle demiştim:



    Bırak ey biçare feryadı belâdan kıl tevekkül,

    Zira feryat belâ ender hatâ ender belâdır bil.

    Eğer belâ vereni buldunsa, safâ ender atâ ender belâdır bil.

    Eğer bulmazsan, bütün dünya cefâ ender fenâ ender belâdır bil.

    Cihan dolu belâ başında varken, ne bağırırsın küçük bir belâdan? Gel, tevekkül kıl.

    Tevekkülle belâ yüzünde gül, tâ o da gülsün. O güldükçe küçülür, eder tebeddül. 



    Nasıl ki mübarezede müthiş bir hasma karşı gülmekle, adâvet musalâhaya, husumet şakaya döner, adâvet küçülür, mahvolur, tevekkül ile musibete karşı çıkmak dahi öyledir.



    Üçüncü Mesele

    Her zamanın bir hükmü var. Şu gaflet zamanında musibet şeklini değiştirmiş. Bazı zamanda ve bazı eşhasta belâ, belâ değil, belki bir lûtf-u İlâhîdir. Ben şu zamandaki hastalıklı sair musibetzedeleri—fakat musibet dine dokunmamak şartıyla—bahtiyar gördüğümden, hastalık ve musibet aleyhtarı bulunmak hususunda bana bir fikir vermiyor. Ve bana, onlara acımak hissini iras etmiyor. Çünkü, hangi bir genç hasta yanıma gelmişse, görüyorum, emsallerine nisbeten bir derece vazife-i diniyeye ve âhirete karşı merbutiyeti var. Ondan anlıyorum ki, öyleler hakkında o nevi hastalıklar musibet değil, bir nevi nimet-i İlâhiyedir. Çünkü, çendan o hastalık onun dünyevî, fâni, kısacık hayatına bir zahmet iras ediyor, fakat onun ebedî hayatına faydası dokunuyor. Bir nevi ibadet hükmüne geçiyor. Eğer sıhhat bulsa, gençlik sarhoşluğuyla ve zamanın sefahetiyle, elbette hastalık hâletini muhafaza edemeyecek, belki sefahete atılacak.

    • 22 Min.
    Günümüz problemlerinin çözümünde, İslam’ın sahabe toplumunu dönüştürmede izlediği metodların önemi [Siyer - 010]

    Günümüz problemlerinin çözümünde, İslam’ın sahabe toplumunu dönüştürmede izlediği metodların önemi [Siyer - 010]

    https://www.youtube.com/watch?v=bgSHcAPo1Ao

    • 22 Min.

Top‑Podcasts in Islam

Zuhörer haben auch Folgendes abonniert: