Değer Yaratmanın Formülü

Mete Yurtsever

Bu podcast şirketlerin değer yaratmasının çalışan ve müşterilerine insan odaklı yaklaşmalarıyla mümkün olacağını, tasarım odaklı düşünme, davranış psikolojisi, inovasyon ve yaratıcılık alanında uzman yerli ve yabancı, profesyonel ve akademisyenlerin görüşleri ışığında ele alıyor. 📧 mete@innolabz.ist🙋🏻‍♂️ www.linkedin.com/in/meteyurtsever🛟 https://www.patreon.com/MeteYurtsever 

  1. 9h ago

    der ya Kitap Kulübü ile Süperiletişimciler

    Send us Fan Mail Kitap kulübümüzün 65inci buluşmasında Charles Duhigg'in Süperiletişimciler adlı kitabını konuştuk. Duhigg, Pulitzer ödüllü bir gazeteci ve Alışkanlıkların Gücü'nün yazarı. Bu kitabında süper iletişimcilerin sırlarına eğiliyor. Her konuşmanın üç türden birine ait olduğunu anlatıyor: pratik (buradaki asıl mesele ne?), duygusal (nasıl hissediyoruz?) ve sosyal (biz kimiz?). İyi iletişim de karşımızdakiyle aynı düzlemde buluşmakla başlıyor. Yani bu üç konuşmadan hangisini yaptığımızı anlamamız gerekiyor. Bunun için dinlediğimizi yansıtmayı, doğru sorular sormayı, duyguları duymayı ve çoklu kimliklerimizin farkında olmayı öneriyor. Kitap Boyner Yayınları'ndan, Handan Balkara Çevikus çevirisiyle çıktı, kendisi Alışkanlıkların Gücü kitabının da çevirmeni. İletişim insanın en temel becerisi olsa gerek ama bunu modern hayatlarımızda nasıl batırdığımızı görmek çok üzücü aslında. Kimse birbirini dinlemiyor diyoruz ya, kitabın kulaklara küpe bir yanıtı var: “İnsanlar dediklerinizi duysun istiyorsanız, bağlantı kurmanın bir yolunu bulmak zorundasınız” Kitabı genel olarak beğendik. Çoğumuz için akıcı, sistematik, kolay okunan bir kitaptı. Tekrarlarla ilerlemesi akılda kalmasına yardımcı oldu. Kitabın fazla Amerikalı örnekleri ve tarzı da hissediliyordu ama bu zaten “self help” kişisel gelişim kitaplarında kanıksadığımız bir durum haline geldi. Hepimizi etkileyen vurgulardan biri "Bu konuşmadan ne bekliyorsun; çözüm mü, yoksa sadece dinlenmek mi?" oldu. Bunu evde, iş yerinde, çocuklarımızla yaşadığımızı fark ettik. Çözüm üretmeye o kadar hazırız ki, duyulmak isteyen birini çoğu zaman duymadan geçiyoruz. Karşıdakinin söylediğini yansıtmayı denemiş arkadaşlarımız oldu, etkisini görmüşler. Bir arkadaşımız kitaptaki 36 soruluk yakınlaşma testini ekibiyle oyun olarak oynadı ve hepsi çok keyif aldı. Çoklu kimlikler bölümü de, kendimizi ve başkalarını tek bir etikete sıkıştırmamak fikriyle çoğumuzda karşılık buldu. Bu kitap doğrusu bir kerede hazmedilebilecek bir kitap değil sanki. Boyner Yayınları yöneticisi Zeynep Hanım’ın dediği gibi. Çok sayıda iletişim tavsiyesini aynı anda sindirmek mümkün değil. Ara ara okunup fikir alınabilecek, üstünde çalışılabilecek bir başvuru kitabı gibi. Hatta bu kitaplardan öğrendiklerimizi nasıl uyguladığımızı ve çıkarımlarımızı paylaşabileceğimiz bir alanımız olsa diye hep konuşuyoruz, der ya bunun için biçilmiş kaftan, bu konuda da planlarım var önümüzdeki dönemde. Son olarak bence evdeki gençlerimiz için de çok değerli bir kaynak, örneğin özellikle çoklu kimlikler bölümünü kızıma okutmayı planlıyorum. Bu bölümde görüşlerine yer verebildiğim arkadaşlarım sırasıyla (03:06) Aycan Acar Şahin, (05:53) Mete Yurtsever ve Aycan Acar Şahin, (07:31) Didem Güçlü İlgün, (11:44) Müge Önen, (12:50) Müge İrfanoğlu, (13:51) Ebru Başaran, (17:25) Uğur İyidoğan, (18:22) Müge İrfanoğlu, (22:03) Hatice Ergüven Doydum, (24:28) Didem Güçlü İlgün, (26:57) Zeynep Çelik, (30:57) Feyza Demir, (35:27) Mete Yurtsever ve (36:28) Suat Soy. Support the show

    der ya Kitap Kulübü ile Süperiletişimciler
  2. Sep 14

    der ya Sinema Kulübü ile Bir Konuşabilse

    Send us Fan Mail Sinema kulübümüzün 31inci buluşmasında yönetmenliğini Sofia Coppola'nın yaptığı, başrollerinde Bill Murray ve Scarlett Johansson'ın oynadığı 2003 yapımı Türkçe’ye Bir Konuşabilse ismiyle çevrilen “Lost in Translation” adlı filmini konuştuk. Film, Tokyo'da bir otelde karşılaşan iki Amerikalının hikâyesini anlatıyor: kariyerinin sonbaharındaki bir aktör ile henüz kendi hayatını arayan genç bir kadın. İkisi de kendi hayatlarında bir tür görülmeme, anlaşılmama hissiyle boğuşurken, hiç bilmedikleri bir dilde ve kültürde birbirlerini buluyorlar. Film, 2004'te En İyi Özgün Senaryo Oscar'ını kazanmış; ilginç bir detay olarak da Coppola'nın o dönemki eşi Spike Jonze'un on yıl sonra çektiği "Her" filmiyle bu filme bir tür sanatsal cevap verdiği söyleniyor. Sohbetimizde en çok yalnızlık teması üzerinde durduk. Tokyo'nun otuz milyonu aşan nüfusuna rağmen dünyanın en içine kapanık şehirlerinden biri olması, filmin arka planındaki yalnızlığı bizce daha da keskinleştiriyordu. Japonya'nın Amerikan sinemasında sık kullanılan bir dekor olmasının İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan kültürel-teknolojik bağdan geldiğini, filmdeki bazı abartılı Japonya tasvirlerinin de bu tarihten beslendiğini konuştuk. İki karakter arasındaki çekimin cinsel mi yoksa bir boşluğu doldurma hâli mi olduğu üzerine görüş ayrılığımız oldu. Kimimiz bunu, ikisinin de evliliklerinde göremedikleri ilgiyi birbirlerinde bulması olarak okudu; kimimiz ise daha karmaşık, adı konulamayan bir yakınlık olduğunu düşündü. Filmin merkezine iletişimi ve anlaşılmayı koyduğunu; tercümanın viski reklamı sahnesinde ya da final sahnesindeki fısıltıda olduğu gibi, kelimelerin bazen hiçbir şey iletmediğini ama bakışların, sessizliğin çok şey söylediğini konuştuk. Beni en çok düşündüren de bir insanın bu kadar tanıdığı ve bir ömür paylaştığı biriyle nasıl bu tür bir kopukluk yaşayabildiği oldu. Aslında bu çok karşılaşılan bir durum. Hayat mücadelesine kapılıp çocukların okulu, evin tadilatı, faturaların ödenmesi gibi işlerin peşine düştüğümüzde bir eş olmanın sorumluluğunu da keyfini de unutuyoruz. İlişki hiç böyle başlamamış olsa da. O nedenle iletişim ve o iletişime duyguyu, dayanışmayı katmak çok önemli. En kıymetlilerimizden bu özeni esirgemek zaman zaman hepimizin düştüğü tuzak oluyor sanırım, nazımızı çektirirken. Bu bölümde görüşlerine yer verebildiğim arkadaşlarım sırasıyla Fatih Yıldız, Ebru Başaran ve Feyza Demir oldu. Support the show

    der ya Sinema Kulübü ile Bir Konuşabilse
  3. Jun 1

    Pelin Dilara Çolak ile Düşünceyi Deneyime Çevirmek

    Send us Fan Mail Podcastimizin 300'üncü bölümünde Pelin Dilara Çolak'ı ağırladım. Pelin Dilara Çolak, felsefeyi dijital medyada yeniden konumlandıran akademik bir araştırmacı ve yayıncı. Onu 2018'den bu yana YouTube ve podcast platformlarındaki yayınlarından tanıyorsunuz; Cumhuriyet Gazetesi'nin ifadesiyle "toplumun her kesiminden insanı felsefeyle tanıştıran" bir isim. İçerik üreticiliğinin yanı sıra 2022'de Londra'da, 2025'te ise Berlin'de Philosophy Works adlı yaratıcı stüdyoyu kuran Pelin Hanım, Athenaeum Kitap Kulübü ve Kolektif 06 gibi topluluk projelerini de yürütüyor. Akademik çalışmalarını ise King's College London'da sürdürüyor.  Söyleşimizde önce Pelin Hanım'ın bir "bilgi girişimcisi" olarak çıktığı yolun arka planını, iş insanı vasfının ailesindeki izini sürmek istedim. Ardından felsefi düşünmenin derin düşünmeden farkını sordum; felsefe eğitiminin bir düşünme eğitimi olup olmadığını konuştuk. Bilim, din ve felsefe ilişkisinden insanın anlam arayışına, oradan da yapay zekânın felsefeyle neden bu kadar yakın temas hâlinde olması gerektiğine uzandık. Hubert Dreyfus'un MIT'de kurduğu Heideggerian Lab üzerinden, yapay zekânın çözemediği "çerçeve problemi"ni ve "yönelimsellik" kavramını ele aldık: Bir insanı insan yapan şey sahip olduğu bilgi yığını değil, hangi şeylere hangi önemi atfettiği; yani kendi yaşama dünyasını nasıl kurduğu. Stoacıların "arı kovanı için iyi olmayan, arı için de iyi olamaz" sözünden hareketle, konuyu bireyselliğin neden topluluk olmadan eksik kaldığına bağladık. Pelin Hanım, tek yönlü içerik üretiminden Athenaum ve Collective 06:00 gibi topluluk projelerine geçişini bu farkındalıkla açıkladı.  Yapay zekâ çağında bizi biz yapacak olan şey, sahip olduğumuz bilgi değil; o bilgiye yöneldiğimiz açı, kendi sınırlarımızı çizebilme becerimiz ve durup düşünmeye tahammül edebilmemiz olacak. Pelin Hanım'ın değer formülünün "düşünceyi deneyime çevirmek" olması, benim merakla başlayıp eylemle biten formülümle de güzel bir yerde buluştu. Bu söyleşiyle podcastime bir sezon arası veriyorum. Eylül ayında tekrar görüşmek üzere. (02:48) Girişimciliğinin geçmişinden gelen izleri (09:35) Felsefi düşünmenin, düşünmeden farkı (16:07) Felsefe eğitimi düşünme eğitimi midir? (21:42) Din’in rolü azalıyor mu? (27:02) Felsefe - psikoloji ilişkisi (36:07) Yapay zeka çağında felsefe nasıl insana hizmet edebilir? (45:40) Athenaum ve Collective 06:00 toplulukları (52:27) Pelin Dilara Çolak’ın değer yaratma formülü Pelin Dilara Çolak’ın Youtube kanalı https://www.youtube.com/@pelindilaracolak Pelin Dilara Çolak’ın Instagram sayfası https://www.instagram.com/pelindilaracolak/ Support the show

    Pelin Dilara Çolak ile  Düşünceyi Deneyime Çevirmek
  4. May 25

    Yiğit Hadi İrde ile Nerden Geliyo?

    Send us Fan Mail Bu bölümde "Yazarla Buluşma" serimiz kapsamında, "Nerden Geliyo?" kitabının yazarı Yiğit Hadi İrde'yi ağırladık. Yiğit Hadi İrde, on yıldır sürdürdüğü "Nerden Geliyo?" projesiyle Türkçe'deki kelimelerin etimolojik köklerini izleyen, son dönemde sosyal medyanın da yardımıyla geniş kitlelere ulaşan bir isim. Galatasaray Lisesi'nde Fransızca ile başlayan dil merakı, ardından İngilizce, İtalyanca ve Arapça köklerle genişlemiş. Reklam sektöründe metin yazarı olarak çalışan İrde, on yıl önce her gün bir kelimenin peşine düşme sözü vererek bu projeyi başlatmış. Kronik Kitap tarafından yayımlanan kitap bu kelimelerin ardındaki hikâyeleri, kavramların nasıl yolculuk ettiğini ve dillerin birbirleriyle nasıl konuştuğunu, tematik bölümler içinde okuyucuya sunuyor. Yiğit Bey beni şaşırtan ve düşündüren bir tespit yaptı; etimolojinin kelimelerin köklerine inerken ses değişimlerini, kaynakları çapraz okuyarak izlemenin sayısal, hatta matematiksel bir tarafı olduğunu söyledi. Metin yazarlığını da bir sanat değil zanaat olarak tanımlaması bu yüzden anlamlı geldi bize; kısıtlı bir alanda doğru mesajı doğru kelimelerle iletmek, kelimelerin matematiğine hâkim olmayı gerektiriyor. Konuşma boyunca pek çok başlığa değindik. Kitapta yer alan ve yer almayan kelimeleri konuştuk. Bir çoğumuz için atasözleri ve deyimler üzerine de bir çalışma yapılması bize anlamlı gelmişti, ama etimolojik olarak atasözleri ve deyimlerin izinin neden kelimeler kadar net sürülemediğini anlattığında ben ikna oldum. Toplantımızda kitabı genel olarak çok beğendiğimizi paylaştık. Akıcılığı, bölümlemesi, kelimeler arasındaki yaratıcı geçişleri özellikle takdir topladı. Bazılarımız kitabı baştan sona okumak yerine bir kelimeden diğerine merak ettikçe ilerlediğini, hatta aile içinde rastgele sayfalar açıp okuyarak kitabı bir oyuna dönüştürdüğünü paylaştı. Benim de bir çok ülkedeki yurtdışı deneyimimden ve yazarla olan benzer geçmişimizden kitabı hem sevdim hem de kelimelerle ilişkimizin aslında insanla ve kültürle ilişkimiz olduğunu bana bir kez daha hatırlattı. Yazarın güzel ifadesiyle, etimoloji hayatı daha "yüksek çözünürlüklü" görmenin bir yolu. Kelimelerin peşinden gitmek, aslında merakın peşinden gitmek; ve merak, hepimizi birbirimize ve kendimize daha çok yakınlaştıran bir kapı. "Nerden Geliyo?" Amazon linki https://amzn.to/4czvusj Instagram hesabı: https://www.instagram.com/nerdengeliyo/ Support the show

    Yiğit Hadi İrde ile Nerden Geliyo?
  5. May 18

    Bora Erkmen ile Kronos Bilgeliği

    Send us Fan Mail "Yazarla Buluşma" serimizde bu kez kurumsal eğitmen ve yazar Bora Erkmen'i ağırladık ve Ceres Yayınları'ndan çıkan Kronos Bilgeliği adlı kitabını konuştuk. Kitap, modern iş hayatının koşturmacasında kaybolmuş bir yolcu olan Eren ile zamanı farklı bir bilinçle ele alan Bilge'nin hikâyesini anlatıyor. Yazar, klasik bir kişisel gelişim kitabı yazmak yerine kurgu ile kurgu-dışını birleştiren hibrit bir anlatı tercih etmiş. Hikâyenin omurgasını Kronos'un altı bileşeni oluşturuyor: Kontrol, Ritim, Odak, Netlik, Organizasyon ve Sürdürülebilirlik. Bu bileşenlerin her biri doğadan seçilmiş birer simgeyle —güneş, ay, bal arısı, dağ kristali, arı kovanı ve sekoya ağacı— okura aktarılıyor. Kitabın sonlarına doğru ise Kronos'un yanına Kairos kavramı, yani "anda kalmak" ekleniyor; ölçülen zamanın yanına hissedilen zaman yerleştiriliyor. Kulübümüzde kişisel gelişim alanında bu konuyu ele alan bir çok kitap okuduk ve kavramların hemen hepsi tanıdıktı. Ama bunun bir hikaye olarak verilmesi, sürükleyici olması ve içerdiği tekniklerin sonundaki envanterle birlikte uygulanabilir bir rehbere dönüşmesi hoşumuza giden taraf oldu. İş hayatından, mail trafiğinden, gün sonu yorgunluğundan tanıdık gelen sahnelerin kitapta yer alması, anlatımı kuru bir öğretici tondan uzaklaştırmış. Bu teknikler çokça biliniyor ve üzerimize boca ediliyor ama Bora Bey bu tür kitaplardaki tekniklerin hepsinin herkese uygun olmadığını; her birimizin kendi enerjisini, biyolojik ritmini ve sınırlarını tanıyıp ona göre seçim yapması gerektiğinin altını çizdi. Kitabın sonunda paylaşılan dokümanlardan biri olan envanter sayesinde kendiniz için böyle bir öz değerlendirme yapıp kitabı bu şekilde okumanız mümkün. Diğer doküman ise tüm tekniklerin bütün yönleriyle anlatıldığı ve kullanımınıza sunulduğu bir derleme. Bora Bey’in kitabın kaynakçasına gösterdiği özen de özellikle bizdeki tüm yazarlara örnek olacak nitelikte, bunu da belirtmeden geçmek istemedim. (02:21) Bora Erkmen'in özgeçmişi ve zaman yönetimine ilgisi (14:21) Uğur İyidoğan (15:00) Bengü İlhan, (16:42) Doğru işi ve işi doğru yapmak (22:27) Bora Erkmen'in kişisel zaman yönetimi (31:50) Odaklanma becerisi (39:02) Bora Erkmen'in değer yaratma formülü Support the show

    Bora Erkmen ile Kronos Bilgeliği
  6. May 11

    Derya Kap ile Daha İyi Bir Feminist Olmak İçin Erkekleri Anlamak

    Send us Fan Mail Bu bölümde konuğum gazeteci, iletişim ve sivil toplum uzmanı, aktivist ve feminist Derya Kap. Derya ile feminizmin önyargılarla yüklü tanımından, erkekliğin neden bugün konuşulması gereken bir mesele olduğuna uzanan geniş bir çerçevede konuştuk. Derya, "daha iyi bir feminist olmak için erkekleri anlamam gerek" diyerek başladığı erkeklik çalışmalarının onu nasıl dönüştürdüğünü ve neden erkek müttefikler kazanmanın bu mücadelenin vazgeçilmez bir parçası olduğunu anlattı. Feminizmin aslında hayatın her alanında eşitlik talebi olduğu ve Türkiye'deki farklı feminist hareketlerin çeşitliliği üzerinde durduk. Ama ikimizin de kavramaya çalıştığımız soru erkekliği konuşmak neden bu kadar zor? Benim Ergün Güler ve Evren Diker ile yaptığımız söyleşide farkına vardığım "kırılgan erkeklik" kavramını Derya da destekledi. Kadınların kız kardeşlik kültürüne karşılık erkeklerin yalnızlığı sanırım erkekler olarak aşmamız gereken en ciddi engel. İş dünyası tarafına geçtiğimizde söylem ve politika arasındaki uçurumu konuştuk. Derya, kurum kültürünün ve yönetici tavrının olmadığı yerde söylemin ne kadar boş kaldığını örneklerle anlattı. Derya bütün zorluklara rağmen ümidini yitirmeyen bir aktivist ve herkese de kendi çevresinde yaratabileceği etkiye odaklanmasını tavsiye ediyor. Bir de bizi dinleyen erkeklere bir çağrısı var: Erkekliğe dair konuşmak isteyen erkeklerden yeni hikâyeler dinlemek istiyor. (01:18) Feminizm hâlâ neden yanlış anlaşılıyor? (06:58) Küresel bir geriye gidiş (09:06) Erkekleri anlamak (17:55) Bir tane erkeklik yok (24:06) İletişimle farkındalığı sağlamak mümkün mü? (30:53) İş dünyasında eşitlik: söylem mi, politika mı? (33:57) Derya Kap’ın değer yaratma formülü Derya Kap’ın YouTube kanalı https://www.youtube.com/@DeryaKap Support the show

    Derya Kap ile Daha İyi Bir Feminist Olmak İçin Erkekleri Anlamak
  7. May 4

    der ya Kitap Kulübü ile Sabahın Üçü

    Send us Fan Mail Kitap kulübümüzün 64'üncü buluşmasında Gianrico Carofiglio'nun Sabahın Üçü adlı romanını konuştuk. Bu buluşmamızda kitabın çevirmeni Eren Cendey de bizi onurlandırdı; hem söyleşimizi zenginleştirdi hem de İtalyan edebiyatının, çevirmenliğin perde arkasını bizimle paylaştı. 1961 Bari doğumlu Carofiglio, uzun yıllar organize suça karşı savcılık yapmış, sonra İtalyan Senatosu'nda görev almış bir isim. İtalya'nın en çok okunan yazarlarından biri olarak tanınıyor. Sabahın Üçü, adını Scott Fitzgerald'ın bir cümlesinden alıyor: "Ruhun gerçekten karanlıklar içine düştüğü gecede saat daima sabahın üçüdür." Romanın merkezinde, anne babası küçük yaşta ayrılmış ve babasıyla mesafeli bir ilişkisi olan genç Antonio var. Epilepsi tanısı konan Antonio, kesin teşhis için Marsilya'da uzman bir doktora gider; tedavinin son aşamasında babasıyla birlikte kırk sekiz saat boyunca uyumadan kalması gerekir. 80'lerin Marsilya sokaklarında geçen bu uykusuz iki gün, baba ile oğulun müzik, matematik, caz, aşk ve hayat üzerine sohbet ederek aslında birbirlerini ilk kez tanıdıkları bir yolculuğa dönüşür. Kitabın hacmiyle ters orantılı bir derinlik taşıdığı konusunda hemfikirdik. Büyük bir anlatısı yok ama içe işleyen, kişisel bir yere dokunan bir tadı var. Birçok arkadaşım kitabı bir solukta okuduğunu söyledi; çevirinin akıcılığının buna büyük katkısı olduğu özellikle vurgulandı. Eren Hanım'a teşekkürlerimizi sıkça yineledik. Baba-oğul ilişkisi kitabın ana ekseniydi. Ergenlik, boşanmış ailelerin çocukları üzerindeki etkisi, anne filtresinden babaya bakmak zorunda kalmanın yarattığı mesafe ve özellikle bizim kuşağımızın babalarındaki o sevgisini gösterememe hâli üzerine konuştuk. Eren Hanım'la sohbetimiz İtalyan edebiyatının genel dokusuna, yazarların aile ve aşk temalarına yatkınlığına, çevirmenliğin görünmez emeğine ve yayın dünyasının işleyişine uzandı. Her zaman farklı kitap önerileri de konuşuruz, bu kez daha fazla sayıda kitaptan bahsettik, aramızda bir çevirmen olunca. Elena Ferrante’nin dörtlemesi Napoli Romanları ve Yetişkinlerin Yalan Hayatı’nı ve Domenico Starnone’nin Bağlar’ını listeme yazdım. Linklerini bölüm notlarında bulabilirsiniz. Bu bölümde görüşlerine yer verebildiğim arkadaşlarım sırasıyla; (02:46) Ömer Tural, (05:25) Suat Soy - Eren Cendey, (09:20) Müge Önen, (11:18) Cem Çağatay Karaali, (13:54) Elif Ceylan, (17:39) Bengü İlhan, (19:20) Eren Cendey, (19:52) Mürsel Çavuş, (22:50) Eren Cendey, (23:32) Alim Küçükpehlivan, (25:06) Eren Cendey Tavsiye kitaplar: Sabahın Üçü - Gianrico Carofiglio https://amzn.to/3R27BBd Napoli Romanları - Elena Ferrante https://amzn.to/4tOnxpv Yetişkinlerin Yalan Hayatı - Elena Ferrante https://amzn.to/4wda9Nk Bağlar  - Domenico Starnone https://amzn.to/4ta9qcM Support the show

    der ya Kitap Kulübü ile Sabahın Üçü

About

Bu podcast şirketlerin değer yaratmasının çalışan ve müşterilerine insan odaklı yaklaşmalarıyla mümkün olacağını, tasarım odaklı düşünme, davranış psikolojisi, inovasyon ve yaratıcılık alanında uzman yerli ve yabancı, profesyonel ve akademisyenlerin görüşleri ışığında ele alıyor. 📧 mete@innolabz.ist🙋🏻‍♂️ www.linkedin.com/in/meteyurtsever🛟 https://www.patreon.com/MeteYurtsever 

You Might Also Like