Mevlana Takvimi

Mevlana Takvimi

Mevlana Takvimi günlük takvim yazıları

  1. 3h ago

    İSTİÂZENİN MAHİYETİ-07 KASIM 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Tevfikin Allâh (c.c.)’dan olduğuna inanarak "Euzü billahi mine’ş-şeytani’r-racim" demekten maksadımız, her türlü yasaklardan ve sakınılması gerekenlerin tamamından Allâh (c.c.)’a sığınmaktır. Yine şüphe yok ki yasaklar, ya itikâda veya âmele dair olur. İtikâda dair olanlar, Peygamberimiz (s.a.v.)’den gelen meşhur haberde şöyle geçmektedir: "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak. Tek bir fırka hariç hepsi cehennemdedir." Bu hadîs, yetmiş iki fırkanın bozuk inançlar ve batıl mezheblerle nitelenmiş olduklarına delildir. Şüphe yok ki "Euzü billâh" dememiz bütün sapıklıklardan Allâh (c.c.)’a sığınmayı içine alır. Bir şeyden sığınmak ise, ancak korkulan o şeyi tanıyıp, bâtıl ve çirkin olduğunu bilmekle mümkün olur. Böylece, "Euzü billâh" dememizin yakinî, hakikî meselelerden binlercesini içine aldığı ortaya çıkar. Batıl âmellere gelince, bunlar, hakkında yasaklanma olan her husustur. Bunlar da ya Kur’ân’da, ya mütevatir haberlerde, ya âhâd haberlerde, ya ümmetin icmâında yahut da sahih kıyâslarda yer alır. Ve yine şüphe yok ki, bu yasaklanan şeylerin sayısı binleri aşar. Bizim "Euzü billâh" dememiz, bunların hepsini ve tamamını içine alır. Bu izâhımızla, "Euzü billâh" dememizin, mühim ve muteber meselelerden on binlercesini veya daha fazlasını ya da daha azını içine aldığı ortaya çıkar. İnceliklerden birisi de; Cenâb-ı Hâkk’ın "Euzü billâh" sözü, yersiz inanç ve davranışları reddetmeye işarettir, "Bismillâh" sözü ise uygun inanç ve amellere işarettir. Buna göre O (c.c.)’un "Bismillâh" sözü, ancak gerçek inançların ve seçkin amellerin tamamına vâkıf olduktan sonra anlaşılır. Bu da selim aklın ve aşikâr hakikâtin doğruluğuna şehadet ettiği bir sıralamadır. (Fahruddîn Er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mefâtîhu’l-Ğayb, c.1, s.2-3)

  2. 3h ago

    FETVÂ USÛLÜ-06 KASIM 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Beyhakî, Abdullah b. Mübarek (r.a.)’den nakletti ki: Abdullah’a şöyle denildi: "Bir kişi ne zaman fetvâ verebilir?" Abdullah (r.a.) dedi ki: "Kişi, Kitap ve sünneti bildiği, Kitap ve sünnetten hüküm çıkarmaya kabiliyeti olduğu zaman fetva verebilir." Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kim kendi reyi, görüşü ile Kur’an hakkında bir görüş bildirirse, bu kişi görüşü isâbet etse bile hataya düşmüş demektir." Ömer (r.a.), İbn Abbas (r.a.)’a bir mektup göndererek dedi ki: "Kitabı, Resûlü ve kıblesi bir olan bu ümmet nasıl olur da ihtilâfa düşer?" İbn Abbas (r.a.) cevaben dedi ki: "Ya Emire’l Mü’minin! Bize Kur’an nazil oldu, biz de onun ne için indiğini bilerek okuduk, belledik. Bizlerden öyle kavimler, topluluklar gelecek ki Kur’an’ın ne için indiğini bilmeden onu okuyacaklar. Her grubun bu ayetten ayrı ayrı görüşleri olacaktır. Farklı farklı olduğunda ihtilâfa düşeceklerdir. İhtilâfa düşünce birbirleriyle savaşacaklardır." Evet, bunlardan anlaşılıyor ki Kur’an’dan doğru hüküm çıkarmak için ayetlerin sebebi nüzulünün, ne için indiğinin bilinmesi gerekmektedir. Bunlar da Resûlullâh (s.a.v.)’in hadislerinin bilinmesi ile mümkündür. Ömer (r.a.) Şureyh (r.a.)’e mektup ile bildirdi ki: "Bir mesele hakkında fetvâ vermen gerektiğinde Allâh (c.c.)’un kitabında olan hükme bak, meseleye bunu uygula. Eğer Kur’an’da bir şey bulamazsan, Resûlullâh (s.a.v.)’in sünnetiyle hükmet. Eğer sünnette de bir şey bulamazsan salih kişilerin (sahabelerin) ve âdil imâmların görüşlerine göre hüküm ver. Eğer bunlardan da bir şey bulamazsan, o zaman kendi görüşünle ictihât edersin." (İmâm Suyutî, Akidede Sünnetin Yeri, s.92-94)

  3. 3d ago

    MUSİBETE SABIR-05 KASIM 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Ebû Derda (r.a.) şöyle anlattı: "Hz. Süleyman (a.s.)’ın bir oğlu vardı , öldü. Kendisine iki melek geldi. Biri diğerine düşmanmış gibi gözüktü. Biri, ötekini kastederek şöyle dedi: "Ben tohum ektim ama hasat alamadım. Bu geldi, hepsini götürdü." Hz. Süleyman (a.s.) Ötekine sordu: "Sen ne dersin?" Şöyle anlattı: "Yolu tutup gittim. O tohumları, sağa sola saçtım; yolu açtım." Süleyman Peygamber öbürüne sordu: "Sen, yol üzerine tohum ektin? Oradan insanların geçeceğini bilmiyor musun?" Bu kez melek ona sordu: "Peki, sen neden oğlunun ölümüne aşırı üzülüyorsun? Bilmiyormusun ki ölüm, âhirete giden yoldur. " Abdullah b. Abbâs (r.a.) seferde iken, kızının öldüğünü duyunca dönüp geldi. Şöyle dedi: "Bir avret idi, Allâh onu gizledi. Bir zahmet idi, Allâh yetişti. Bir ecir idi, Allâh onu baha yolladı. Bundan sonra gitti; iki rekât namaz kıldı." Şöyle dedi: "Allâh’ın bize emrettiğini yaptık." "Sabır ve namazla yardım isteyiniz." (Bakara 45) Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "İçinizden birinin ayakkabısının bağı kopsa, onun için Allâh’a duâ etsin. O da başa gelen musibetlerden biridir." Ahmed b. Hamdan, Ahmed b. Hars, Kuteybe, Saîd, Mâlik b. Rebia, Ebû Abdurrahman yoluyla gelen bir rivayette; Ümmü Seleme Resûlullâh (s.a.v.)’ın şöyle buyurduğunu anlattı: "Bir kimse, bir musibete uğrarsa Allâh’ın emrine göre: "Biz, Allâh içiniz. Allâh’a döneceğiz. Allâh’ım beni bu musibetimle mükâfatlandır. Ondan ötürü hayırla karşıla" derse Allâhü Teâlâ onun dileğini kâbul eder." (Ebu’l-Leys es-Semerkandi , Tenbihü’l- Gafilin s.297-298)

  4. 3d ago

    FİZİKSEL GÜZELLİKLER GEÇİCİDİR-04 KASIM 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Oğulları için kız seçmeye çalışan annelerin büyük bir kısmı bu seçimlerini ahlâktan önce fiziksel güzelliği ön plana alarak yapmaktadır. Oğullarına alacakları kızın dünya güzeli olmasını istiyorlar. Halbukî fiziksel güzellik geçicidir. Dünya güzeli bir kız ile evlenilse ahlâkı güzel değilse o fiziksel güzellik kısa süre içinde unutulur, görülmez olur. Bahçesi olanlar bilir, bir bahçe ne kadar güzel olursa olsun (oturup özellikle bakılmadığı müddetçe) belirli bir süre sonra alışıldığı için, gelip geçerken o güzellikler görülmez olur. Onun için eş seçimi yapılırken fiziksel güzellikten ziyade ahlâki güzellik dikkate alınmalıdır. Nebi (s.a.v.) "Saliha kadının bulunduğu ev cennet bahçelerinden bir bahçedir." buyurmuşlardır. Yine "Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: Güzel koku, helâl nisa (kadın), gözüm nuru olan namaz." buyrulmuştur. Bu sebeple kişinin kendisinin saliha hanım aramaya niyet etmesinin yanında anababasını da buna yönlendirmesi gerekir. Mutlu bir evlilik hayatı için evlenilecek kızda aranması gereken ilk özellik Resûlullâh (s.a.v.)’in de tavsiye buyurduğu gibi dininin, ahlâkının güzel olması olmalıdır. Böyle bir hanım bulmanın yollarından biri onun ailesinin araştırılmasıdır. Araştırmaya göre güzel ahlâklı temiz bir ailenin kızı ise, kızın kendisi hakkında da mâlumatlar uygunsa ve istihareye yatıldığı zaman da hayırlı görülürse "Allâh nasip etsin, hayırlı olsun." denir. Ama şimdiki sistemlerle evlenildiği takdirde bunun neticesi geçimsizliğe ve boşanmaya gitmektedir. (Ömer Muhammed Öztürk, Sohbetler-2, s. 107-108)

  5. 4d ago

    NEZİR (ADAK) ORUCU-03 KASIM 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Bir kimse oruç tutmayı nezretse nezrini yerine getirmesi ve oruç tutması lâzım gelir, eğer tutmazsa günahkâr olmuş olur. Nezir iki kısımdır; muayyen nezir ve muayyen olmayan nezir. Muayyen nezir, kişinin, “bu hafta Cuma günü oruç tutmak Allâh (c.c.) için üzerime borç olsun” veya “yarın oruç tutmak Allâh için üzerime borç olsun” demek sûretiyle nezir zamanını tayin etmesidir. Muayyen nezir orucu, geceden niyet etmekle sahih olur, eğer geceden niyet edilmemişse gündüzün yarısının öncesine kadar niyet edilmesi caizdir. Bir kimse Cuma günü oruç tutmayı nezretse ve Cuma günü, nezir orucuna niyet etmeksizin mutlak oruca niyet ederek oruç tutsa, tuttuğu oruç, nezir orucu olarak sahih olmuş ve onunla nezir borcundan kurtulmuş olur. Yalnız bu, mutlak oruca niyet etmiş olması hâlindedir, eğer kasten veya unutarak kaza orucuna niyet etmişse tuttuğu oruç, nezir değil kaza orucu olmuş olur. Muayyen olmayan orucu, kişinin, “bir gün oruç tutmak Allâh (c.c.) için üzerime borç olsun” veya “eğer babam şifa bulursa beş gün oruç tutmak Allâh (c.c.) için üzerime borç olsun” demesidir. Muayyen olmayan nezir orucu yalnızca geceden niyet etmekle sahih olur. Bir kimse Kurban Bayramının ilk günü oruç tutmayı nezretse oruç tutması icap etmez, bilâkis o günde oruç tutmaması ve oruç tutmanın mekruh olmadığı başka bir günde nezrini kaza etmesi gerekir. (Eşref Ali et-Tehânevî, Hanefi İlmihali, s.336-337)

  6. 6d ago

    İSLAMDA TESETTÜR VE CİLBAB-01 KASIM 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Kadınların el, yüz ve ayakları dışında, sarkan saçları dahil bütün bedenleri namazda veya yabancı erkeklerin yanında örtülmesi gerekli olan yerlerdir. El ve yüzün ise bir fitne korkusu bulunmadıkça namazda da namaz dışında da örtülmesi gerekmez "Kadınlar süslerini (yabancı erkeklere) açmasınlar" (Nur s. 31) ayetinde "kendiliğinden görünen yerler müstesnadır" istisnası ile, bedenden bazı yerlerin açık kalabileceğine işaret edilmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v), Hz. Ebû Bekir (r.a.)’ın kızı Esma'ya el ve yüzün açık kalabileceğini bildirdiğini belirtmiştir. Başka bir hadiste Resûlullâh (s.a.v.); "Kadın örtülmesi gereken avrettir. Dışarı çıktığı zaman şeytan ona gözünü diker" buyurmuştur. Sonuç olarak Nur Suresi 31. ayetteki baş örtüsü (hımar) ve Ahzab Suresi 59. ayetteki dış giysi (cilbab) terimleri birlikte değerlendirilince, kadın için iki parçalı bir giysi şekli ortaya çıkar. Birincisi; saç, boyun ve göğüsleri örten ve omuzlara doğru yakaların üstüne serbest bırakılan "baş örtüsü"; ikincisi ise "dış giysi" olup, bunun şekli iki türlü tarif edilmiştir. Başörtüsünün üstünden, bedeni aşağıya kadar örten büyük parça giysi veya başörtüsünün altında boyundan aşağı topuklara kadar örten dış giysi cilbabın tarifleri arasındadır. Hatta cilbaba, başörtüsü veya peçe anlamı verenler olduğu gibi Abdullah b. Abbas (r.a)'ın "rida" yani bedenin üst bölümünü örten dış giysi ya da örtü anlamını verdiklerini bildilmiştir. Örtünmenin gayesi zinadan ve yabancı erkeklerin sarkıntılık yapmasından sakındırmak olduğuna göre, giysinin parça sayısına bakmaksızın bu nitelikleri taşıması gerekir. Altını göstermemesi, bol olması, karşı cinsin giysisine benzememesi bu nitelikler arasında sayılabilir. (Ali Rıza Peker, Örtünme ve Tesettür)

  7. 6d ago

    HARB HİLEDİR-02 KASIM 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Hz. Nuaym İbni Mes'ûd (r.a.) Hendek harbi esnasında İslâm'la şereflendi. Medineli müslümanları, dışardan Kureyş ve Gatafan kabileleri, içerden Benî Nâdir ve Benî Kureyza Yahudileri kuşatıp ortadan kaldırmak istediler. Bu kuşatma yirmi gün kadar sürdü. Her iki tarafta da açlık, sefalet başgösterdi. Gatafan kabilesinden Hz. Nuaym (r.a.) gece karanlığında kalkıp Resûlullâh (s.a.v.) Efendimizin yanına gitti. "Ya Resûlullâh (s.a.v.)! Ben Müslüman oldum. Yalnız kavmimin bundan haberi yok. Şimdi bana dilediğini emret!" dedi. İki Cihan Güneşi Efendimiz de ona: "Kavmine git ve düşmanımızın gayret ve gücünü zayıflat. Çünkü harp hiledir." buyurdu. Nuaym İbni Mesûd (r.a.) önce Benî Kureyza'ya gitti: "Burası sizin memleketiniz. Başka bir yere gidecek haliniz yok. Ama Kureyş ve Gatafan öyle değil. Savaşı kazanırsa ganimet bilirler. Kazanamazlarsa güven içinde memleketlerine dönerler." dedi. Hatta onların bazı adamları yanlarına alarak rehin tutmalarını teklif etti. Oradan çıktı Kureyş ve Gatafan'a geldi. Onlara da: "Beni Kureyza'nın Hz. Peygamber (s.a.v.)'le anlaştığını ve Kureyş ile Gatafan’dan bir çok kişiyi alıp Nebi (s.a.v.)’e teslim edeceğini" söyledi. Benî Kureyza'yı denemek için İkrime gönderildi. "Yarın çarpışmaya karar verdik." dedi. Onlar: "Yarın yanımızda rehin kalmaları için yetmiş kişiyi bize vermedikçe sizinle birlikte harb etmeyiz." cevabını verdiler. Hz. Nuaym (r.a.) bu şekilde düşmanları birbirine düşürdü. Aralarındaki anlaşmaları bozmada başarılı oldu. Gece yarısı bir de şiddetli rüzgâr çıktı. Perişan bir vaziyette karanlıkta çekip gitmek zorunda kaldılar. O günden sonra Hz. Nuaym İbni Mesûd (r.a.) Resûlullâh (s.a.v.)'in güven kaynağı oldu. (Yusuf Kandehlevî, Hayatu’s-Sahabe)

  8. Oct 31

    SULTAN II. ABDÜLHAMİD’DEN BATI’YA İNSANÎ YARDIM-31 EKİM 2026-MEVLANA TAKVİMİ

    Osmanlı, en azılı düşmanlarına dahi insanca davranmaktan, merhametle yaklaşmaktan geri durmadı. Tarihimiz, bunların emsalsiz misalleriyle doludur. Batılı devletlerin en çok düşmanlık besledikleri ve yıllarca devirebilmek için iş birliği yaptıkları Osmanlı padişahlarının başında, Sultan II. Abdülhamid gelir. Ağır ithamlarla andıkları o Abdülhamid Han, aleyhindeki onca kara propaganda ve emperyalist politikaya rağmen Batı Dünyası’nda meydana gelen kimi felaketlere yüksek insanî duyarlılık göstermiştir.Osmanlı’nın insanlığı, Sultan II. Abdülhamid zamanında dünyanın diğer ucunda yer alan ABD’ye kadar erişmişti. 1894’te, ABD’nin kuzeybatı bölgesindeki ormanlarda büyük bir yangın meydana gelmiş ve ağır zarara yol açmıştı.Osmanlı’nın Washington sefiri Mavroyani, Yıldız Sarayı’na gönderdiği bir mektupla, yardım teklifinde bulundu. Padişah Abdülhamid Han, teklifi memnuniyetle karşıladı. ABD’li felaketzedelere önceden planladığı 100 liralık bağışı, 300 lira gibi mühim bir meblağa yükseltti. II. Abdülhamid Han, 1890 yılı Kasım ayında Saale Nehri’nin taşmasından dolayı Turinc bölgesinde mağdur olan Alman halkına da yardım elini uzatmıştı. Jena Şehri, Naumbourg, Weissenfels ve Mersabourg daireleriyle, Saks Altenburg Dükalığı’nın batı tarafları selzedelerine dağıtılmak üzere Alman İmparatoru’na 750 Osmanlı Lirası göndermişti. Saks Altenburg Dükası, yardımdan dolayı minnet ve şükranlarını Osmanlı’nın Berlin Sefiri aracılığıyla şöyle iletmişti: "Vatandaşlarımın karşılaştığı sıkıntı ve musibetler karşısında gösterilen bu insaniyetli yaklaşımınızdan dolayı son derece memnun olduğumdan bütün içtenliğimle teşekkürlerimi sunmak istedim. Şahsınız ile hanedanınızı her türlü bela ve afetlerden korumasını Allâh’tan temenni eder, bu vesile ile saygılarımın kâbulünü rica eylerim." (İsmail Çolak, Zafer Dergisi, Mart 2021, 531. Sayı)

About

Mevlana Takvimi günlük takvim yazıları