Mescidde Sübhânallâh, Lâilâhe illallâh, El-hamdülillâh, Allâhü Ekber gibi zikirlerle Allâhü Teâlâ’yı çokça anmalı, orada çokça Kur’ân-ı Kerîm okumalıdır. Mescidde Resûlullâh (s.a.v.)’in hadîs-i şerîflerini, fıkıh ilmini ve diğer dinî ilimleri okumak müstehaptır. Mescidde oturan kimse, ibâdete (diğer adıyla itikâfa) niyet etmelidir. Şâfiî âlimlerine göre, bir kimse mescidde bir an bile kalsa, itikâfa niyet edince sevâp kazanır. Âlimlerimizden biri şöyle demiştir: "Mescide giren biri, orada hiç kalmadan geçip gitse bile, itikâfa niyet edince sevâp kazanır. Buna göre, sevâp kazanabilmek için mescidde hiç değilse bir an durmalı, sonra yoluna devam etmelidir." Mescidde oturan kimse, gerektiğinde insanlara iyi şeyleri tavsiye etmeli, onları kötü şeylerden sakındırmalıdır. Esasen bu görevi mescidde olmayan müslüman da yapmak durumundadır; ama mescidde oturan kimsenin, o yüce mekânı, oranın şerefine yakışmayan davranışlardan korumaya çalışması icap eder. Âlimlerimizden biri şöyle demiştir: "Mescide giren kimse, abdesti bulunmadığı veya âcil bir işi olduğu için yahut benzeri bir sebepten dolayı iki rekât "tahiyyetü’l-mescid" namazını kılamazsa, onun şu zikirleri dört defa söylemesi müstehaptır (sevâptır): Sübhânallâhi, velhamdülillâhi, velâilâhe illallâhu, vallàhü ekber." "Tahiyyetü’l-mescid", mescide giren kimsenin, mescidin sahibi olan Allâhü Teâlâ’yı saygıyla selâmlaması demektir, nâfile bir namazdır. Bu konuda Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: "Biriniz mescide girdiğinde, oturmadan iki rek‘at namaz kılsın" (Buhârî) buyurmuştur. (İmâm Nevevî, el-Ezkâr, c.1, s.99-100)