Umut Kaşan

Umut Kaşan ( Dualiteli)

Didim'in de ilginç ve bir o kadar dinlenesi halleri vardır didim ve başladım. Zaten konuşmakla ilgili sıkıntımız olmadı. Kimse dinlemese de olur :) anlatırım ben... Ben Umut Kaşan. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.

  1. 05/31/2025

    Eyy ‘76 doğumlular farkındasınız değil mi? Neredeyse 48 koca yıl bitti.

    Türkiye’de işçi sınıfının mücadele tarihinde önemli birdönüm noktası olarak bilinen 15-16 Haziran 1970 Büyük İşçi Direnişinin yıl dönümünde (1976 yılı 15 Haziran) öğretmenlik yapan anne babamın ilk bebek heyecanında daha cinsiyetim bile oluşmadan adı konulmuş bir Umut’um. Direnişin yıl dönümünde minik, şirin bir direniş olarak doğmuşum. ilk ciddi direnişim doğumda olmuş. Doktor bakmış ki inatediyorum, o yıllarda sezaryen yerine tercih edilen yöntem olan Forseps ile çekip çıkarmış beni. Dünya’ya direnerek gelen bir bebek için oldukça riskli bir merhaba olmuş benimkisi. Yüz felci, kafa kemik yapısında bozulma, zekâ geriliği gibi sevimsiz ihtimaller içinden hangisini seçtim ben de bilmiyorum ama artık tercih edilmeyen bir doğum yöntemi olduğunu ve hayatım boyu hep bir şeylere direndiğimi iyi biliyorum. Kaç kez direndim, kaç kez yeniden doğdum işte onu ben de bilmiyorum. Zamanla değil, zihnimle büyüdüm. Hayatın içinden süzülmüş, dövüşmüş, direnmiş, yenilmiş, kazanmış, kaybetmiş, ağlamış, ağlatmış, değişmiş dönüşmüş hiçbir koşulda özüyle bağını koparmamış damıtılmışlardanım. “Gözlemci” değil tanığım. Zamanı hem ağır hem de hızlı yaşamışım. Eski usul de bilirim yenisini de dün de benim yarın da benim. 1976’dan bu yana dünya kaç kez değişti bilmiyorum ama ben en çok kendimin değiştiğine tanığım. Analogla dijitalin tam ortasındayım ne X kuşağıyım ne de Y kuşağı, ben hep arada kalmış kuşaktanım. Sofra beziydim, sokak düğünüydüm, çatıdaki salça, balkondemirlerindeki yeşil biber, Siverek’te Pestil, Afyon’da patatesli ekmek kokusu, Korkuteli’nde Elma, Aydın’da İncir, Balıkesir’de sabah şekeri, genç turizmci, dalış eğitmeni, yaratıcı drama lideri, TV’de programcı, gazetede muhabir, dergide hepsi ama hangi işi yaptıysam idealistçe yaptım ve kendime çok yakıştırdım, hangi işi yaparsam yapayım hep yazdım. İlkokul birinci sınıfa gitmeden kendi kendine okumayı yazmayı öğrenen ve sabahlara kadar boyundan büyük, yaşından büyük kitaplar okuyan birisi için oldukça iddiasız ama her fırsatta yazdım. İddiasızca yazdım.

    16 min
  2. 05/17/2025

    Mobbing Suçtur. Psikolojik şiddet amasız fakatsız şiddettir.

    Öncelikle bir ön bilgi vermeliyim. Didim Belediyesinde çalışan bir kadın işçi ilk defa cesaret gösterip mobbing davası açtı. cesaret gösterip bana konuştu. Bu özel röportaj sonrası ise benim kabus gibi bir başka sürecim başladı. Beni suçlayanlar ile bana teşekkür edenlerin arasında yeni telefonlar yeni hikayeler dinlemeye başladım. Sizlerle de paylaştığım bu bölümde ben hiç konuşmadım, ben de sizler gibi dinledim. Didim Belediyesinde Mobbing gördüğünü söyleyen, bu süreçte çalışma arkadaşı olan #nilüferaltıner ı *nt*h*r etmesi sonucu kaybeden bir başka kadın işçidir konuşan.Öncelikle #psikolojikşiddet amasız fakatsız şiddettir. Hatta bazen en ağır şiddettir. Bazen bir cümle sizi yerden yere çarpar. Yumruk yemiş gibi olursunuz. Yediğiniz o yumruğa siz de öfkeyle karşılık vermek istersiniz kavganın da adabı budur ama karşınızdaki sizin amirinizdir. Sizin kendinizi savunma hakkınız da yoktur, konuşma hakkınız da... İşte bazen kocanız, bazen kaynananız bazen iş arkadaşınız bazen de amirinizdendir gelen o yumruk ... Dişini sıkarsın. İçine içine ağlarsın. Duvarı nem, insanı gam yıkar diye boşuna söylememiş atalar. O gam seni yıkana kadar devam eder. Sen artık sen değilsindir... Günden güne çürürsün. Mobbing budur. Suçtur.Sizin ondan güçsüz olduğunuzu bilen, senin ekmeğin benim elimde şimdi güç bende diyen, psikolojik şiddet uygulayan her kim olursa olsun, şiddet gören de her insan gibi birine sarılmak, birinden destek almak güç bulmak ister ama işte Mobbing de lanetli bir şiddettir. Artık iş yerinizde sizi tek başınızasınızdır. Geç hakkınız olanı sizinle birlikte savunmayı, kimse sizin yanınıza bile ge le mez. Nasılsın bile diyemez. Ötekileştirilmek de budur...31 Mart seçimleri sonrasında çaresizce bana yaşadığı psikolojik şiddeti anlatan, benimle konuşan, paylaşan destek isteyen, kadın dayanışması adına gerek psikolojik destek gerekse de hukuki destek sağladığımız #didimbelediyesi işçilerine, bu günlerde Didim Belediyesi'ne #Mobbing davası açan bir evladı ile işssiz kalan G.A ya destek vermeleri gerektiğini elbette hatırlattım.Maalesef işçiler hep tek başına... idareciler ise hem suçlu hem de güçlü. Evet çok üzgünüm. Onlar kadar üzgünüm. Onca hikayeyi dinleyip üzgün olmamak imkansız. Vallahi susmayın. #mobbingsuçturArtık ezen ve ezilen var. Bu yöneticilik değildir, bu siyaset değildir, bu insaniyet ile ilgili bir durumdur. Nilüfer Abla'ya da sözüm var, onun için.... #NilüferAltıner

    31 min
  3. 05/03/2025

    Hıdrellez... “Hızır ve İlyas her gece buluşmaz”

    Yılın bazı günleri vardır asla takvimden ibaret olmayan diğer günler gibi olmayan günler. Doğum günlerin mesela, her türlü yıl dönümleri sana dair, sadece seni ilgilendiren günler gibi bir de yılbaşı, bayramlar, dini günler, kandil, Paskalya ya da Hıdrellez gibi özel günler vardır hepimize dair. Nasıl ki tarihlerin değişmesine tanıklık ettiğimiz için, yeni başlangıçlar yapmak için tam da vaktidir diye yılbaşı özeldir. Doğanın yeniden doğuşuna tanıklık ettiğimiz için özeldir Hıdırellez. Hıdırellez’in sadece bir gelenek değil, aynı zamanda tescilli çok kültürlü bir mirastır. Türkiye ve Makedonya’nın ortak başvurusuyla gerçekleşen bir tescille 2017 yılında UNESCO tarafından Somut Olmayan Kültürel Miras listesine alınmıştır Hıdırellez. Doğal döngüye duyulan saygı, toplumsal dayanışma ve kuşaklar arası aktarım gibi değerlerin vurgulanarak insanlığın ortak mirası olarak kabul gören Hıdrellez UNESCO belgelerinde; mevsimsel geçişleri kutlayan, toplulukları bir araya getiren, doğayla uyumlu yaşamı destekleyen kültürel uygulamalar olarak tanımlanıyor. Çünkü her toplumun kalbinde, zamanı durduran, doğayı konuşturan, insana umudu hatırlatan efsaneler, hikayeler mitler vardır. Anadolu topraklarının en köklü ve en bilinen efsanelerden biri, her yıl 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan Hızır ile İlyas’ın mucizevi buluşması olarak yaşatıyoruz biz Hıdırellez’i. Nevruz’un ateşinden Hıdırellez’in gül ağacına, Paskalya’nın mum ışığına kadar… Baharın gelişi yalnızca mevsimsel değil, insanın içsel yenilenme çağrısıdır, hayata yeniden niyet etmektir. Sadece dilemekle kalmaz, dilerken isteriz. İşte tam burada, istemeyi bilmenin inceliği devreye girer. Nevruz’da ateşin başında, Hıdırellez’de gül ağacının altında, Paskalya’da mumun etrafında toplanan insanlar aslında tarihler boyunca aynı şeyi yaptılar. İstemeyi bilmeyi öğrettiler. Çünkü istemek, sanıldığından çok daha derin çok daha içseldir. İstemek sadece dilek tutmak değil, ona hazır olmak, onun için yer açmak, dönüşmeye hazır olmaktır. İstemeyi bilmeyi de gerektirir. Niyet etmek, dilek dilemek masumdur diye öğrettiler bize istemek zayıflıktır, kötüdür dediler. İstemeyi bir türlü öğrenmedik. Günümüz insanın içinde “İhtiyacımı belli edersem diğerleri bunu zayıflık olarak görürler” korkusu var. Oysa istemek, bilinçli bir yöneliştir. Bir niyetin söze, harekete, bazen de bir alışkanlığa bir ritüele dönüşmesi için istemeyi bilmek gerekir. Tam da bu yüzden "istemek" başlı başına bir eylemdir. Hıdırellez de bize çaktırmadan Hızır ve İlyas her gece buluşmaz. "Sadece hayal etme, emek ver zamanını bekle” der. Modern hayatın karmaşasında anlık değişen ruh halleriyle çoğu zaman ne istediğimizi bile unutuyoruz. Mücadeleden, inanmaktan, umut etmekten hayal kurmaktan vazgeçme diyen Hıdırellez gibi kadim ritüeller ise bize bir durak, bir ayna sunuyor. Bir an durup kendine “Ben ne istiyorum gerçekten?” diye sormak gerekiyor. Bu soruya vereceğin içten, kalpten bir yanıt, belki de hayatını değiştirecek. İstemeyi bilmek neyi istediğin kadar önemlidir. Çünkü her dilek, önce bir hazırlık ister. Ne istediğini bilen insanın bakışı değişir, sözleri derinleşir, yolu netleşir. İstemeyi bir zayıflık sanıyoruz ya bence gerçekte, istemek cesarettir. Çünkü kalbinin tam ortasında bir şey istemek, onu kaybetme riskini de göze alabilmektir. Hayat bazen bütün telaşıyla üzerimizden geçerken, bizler bazen tam olarak ne istediğimizi unutuyoruz. Bazen bir şeyleri ister gibi yapıyor, ama içten içe hazır olmadığımızı biliyoruz. Oysa istemek, bir arzudan çok daha fazlasıdır. Hazır olmaktır. Yer açmaktır. Sabretmektir. Bence Hızır ve İlyas her bahar insanlığa usulca fısıldar. “İstemek bazen de vazgeçmekten geçer: Seni durduran konforundan, alışkanlıklarından eski isteklerinden vazgeçmeden, yenisi için yol açamazsın.”

    22 min
  4. 12/23/2024 · BONUS

    İçin kırılmış senin.

    Meğersem ne çok korurmuş kaburga kemiklerimiz bizi. Ne işe yaradığını kestiremediğimiz ne çok önemli organımız var. Kırık sonrası tomografi ile kalp fonksiyonlarına bakıyorlar ilkin. Kırık nerede ve nasıl olursa olsun kalbi etkiliyor demek ki... Düzenli hareketleri olan kırık bir arkadaşa hadi ama sen de kırılmış gibi davranma ve hemen iyileş demek de çok zor. Nedense kendimi de çok savunmasız hissediyorum şu halde. Bir itirafta bulunayım ki meğersem ben hep öyle yapıyormuşum dedim içimden az önce. Kırılıp hiç bişey yokmuş, olmamış hiç kırılmamışım gibi yapmayı çoktan öğrenmişim ben ... Demek bu da başka bir savunma mekanizması. İçinden kırılmışlar bilir, o zaman da tam tersi işliyor kırıkların süreci... Durup random bir acıyla muhattap olmamak, kendinle başbaşa kalmamak için sürekli bir koşturmaca içindesin. işe sarmışım işte. Sol yanımı, acılarımı kırıklarımı yok saymışım. Dursam sanki hesaplaşmak isteyecekmişim gibi gelmiş, dursam hatırlayacakmışım gibi gelmiş durmamışım işe güce sarmışım. Gece gündüz koşmuşum hiç durmadan. Sanki iki dk durup soluklansam kendimle yüzleşeceğim gibi, kendimle yüzleşmekten kaçmışım meğerse. Nereye kadar kaçabilirsin ki? Herkesten ve herşeyden kaçarsın da kendinden kaçamazın. Evren sana olmadık bir yerde dur ve içine bak der. Bakarsın ki için kırıklarla dolu. Alıştığın ve yok saydığın acılar var. Tamam Umut kaçmak yok, haydi tek tek tedavi edelim o kırıkları dedim kendi kendime. Ne varsa hasarlı eskisinden de sağlam olsun. İyiyim ve daha da iyi olacağım. Kırklar çatlaklar, acılar iç kanamalar hepsi bitti. İyileşme sürecindeyim. Bol bol okumak için, izleyemediğin filmleri belgeselleri izlemek kana kana uyumak, daha çok yazmak için bir fırsat gibi düşün bu kötü şansı. Tüm çatlaklar kırıklar bitti. Şimdi iyileşme zamanı.

    6 min
  5. 02/06/2024

    6 Şubat 2023'ü tekrar yaşamak istemeyen kaç kişiyiz?

    Depremi unutmamak değil ki, unutabilmek marifettir! "Kışın ortası, gece yarısı, yaralı bir coğrafyayı vurdu deprem. Hayatlar, hayaller, umutlar, yarınlar … Sivil evler değildi yıkılan. Kamu binaları, okullar, havaalanı pistleri, hastaneler, lojmanlar, karayolları... Tek bir yer de değildi. Nerede hangi ilde? Hangi ilçede? Nerede kadar çok hasar var anlamak bile günler aldı. İlk defa aynı anda, bu kadar dağınık ve farklı bölgelerde üstelik bu büyük felaket geliyorum dediği halde ve yine hazırlıksız. Belki devlet de vatandaş da aynı enkaz altındaydı. Bir kez daha depremlerde, sellerde hayatını kaybedenlere rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır dilerim. Günlerce gecelerce enkazda çalışan, gönüllü ya da görevli tüm arama kurtarma ekiplerine de teşekkür etmeliyiz. Yardım etmek için, bir can daha kurtarmak için çırpınanlar, yardım toplayanlar, koordinasyon ve iletişim sağlayanlar ve de insanlığı yaşatmak için çırpınanlar var olsunlar. Böylesi büyük afetleri tekrar yaşamamak da tek ortak arzumuz. Şimdi herkes bilindik beylik laflardan etsin, Deprem değil bina öldürür falan diyecekler en çok! Acılı bir fotoğraf, unutmadık unutmayacağız demekler… Toplu anma törenleri falan da yapılır. Acılar çaresizlikler, yıkılmışlıklar devam ederken! Geçmiş bitmiş gibi… Büyük Afetlerle, Afetleri Hatırlayarak Anarak Baş Edemeyiz! Ama baş etmeli, mücadele etmeli ve devam etmeliyiz. Tüm vakitsiz gidenler için.

    9 min
  6. 02/04/2024

    Taksici Oğuz Erge İyiliğinden vuruldu. Didim'de taksicilere taksicilik mesleğini konuştum. Can güvenlikleri yok!

    ‘CAN GÜVENLİKLERİ YOK! DAYANIŞMA VE ORTAK TAVIR GELİŞTİREBİLECEKLERİ GÜÇLÜ SENDİKAL YAPILARI YOK’ Öncelikle, 19 yaşında bir müptezelin, insanlığından vurduğu, eşini yapayalnız, evlatlarını babasız, hepimizi ölümün acımasızlığı karşısında çaresiz bıraktığı, bir kez daha sistemi sorguladığımız, İzmir’de kaybettiğimiz, Söke’de defnettiğimiz taksici Oğuz Erge’nin ailesine, en yakınlarına, tüm çalışma arkadaşlarına başsağlığı ve sabır dilerim. Üyelerinin en temel ihtiyaçlarını görmeyen, toplumun, sosyal açıdan çürümeye terk edildiği, can güveli olmadan çalıştıkları bu düzenden de başka bir şey beklenemeyeceği gibi, sistem tarafından siyasetin dolgu malzemesi haline getirilmiş dernekler ya da birlikler de örneğin Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu yetkililerince “Taksicilerin güvenliği bir an önce sağlanmalıdır” açıklamaları yapılıyor.Hiç kimse taksicilerin can güvenliğini “bir an önce” oluşturacak çözüm yollarından bahsetmiyorlar. Siyasetin dolgu malzemesi haline getirilmiş, meslek odaları, dernek ve birlikler, güçlü sendikal yapılanmaları olmayan meslek gruplarından olan taksiciler için acil çözümler üretmelidir. İzmir’de müşterisi tarafından vurularak katledilen taksi şoförü Oğuz Erge sonrasında taksilerin gelir ve çalışma koşulları ile taksicilerin can güvenliği konusundaki zafiyetlerini, alınabilecek tedbir ve önlemleri Didim’de çeşitli duraklarda çalışan, Didim Taksi’den Oktay Doğdu (45) ; Hisar Taksi’den Ali Yıldız (60) Güven Taksi’den Doğan Doğanay (34) ; Didim Altınkum Taksi’den Şenol Şahingirey (58); Necmettin Bayrak (66) ; Fevzipaşa Taksi’den Çağlar Çıtak (42) ; Altınkum Taksi’den Gürkan Sarıçam (49) ve Akın Avcı (56) ile Didimli taksicilerle konuştum. TOPLUMSAL YOZLAŞMADAN, YASADIŞI MADDE KULLANIMINDAKİ ARTIŞTAN, PARA ÖDEMEMEK İÇİN İFTİRA ATAN KADIN MÜŞTERİLERDEN VE CAN GÜVENLİKLERİNİN OLMAMASINDAN ŞİKAYETÇİLER.

    24 min
  7. 01/29/2024

    Hangimiz Tomris olmak istemedik ki?

    Gündem dışı şeyler okumak, bilmek, araştırmak çok güzel. İnsana rüzgâra karşı yürüyormuş hissi veriyor. Yoğun ve boğucu politik gündemden kitaplara, sanata, sinemaya, edebiyata, şiirlere sığınarak ancak uzaklaşabiliyoruz. O zamanlarda nefes alıyoruz. İçimiz nefes alıyor. Eskiden boğucu gündemden ya da hayat telaşesinden uzaklaşmak için konserlere, sinemaya da gidebiliyorduk. Şimdi ise maalesef paramız bizi en fazla Youtube Premium ya da Netflix gibi özel kanal aboneliklerine kadar götürebiliyor. Hatta belki Anadolu’da çoğu evde bu ikisinin bile olmadığını, televizyon dizilerinin yükselen kalitesi ve sayısından yola çıkarak televizyon dizilerinin hala tek kaçış yöntemi olduğunu da söyleyebilirim. Köylerde ya da küçük ilçelerde konu komşu toplaşıp sinemaya gider gibi hazırlanıyor, galaya gider gibi bir özenle birbirine ikramlıkları ile dizi izlemeye gidiyorlar.  Zaten medya ve sosyal medya o kadar çok pompalıyor ki gündemine aldığı diziyi insanda ister istemez bunu izlemeliyim, kaçırmamalıyım baskısı oluşuyor. Ben işte tamamen bu baskıyla izledim bu çok konuşulan iki diziyi Youtube’dan. Son günlerde her evde konuşulan bu iki dizi var. Dizilerden birisi tarikat ve cemaatlerin içine davet edildiğimiz kadın kahramanların yaşadığı dramdan, açıkçası çileden demek istiyorum, onların yaşadıklarından yola çıkılarak kurulaştırılmış ama çeşitli politik kodlar da taşıyan dizi olan Kızıl Goncalar ki bu arada çok da başarılı bulduğum bir dizi olduğunu da söylemeliyim. Keyifle ve merakla peş peşe izledim. Diğeri de seksi hatta pornografik dansı ile merakla beklenen ve yanınlanan ilk bölümü ile bizi pavyona davet eden bir başka kadın dramı olduğunu düşündüğüm çok değerli bir kalemin Yılmaz Erdoğan’ın toplumsal kodlar taşıyan dizisi. Dilber sadece kalça sallamadı memleketi salladı. Yılmaz Erdoğan nasıl da iyi biliyor toplumu. Tüm tuşlara aynı anda basmış dizinin senaryosunu yazarken. Çok izlendi Dilber’in dansı. Kendime eğer ben bir dizi çekseydim, bir kadını anlatsaydım kim olurdu, kimi anlatırdım diye sordum. Bence Tomris Uyar’ın yaşadıkları şiir olduysa hayatı da film olmalıdır. Dizi de olabilir.

    25 min

Trailers

About

Didim'in de ilginç ve bir o kadar dinlenesi halleri vardır didim ve başladım. Zaten konuşmakla ilgili sıkıntımız olmadı. Kimse dinlemese de olur :) anlatırım ben... Ben Umut Kaşan. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.