Ah Bu Şiirler

Enes Kolan

Uzun bir yolculuğun sonu için bir başlangıç bu.

  1. Jul 30

    Sezai Karakoç - Hızırla Kırk Saat (Bölüm 9)

    #sezaikarakoc #siir #hizirlakirksaat #yorum HIZIRLA KIRK SAAT Sezai Karakoç 9. öldükten sonra insan nasıl dirilecekse ölmeden ben öyle dirildim kaç eleğimsağma altından geçtim çocukken çok gözledim samanyollarını yaz akreplerinin bile bakamadan edemedikleri samanyollarını kaç kez yedim doğu sabahlarının yaz aylarında çatlattığı narlarının narlarını gelinler götürülürken perşembe akşamları kaç kez yerinde durdurdum güvey atlarını baharda çayırlarda yuvarlanırken vakit çobanları saatleri kıra kıra ilerleyen bengisu zamanı cebrail cebrail bengisu uzmanı bir bozkır gibi yaklaşır kuşatır beni karanlıkta uzaklarda insan konuşmaları andırır cırcır böceklerini arada şarap! diye bir ses yükselir bir kadeh patlar ateş fışkırır çakmak dağlarından kurban kokusu yükselir gürültüyle geçer kaf kabileleri kara incirlerin sütünden sütunundan zehirlenen ihtiyar kadınların destanını söyler katır çıngırakları iftar sofrasında açılan gümüş tabaka borçlu baba sesi ayın doğduğu saçaktaki komşularla kaplumbağa artığı en tatlı üzümlerle ey donanmış sofra saati cebrail’e anlattığım buydu işte cebrail bana ne armağan etti bilir misiniz ne armağan etti dünya ırmaklarının kaynak yerlerinden bir kolleksiyon dicle’nin uçak yakıtı maviliğini fırat’ın benzin yeşilini nil’in kül rengi bulut stilini bengisu bir kokteyl mi kokteyl belki ama ne kokteyli bengisu korosu biz bir hızır’ız ama belki bin hızır gibi biliriz yeryüzünde bengisu illerini namazda yürüyoruz ışıldayan meşalelerle oruçta aydınlığız isa’yla meryem’le kulağımızda hep zebur düğünleri düşümüzde incil şölenleri ufkumuzda tevrat ülkeleri sina dağından yapraklar ve kur’an ordusunu başkentlere götüren bir kumandan gibi en soy arap atının üstünde dimdik duran bir başkan gibi bengisu alayının önünde bir göçmen kuş öncüsüdür bengisu baharda gelir dünyaya kışın göçer aya kış yaranın sargı bezi yazın ovada dağda sesi yusuf gömleğinin yıkandığı kaynak ondandır mısır’ın kapıları onunla açılır davud’un demirini eriten o karıncanın karnından konuşandır hüthüt onun üstünden yedi kere uçandır evrim günlük sularla devrim irinle kanla bizse dirilişi gözlüyoruz bengisu bengisu kayna ve çağla Yorum: Enes Kolan Müzik: Gemini Foto: Photo by ⁠JohannesPlenio⁠ on ⁠Unsplash⁠ Ürünlerin tüm hakları eser sahiplerine ait olup, hobi amaçlıüretilmiştir.

    Sezai Karakoç - Hızırla Kırk Saat (Bölüm 9)
  2. Jul 15

    Sezai Karakoç - Hızırla Kırk Saat (Bölüm 4-8)

    #sezaikarakoc #siir #hizirlakirksaat #yorum   HIZIRLA KIRK SAAT Sezai Karakoç     4. ben kötülere iyilik saçarım bu ceza olur iyilere iyilik kötülere kötülük yapacak kadar güçlü ve seraplı olamam iyi bir kentte camide namaz kılan omuzları birbirine dayalı iki müslümanın arasından geçtim fark etmediler hutbede imamın sözlerinin arasına tek bir kelime karıştırdım tek bir kelime  bir kaç kişi irkildi gerisi susadı susadı çıkar çıkmaz çeşmelere koştular  ama su yabancı ve acı geldi çocuklarını görünce o vakit dindi iç ırmak yankıları     5. rapor ben hızır … gün … falan saatta … yerde inceleme yaptım anne suçsuzdu ve öldü baba suçsuzdu eski incirler gibi hışırdıyordu küçük çocuk suçsuzdu bal rengi bir akıl sarasına bağışlandı öbürleri suçsuzdu çiçeğe yeni durmuşlardı suçlu bendim geç kalmıştım evin kötü düşü balkona ağmıştı komşu evlerde ayin başlamamıştı kendimi iki yüz yıl insanoğluna görünmemeğe mahkum ettim imza hızır pulsuz tarih çinseddinden sonra 5000 şahitler bütün oğullarım 6. kağıt endüstrisinde müthiş bir gerileyiş tekniği papirüs mermer tuğla ceylan derisi ipek kumaş odun saman kepek   7. bugün iki çocuğun konuşmasına kulak konuğu oldum biri beni öbürüne çiziyordu hızır’ın çizgileri derindir diyordu su ışıltısıdır karanlıkta gözleri sağ kolunun çizgisi parlasa tanda bir palmiye gibi sol kolu karanlık kış gecesi yaşı hep altmış üç yüzü yeni gelmiş bir vahiy gibi gözlerinin önünde hep rahman suresi canlanır kalbi hep yasin okur kulağında ilk âyetlerin depremi ben hızır’ı gördüm kardeşim ermişler için topluyordu zeytinleri konuşması hint ilâhisi ürküntüsü çocuk çilesi genellikle dağ havasını taşıyan biri yemesi bir gülün dirilişi   8. benim konuşmalarım çin yazıtları gibi çevre benim söylediklerimi kaydeder ama kaydetmez kendisine söz söylediğimin sözlerini taşların kalb atışlarını duyanlar yalnız onlar okur benim söylediklerimi kayalar takvim yapraklarımdır benim ay kaç kere tanıklık etti taşıdığım yoksul kadınlar tabutuna  çok köle pazarında bulundum az kurtarış yapmadım insan satırında insan alımında az göz gezdirmedim kaç olta kırdım balık avında kaç ip kestim idam sofrasında kaç yılı aradan kaydırdım takvim hesabında kaç kulaç su geçtim kurban töreninde kaç çocuğu kaçırdım  kitap sineklerinin tılsım salgınından  ilgım salgımından zülkülüf bana dedi sen su ver ben yemek vereyim sen can ver ben kan vereyim sen sağı çağır ben şehidi çağırayım sen ovaya in ben dağda oturayım ne kutlu ortaklıktı o zülkülüf bana dedi yeraltında sesim var zülkülüf bana dedi doğuranlar bendendir ana sesi bendendir örtülü ödeneğimdir ocak in kiraz bahçelerine in kirazların yankısını dinle denizi kirazlarda ara  ölümle kirazlar arasında köpekle karyola arasında bardakla araba arasında bir ilgi kur mağaralarda çekilen kuralarda yamyamın ülküsünde kabakulakta bile bir bilgi ara hızır hızır, işçi demek meleğe öykünen demek benim kitabım bu kadardır yazıtım kısadır anıtım yoktur bahar senin öncün güz benim artçım yaz isa’nın kış yahya’nın bahar yaz güz kış ben sen isa ve yahya  bir gülü yetiştirmek için yaratılmışız şükür tanrıya   Yorum: Enes Kolan Müzik: Gemini Foto: Photo by ⁠JohannesPlenio⁠on ⁠Unsplash⁠   Ürünlerin tüm hakları eser sahiplerine ait olup, hobiamaçlı üretilmiştir.

    Sezai Karakoç - Hızırla Kırk Saat (Bölüm 4-8)
  3. Jun 21

    Sezai Karakoç - Hızırla Kırk Saat (Bölüm 1-3)

    #sezaikarakoc #siir #hizirlakirksaat #yorum   HIZIRLA KIRK SAAT Sezai Karakoç 1. bu çok sağlam surlu şehirden de geçtim beni yalnız yarasalar tanıdı az kalsın bir bağ bekçisi beni yakalayacaktı adım hırsıza da çıkacaktı her evde kutsal kitaplar asılıydı okuyan kimseyi göremedim okusa da anlayanı görmedim kanunlarını kağıtlara yazmışlar benim anılarım gibi taşa kayaya su çizgisine gök kıyısına çiçek duvarına değil kedi yavrularından başka -o da gözleri açılmamış olanlardan başka- el uzatmaya değer soluk alır bir nesne bulamadım bir gün daha öldü ey batıdaki mağaralar beni afyonunuz bağlasaydı da uyusaydım bu katı bu sert kente gelmeseydim bir kaç eski ölünün kemiğini fosforladım ışıklarını arttırdım bin yıl sonraki çocuklar için yaşlı bir adamın şapkasını düşürdüm karpuz kopardım dağdan taş yuvarladım ırmakta yıkandım ölümsüz çamaşırlar giyindim çivi yazısıyla yazılmış bir taşa oturdum yanımdan tak kuran işçiler ve turistler geçti çok eski bir şairin(ben miyim yoksa) taktım aklıma şöyle bir dörtlüğünü: “giydiklerin öyle ölümsüz büzülmüş ki seni bir bardakta kaynayan abıhayat sandım elim uzandığı yerde kaldı”   şimdi ayı bekliyorum ay doğunca onu yerime gözcü bırakacağım aradığım bu ülkede de yok taşlar hatıra yazılamayacak kadar  fazla kararmış   2. ey yeşil sarıklı ulu hocalar bunu bana öğretmediniz bu kesik dansa karşı bana bir şey öğretmediniz kadının üstün olduğu ama mutlu olamadığı günlere geldim bunu bana öğretmediniz hükümdarların hükümdarlığı için halka yalvardığı ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim bunu bana söylemediniz  insanlar havada uçtu ama yerde öldüler bunu bana öğretmediniz kardeşim ibrahim bana mermer putları nasıl devireceğimi öğretmişti  ben de gün geçmez ki birini patlatmayayım ama siz kâğıttakileri ve kelimelerdekini ve sözlerdekininasıl sileceğimi öğretmediniz bir kentten daha geçtim buğdayları yakıyorlardı yedikleri pirinçti birbirlerine açılan borular gibi üfürüyorlardı sonra birbirlerinden borular gibi çıkıyorlardı pirinçler gibi çoğalıyorlardı atlarını yalnız atlarını cana yakın buldum öpüp çıkıp gittim yelelerini   3. bir beni anan doğuran kadınlar kaldı çocuklarını kaçırmasın diye al kadınları elmalarını ısırdım öfkeyle rüzgarına bir çıban tohumu ektim böylece iz bıraktım benim mirasıma yeryüzünde yel çıbanı çıkaranlar konacaklar bilmeden benim oğullarım onlardır yapraklarımı onlar okuyacaklar onlar taşıyacaklar ellerinde  sayıklayan çiçekleri taşıyacaklar yüreklerinde  tifo beneklerini öpüp duran melekleri  evlenmeyecek olan onlardır denizlerin yarasını iyi eden denizlere doktor olan onlardır savaşlarda şehitlerin ölümünü alıp kaçan onlardır ey ulular sizin bana öğretmediğinizi  ben zamandan öğrendim kuruyan hurma dalından öğrendim damıtılmış petrolden öğrendim yavrusunu arayan bir deveden öğrendim hapsedilmiş yarı yanık sancaklardan öğrendim yıkılmış taş kemerlerden öğrendim harap handan köprülerden öğrendim ey ulular sizin bana öğretmediğinizi ben yarılmış aydedeye öğrettim delikanlı ateşlere öğrettim en umutsuz bekarlara öğrettim kundaktaki çocuklara öğrettim öğrettim fundalara keçilere keçiyollarına   Yorum: Enes Kolan Müzik: Gemini Foto: Photo by JohannesPlenio on Unsplash   Ürünlerin tüm hakları eser sahiplerine ait olup, hobi amaçlıüretilmiştir.

    Sezai Karakoç - Hızırla Kırk Saat (Bölüm 1-3)

About

Uzun bir yolculuğun sonu için bir başlangıç bu.