Dollyworld

İbrahim Cem Özsefil, Atabey Ünlü | Boş Yapma Enstitüsü

Bilimi sevdiği kadar filmleri de seven moleküler biyologların dünyasına hoşgeldiniz! Biyoloji dünyasının göz bebeği Dolly’den aldığımız ilhamla hazırladığımız videocast/podcast serilerimiz Dollywood ve Dollypop'la karşınızdayız. Dollywood’da, filmlerin bilimsel yanlarını gerek pozitif, gerekse de sosyal bilimler bakımından olmak üzere farklı perspektiflerden değerlendiriyoruz. Dollypop’ta ise güncel dizi ve filmleri masaya yatırıyoruz. Serilerimizde kimi zaman bize akademiden ve alanında uzman konuklarımız eşlik edecek, kimi zamansa pek değerli Dolly’mizle baş başa olacağız.

  1. Spielberg'ün En Kötü Filmi mi? | Disclosure Day Bilimsel İnceleme

    5d ago

    Spielberg'ün En Kötü Filmi mi? | Disclosure Day Bilimsel İnceleme

    Yeni bölümümüzde Steven Spielberg’ün merakla beklenen son filmi Disclosure Day (İfşa Günü) filmini masaya yatırıyoruz. İncelememizde filmin genel bir değerlendirmesini yapmanın yanında, arka planındaki bilimi de deşifre ediyoruz.2017’de New York Times’ta yayınlanan Pentagon’un gizli UFO programı makalesinden esinlenen ve senaryosu David Koepp’in elinden çıkan film, bizi son 15 dakikasına kadar soluksuz bir aksiyon fırtınasının içine bırakıyor. Spielberg yönetmenliğiyle bizi sürüklemeyi başarsa da, perdenin arkasındaki tembel senaryoyu, karikatürize kötü karakterleri ve Margaret haricindeki derinleşemeyen karakterleri es geçmiyoruz.Film son 15 dakikasında vites değiştirip bizi uzaylıların varlığına ikna etmeye çalışan adeta belgeselvari bir tona bürünüyor. Ancak Spielberg bunu yaparken arkasını rasyonel bir bilime değil, dogmaya ve inanç sistemlerinin konforuna yaslıyor. Filmin sadece dini kanattan onay almak için tasarlanmış rahibe sahnelerini ve bilim-dogma çatışmasını havada bırakan kız arkadaş karakterini tek tek eleştiriyoruz.Tabii ki her şeyi de gömmedik; filmde çalışan o tek bilimsel noktayı da masaya yatırıyoruz. Ana karakter Daniel'ın matematik uzmanlığı sayesinde uzaylıları anlamasını, Galileo ya da Carl Sagan gibi bilim insanlarının "evrenin ortak dili matematiktir" argümanıyla açıklıyoruz. Ancak film; uzaylılar konusunda, mahalle kahvesi muhabbeti düzeyindeki klişeleri üzerimize öyle bir boca ediyor ki, Yusuf Güney’in UFO açıklamaları bile neredeyse daha mantıklı kalıyor.Bununla da kalmıyor, Spielberg'ün bu mistik yaklaşımına karşı bilimsel bir vizyon çıkarıyoruz. İnsanın evrendeki kibirli konumunu okyanuslardaki mikroorganizmalar üzerinden çürütürken, uzaylılarla neden henüz karşılaşamadığımızı kozmik zaman ve takvim pencereleri üzerinden anlatıyoruz.Spielberg'ün kendi geçmişindeki o eski bilimkurgu büyülerini canlandırma çabasını ve filmin neden 90'lardan kalma bir yapım gibi hissettirdiğini merak ediyorsanız, buyurun videoya!Bilimle ve sinemayla kalın. İyi seyirler!...#disclosureday #disclosuredayinceleme #işfagünü #filminceleme #bilim #bilimkurgu #stevenspielberg #davidkoepp #emilyblunt #film #sinema #movie #filmönerisi #işfagünüinceleme #ufo #alien #pentagon #yusufgüney

    13 min
  2. Türkiye'nin Oscar Adayı Sarı Zarflar Mı Olacak? | Türk Sineması'nın Oscar Yolculuğu

    May 14

    Türkiye'nin Oscar Adayı Sarı Zarflar Mı Olacak? | Türk Sineması'nın Oscar Yolculuğu

    Yeni bölümümüzde, Akademi’nin uluslararası adaylık kurallarında yaptığı devrim niteliğindeki değişikliği ve bu değişikliğin Türkiye sineması üzerindeki etkilerini İlker Çatak’ın Sarı Zarflar filmi üzerinden mercek altına alıyoruz. İncelememizde sadece filmin başarısını değil; Türkiye’deki Oscar seçici kurulunun yapısını ve bu yapının neden bir "engel" haline dönüştüğünü de tartışıyoruz.Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı kazanarak tarihi bir başarıya imza atan Sarı Zarflar, bizi artık ülkelerin resmi onayına ihtiyaç duyulmayan yeni bir döneme taşıyor. Berlin, Cannes, Sundance gibi 6 büyük festivalden büyük ödülle dönen yapımların doğrudan başvuru yapabilmesi, Türkiye’deki kurulun "veto" yetkisini nasıl işlevsiz bırakabileceğini gösteriyor.Videoda, Türkiye’deki seçici kurulun son yıllardaki şeffaflıktan uzak seçimlerini ve bu kararların ardındaki siyasi kutuplaşmaları masaya yatırıyoruz. Emin Alper’in uluslararası başarı kazanan filmlerinin neden aday gösterilmediğini, geçmişteki başarısız tercihler üzerinden analiz ederken; İlker Çatak’ın Sadakat ile kazandığı Öğrenci Oscarı ve Öğretmenler Odası ile elde ettiği adaylık tecrübesinin bu süreçteki kilit rolünü deşifre ediyoruz.Sadece kural değişikliğini değil, Çatak’ın sinematografik dilinin Akademi’deki karşılığını da tartışıyoruz. Sarı Zarflar’ın, Nuri Bilge Ceylan veya Zeki Demirkubuz gibi ustaların aşamadığı o "kısa liste" duvarını geçip geçemeyeceğini, filmin Amerikan izleyicisi üzerindeki olası etkileriyle birlikte değerlendiriyoruz.Tüm bu detayların yanında, filmin Oscar yolculuğundaki stratejik ikilemleri de es geçmedik. Sarı Zarflar’ın Türkiye’den mi, Almanya’dan mı yoksa İlker Çatak’ın bireysel inisiyatifiyle bağımsız olarak mı yarışmasının daha avantajlı olacağına dair kendi öngörülerimi ve eleştirilerimi paylaşıyoruz. Buyurun videoya!

    12 min
  3. Interstellar'dan Beri En İyi Bilimkurgu mu? | Project Hail Mary İnceleme

    Apr 6

    Interstellar'dan Beri En İyi Bilimkurgu mu? | Project Hail Mary İnceleme

    Yeni bölümümüzde 2026'nın en büyük sinema olaylarından biri olan Project Hail Mary (Kurtuluş Projesi) filmini inceliyoruz. İncelememizde film incelemesinin yanında; filmin arka planındaki bilimi de tartışıyoruz. The Martian ile tanıdığımız Andy Weir'ın kaleminden çıkan, yönetmen koltuğunda Phil Lord ve Christopher Miller ikilisinin oturduğu film; bizi hafızasını kaybetmiş bir ortaokul öğretmeninin tek başına uyandığı bir uzay gemisinden alıp, Güneş'i yavaş yavaş tüketen mikroskobik bir tehdidin merkezine götürüyor. Film, bizi Petrova Hattı'ndaki kızıl parıltının peşinde koştururken, aslında hayatta kalmanın sadece teknolojiyle değil, başka bir türle kurulan iletişimle mümkün olduğunu gösteriyor. Hikaye ilerledikçe, uzaylı dostumuz Rocky ile kurulan o eşsiz bağı izlerken, perdenin arkasındaki teknik emeği; yani Rocky'nin canlandırılmasında CGI yerine tercih edilen Bunraku kuklalarını ve pratik efektlerin yarattığı o gerçekçilik hissini de masaya yatırıyoruz. Bu incelemede, ayrıca, hikayenin dayandığı bilimsel temelleri de masaya yatırıyoruz. Filmdeki astrofajların, gerçek dünyada okyanus tabanlarında yaşayan ve uzun mesafeli elektron transferi yapabilen kablo bakterileri ile olan şaşırtıcı benzerliğini ve bilimsel gerçekliğini deşifre ediyoruz. Tüm bu detayların yanında, filmin ritmini bozan unsurları da es geçmedim. Hikaye akışının sık sık flashbacklerle (bölünmesinin izleyici üzerindeki etkisini tartışırken, finalin neden biraz "gecikmiş" hissettirdiğini ve kurgudaki tempo sorunlarını eleştiriyoruz. 10 üzerinden verdiğim puanı ve final hakkındaki eleştirimilerimi merak ediyorsanız, buyurun videoya! Bilimle ve sinemayla kalın. İyi seyirler!... #projecthailmary #filminceleme #bilim #bilimkurgu #ryangosling #andyweir #film #sinema #movie #filmönerisi

    21 min
  4. Eleştirmenler Gömdü Ama Bu Film Sizi Düşündürecek! | In The Blink of An Eye İnceleme

    Apr 2

    Eleştirmenler Gömdü Ama Bu Film Sizi Düşündürecek! | In The Blink of An Eye İnceleme

    Eleştirmenler gömse bile bilimsel altyapısı ve verdiği mesajlarla dikkat çeken In the Blink of an Eye filmini incelerken evrim, insan doğası ve zamanın ötesindeki bu ilgi çekici filmin arka planındaki bilimsel gerçekleri de tartışıyoruz.Wall-E ve Kayıp Balık Nemo'dan tanıdığımız Andrew Stanton'ın yönettiği, senaryosunu Colby Day'in yazdığı bu film; bizi, Neandertaller'in keşfettiği, Dünya'nın ilk müzik aleti olan ilk flütten alıp binlerce yıl sonraki uzay gemilerine götürüyor. Peki onca teknolojik devrime rağmen, 45.000 yıldır insanlık olarak dertlerimiz hiç değişmedi mi? Film, Sylvia Plath'in "Hatırla, hatırla, bu an şimdidir, ve şimdi, ve şimdi..." sözüyle açılış yaparak insanlığın zamansızlığını üç farklı dönem üzerinden anlatmaya çalışıyor. Hikaye bizi önce geçmişe, Homo Sapiens'ten önceki ilkel atalarımız Neandertaller'in hayatta kalma mücadelesine götürüyor; ardından günümüzde eski fosilleri inceleyen bir bilim insanının dünyasına sokuyor; son olarak da insanlığın tohumlarını başka bir galaksiye taşımaya çalışan uzay gemisiyle geleceğe fırlatıyor.Bu üç farklı zaman dilimi arasında gezindiğimiz bu incelemede, sadece sinematografik tercihleri değil, hikayenin dayandığı evrimsel gerçekleri de detaylıca inceliyoruz. Özellikle videonun başında değindiğim gibi, Neandertallerin gerçekten mucit olup olmadığını ve 1995'te Slovenya'daki Divje Babe mağarasında bulunan 60.000 yıllık Neandertal flütünün bize insanlık tarihi hakkında neler anlattığını tartışıyoruz.Tüm bu ufuk açıcı detayların yanında filmin neden bu kadar sert eleştirildiğini de es geçmedim. Filmin Neandertal-Sapiens ilişkisine yaklaşımındaki o fazla "Pollyannacı" tavrı eleştirirken, onca harika fikre rağmen hikayenin neden izleyicide duygusal bir kopukluk yarattığını konuşuyoruz.İyi seyirler!...#InTheBlinkOfAnEye #bilimkurgu #filmönerisi #filminceleme #neandertal #evrim #sinema #uzay #andrewstanton

    7 min
  5. NOSTALJİ BİR VİRÜSTÜR! | 28 Yıl Sonra: Kemik Tapınağı Filmi İncelemesi | Dollypop #16

    Jan 25

    NOSTALJİ BİR VİRÜSTÜR! | 28 Yıl Sonra: Kemik Tapınağı Filmi İncelemesi | Dollypop #16

    28 Years Later: The Bone Temple'ın biyolojik ve sosyolojik otopsisini yaptığımız yeni bölümde, Rage virüsünün tedavisinden iyot zırhının arkasındaki bilime kadar filmin tüm gerçeklerini ve nostaljinin tehlikelerini bir bilim insanı gözüyle inceliyoruz.Üçüncü film hedefi ıskalamış olsa da, seri bu filmle kesinlikle rayına oturmuş. Özellikle tematik köklerine dönüşüyle, serinin bu dördüncü halkası ilk filmle boy ölçüşecek seviyede.Film, günümüz statükosuna; bilhassa siyasetin nostaljiyi bir silaha dönüştürerek dünyayı nasıl yozlaştırdığına ve kültürel bir durgunluğu nasıl dayattığına dair çok net cümleler kuruyor. Nia DaCosta ve Alex Garland, krizdeki bir toplumun bugünkü çürümüşlükle yüzleşmek yerine; romantize edilmiş, yanlış hatırlanan bir geçmişe nasıl sığındığını göstermek için bu 'donmuş kültür' kavramını ustaca kullanıyor.Jack O'Connell'ın karakteri, çocukluk pop kültürünün parçalarını şiddet dolu yeni bir mitolojiye dönüştürerek bu 'silahlanmış masumiyeti' kusursuzca bedenleştiriyor. Bir bilim insanı olarak; hikayenin ampirik gerçeği, çarpıtılmış mitlerden oluşan o 'halüsinatif kaleydoskopun' karşısına koyması ve bilimsel düşünceyi bu çöküşten tek çıkış yolu olarak sunması beni fazlasıyla tatmin etti.Videoda sadece sosyolojik değil, biyolojik bir otopsi de yapıyoruz. Dr. Kelson'ın turuncu iyot zırhının ozmotik basınçla virüsleri nasıl parçaladığından, Rage virüsünün morfin ve antipsikotik kokteyliyle gerçekten baskılanıp baskılanamayacağına kadar; filmin sunduğu tıbbi 'çözümleri' gerçek bilimin süzgecinden geçiriyoruz. Bilim kurgunun nerede bitip, gerçek biyokimyanın nerede başladığını merak edenler için videonun 'fact-check' kısmı zihin açıcı olacak.Jack O'Connell ve özellikle Ralph Fiennes muazzam. Fiennes'ın 'The Number of the Beast' sahnesi, sinema tarihinin en iyi şarkı kullanımlarından biri!Sizin film hakkında görüşleriniz neler? Yorumlarda buluşalım.Bilimsel perspektiften film analizlerini kaçırmamak için kanala abone olmayı ve bildirimleri açmayı unutmayın!...#28yearslater #film #bilim

    22 min

About

Bilimi sevdiği kadar filmleri de seven moleküler biyologların dünyasına hoşgeldiniz! Biyoloji dünyasının göz bebeği Dolly’den aldığımız ilhamla hazırladığımız videocast/podcast serilerimiz Dollywood ve Dollypop'la karşınızdayız. Dollywood’da, filmlerin bilimsel yanlarını gerek pozitif, gerekse de sosyal bilimler bakımından olmak üzere farklı perspektiflerden değerlendiriyoruz. Dollypop’ta ise güncel dizi ve filmleri masaya yatırıyoruz. Serilerimizde kimi zaman bize akademiden ve alanında uzman konuklarımız eşlik edecek, kimi zamansa pek değerli Dolly’mizle baş başa olacağız.