Mustafa Çay

Mustafa Çay

Bu Podcast sayfasında sizinle her pazartesi sabah 08:00'de hayata dair dair güncel ses kayıtlarımı paylaşacağım. Merak ettiğiniz soruları ya da paylaşmamı istediğiniz konuları bana sosyal medya hesaplarımdan iletebilirsiniz.

  1. 2d ago

    Aşk mı Yaşıyorsun Bakıcılık mı Yapıyorsun?

    Bir ilişkide sevilen kişi olmakla, sürekli ihtiyaç duyulan kişi olmak aynı şey değildir. Onun tüm sorunlarını sen çözüyorsun. Ne hissettiğini sen düşünüyorsun. Neye ihtiyacı olduğunu sen fark ediyorsun. Tartışmaları sen yatıştırıyor, sorumlulukları sen hatırlatıyor, ilişkinin bütün duygusal yükünü sen taşıyorsun. Peki, bütün bunları yaparken senin ihtiyaçlarını kim görüyor? Bazı ilişkilerde sevgi, zamanla görünmez bir sorumluluk sistemine dönüşür. Bir taraf sürekli veren, anlayan, toparlayan ve fedakârlık yapan kişi olurken diğer taraf bu çabayı ilişkinin doğal bir parçası olarak görmeye başlayabilir. Üstelik bu durum her zaman açık bir manipülasyonla ortaya çıkmaz. Bazen çocuklukta öğrenilen aşırı sorumluluk alma alışkanlıkları, sevilmek için gerekli olma ihtiyacı ve sınır koyarken hissedilen suçluluk, insanı farkında olmadan partnerinin duygusal bakıcısına dönüştürebilir. Peki, sevgi nerede biter, kendinden vazgeçmek nerede başlar? Bu bölümde ilişkilerde görünmeyen zihinsel yükü, tek taraflı fedakârlığı, duygusal ihmali, çocuklukta gelişen ilişki rollerini ve sürekli güçlü olmak zorunda hissetmenin yarattığı duygusal tükenmişliği inceliyoruz. Sağlıklı bir ilişkide sorumlulukların nasıl paylaşılabileceğini, kişinin kendi ihtiyaçlarını nasıl yeniden görünür kılabileceğini ve sevgiyle sınır koymanın neden birbirine zıt olmadığını konuşuyoruz. Çünkü bazen insanı en çok yoran şey, sevdiği kişiye destek olmak değil; o ilişkide kendisine hiç yer kalmamasıdır. Unutma: Birinin hayatını kolaylaştırmak için kendi hayatından vazgeçmek zorunda değilsin. 🎙️ Mustafa Çay Kötü Bir Dünyada İyi Kalabilme Rehberi. İletişim: groups.mustafacay@gmail.com Bilgilendirme: Bu podcast, psikoloji ve insan ilişkileri konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla hazırlanmıştır. Paylaşılan bilgiler herhangi bir psikolojik veya psikiyatrik tanı, tedavi ya da terapi hizmeti niteliği taşımaz. Kişisel deneyimlerden veya anlatılan örneklerden hareketle kendinize ya da başkalarına tanı koymamanız önemlidir. Ruh sağlığınızla ilgili güçlükler yaşıyorsanız profesyonel değerlendirme ve destek için bir hekime, tercihen psikiyatri uzmanına başvurunuz. Bu içerik profesyonel tanı ve tedavinin yerine geçmez.

    Aşk mı Yaşıyorsun Bakıcılık mı Yapıyorsun?
  2. 5d ago

    Annesinden Kopamayan Erkekler

    Bu bölümde anne-oğul ilişkisindeki görünmez bağları, suçluluk duygusunu, duygusal ebeveynleştirmeyi ve bütün bunların yetişkinlikte romantik ilişkilere nasıl taşınabildiğini konuşuyoruz. - Birlikte plan yaptığınız halde annesinden gelen tek bir telefonla planınız değişiyor mu? - Eşiniz annesine “hayır” dediğinde yoğun bir suçluluk hissediyor mu? - “Ne yapayım, annem üzülsün mü?” cümlesi ilişkinizde sık sık karşınıza çıkıyor mu? Eş ile anne arasında yaşanan gerilim gerçekten bir gelin-kaynana problemi mi, yoksa asıl mesele yetişkin bir erkeğin kendi ailesiyle kuramadığı sınırlar mı? Çocuklukta annesinin duygularını düzenlemek zorunda kalan bir çocuk, zamanla şu mesajı içselleştirebilir: “Annem üzgünse benim mutlu olmaya hakkım yok.” Bu düşünce yetişkinlikte; kendi ihtiyaçlarını ertelemeye, annesinin kırgınlığı karşısında karar değiştirmeye, eşinden sürekli anlayış beklemeye ve evliliğin mahremiyetini ailesiyle paylaşmaya kadar uzanan bir ilişki örüntüsüne dönüşebilir. Bu bölümde özellikle şu başlıkları ele alıyoruz: Annesinden kopamayan erkek nasıl anlaşılır?Anne sevgisi ile duygusal bağımlılık arasındaki fark nedir?Duygusal ebeveynleştirme yetişkin ilişkilerini nasıl etkiler?Bir erkek neden annesinin kırgınlığına tahammül etmekte zorlanır?Gelin-kaynana çatışmasının arkasında bazen hangi ilişki dinamiği vardır?Evlilikte ailelere karşı sağlıklı sınırlar nasıl kurulabilir?“İkinizin arasında kaldım” cümlesi neden problemi çözmek yerine büyütebilir?Anneyi suçlamadan ve ilişkiyi kesmeden sağlıklı ayrışma mümkün müdür?Buradaki amaç anneye “toksik”, “narsist” ya da başka bir etiket yapıştırmak değil. Önemli olan, ilişkinin nasıl işlediğine bakmak: Bir yetişkin, annesini severken onun hayal kırıklığına da dayanabiliyor mu? Çünkü sağlıklı yetişkinlik, sevdiğimiz insanları hiç üzmemek değil; onların duygularını görürken kendi kararlarımızın sorumluluğunu da taşıyabilmektir. Annesinden Kopamayan Erkekler bölümünde aile bağları, sınırlar, suçluluk duygusu, evlilik ve anne-oğul ilişkisini psikolojik açıdan ayrıntılı biçimde inceliyoruz. Her türlü görüş, soru ve iş birliği için:groups.mustafacay@gmail.com Bilgilendirme: Bu podcast bölümü genel bilgilendirme ve psikolojik farkındalık amacı taşımaktadır. Burada ele alınan içerikler herhangi bir kişiye yönelik tanı, teşhis, tedavi veya psikoterapi niteliğinde değildir ve profesyonel ruh sağlığı hizmetinin yerine geçmez. Yaşadığınız durum psikolojik iyi oluşunuzu, günlük yaşamınızı veya ilişkilerinizi belirgin biçimde etkiliyorsa kişisel değerlendirme için bir hekime ve gerekli durumlarda yetkin bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önemlidir.

    Annesinden Kopamayan Erkekler
  3. Oct 6

    İlişkide Susan Taraf, Aslında Çoktan Gitmiştir

    Seni susturmak için gerçekten “Sus” demesi gerekir mi? Bazen bir ilişkide kimse size açıkça “Konuşma” demez. Ama bir konuyu açtığınızda karşı tarafın uzaklaşması, yüzünün düşmesi, iletişimi kesmesi, ortamı germesi ya da meseleyi sürekli kapatması zamanla aynı sonucu yaratabilir: Siz konuşmamayı öğrenirsiniz. Bu bölümde ilişkilerdeki sessizliği, duygusal geri çekilmeyi, iletişimden kaçınmayı ve sessiz muamelenin kişi üzerindeki psikolojik etkilerini ele alıyoruz. Çünkü bir ilişkide tartışmaların azalması her zaman ilişkinin iyileştiği anlamına gelmez. Bazen tartışmalar azalır çünkü sorunlar çözülmüştür. Bazen ise tartışmalar azalır çünkü taraflardan biri artık anlatmaktan vazgeçmiştir. “Boşver.” “Şimdi sırası değil.” “Tadımız kaçmasın.” “Sonra konuşuruz.”, gibi cümleler tekrarlandıkça kişi bir süre sonra yalnızca tartışmalardan değil, kendi ihtiyaçlarını dile getirmekten de kaçınmaya başlayabilir. Bu bölümde özellikle şu soruların peşinden gidiyoruz: Sessizlik ne zaman sağlıklı bir sakinleşme ihtiyacıdır?Ne zaman sessiz muameleye dönüşür?Bir ilişkide konuşulamayan konular neden giderek çoğalır?Partnerimiz uzaklaştığında neden kendimizi daha fazla açıklamaya çalışırız?Çocuklukta öğrendiğimiz ilişki kalıpları yetişkin ilişkilerimize nasıl taşınabilir?“Artık kavga etmiyoruz” gerçekten iyiye gidiş anlamına mı gelir?Yoksa ilişkinin huzuru artık sizin susmanıza mı bağlıdır?Bir insan açıkça susturulmadan da nasıl kendi sesinden vazgeçebilir? Burada önemli bir ayrımı da konuşuyoruz: - Her sessizlik manipülasyon değildir. - Her uzaklaşan kişi kötü niyetli değildir. - Her iletişim problemi de narsisizm anlamına gelmez. Ancak sürekli aynı konuları konuşamıyor, karşı tarafın tepkisinden çekindiğiniz için kendinizi sansürlüyor ve ilişkinin bozulmaması için giderek daha fazla şeyi içinizde tutuyorsanız, artık yalnızca şu soruyu sormak yeterli olmayabilir: “Biz neden kavga ediyoruz?” Belki daha önemli soru şudur: Çünkü bazen ilişki düzelmemiştir. Sadece siz konuşmayı bırakmışsınızdır. Her türlü iletişim, iş birliği ve diğer konular için: groups.mustafacay@gmail.com Önemli Bilgilendirme Bu podcast bölümü psikoloji, insan davranışları ve ilişkiler konusunda genel bilgilendirme ve farkındalık amacıyla hazırlanmıştır. Burada paylaşılan bilgiler herhangi bir kişi hakkında tanı koyma, tedavi önerme, psikoterapi uygulama veya kişiye özel klinik değerlendirme yapma amacı taşımaz. Bir podcast, video veya sosyal medya içeriğinden hareketle kendinize ya da başka bir kişiye psikolojik veya psikiyatrik tanı koymanız doğru değildir. Ruhsal ya da fiziksel sağlığınız konusunda profesyonel değerlendirme, tanı veya tedavi gerektiren bir durum olduğunu düşünüyorsanız mutlaka yetkili bir hekime ve gerekli durumlarda ilgili ruh sağlığı profesyonellerine başvurunuz.

    İlişkide Susan Taraf, Aslında Çoktan Gitmiştir
  4. Oct 3

    Babam ve Oğlum: Babaya Duyulan Öfkenin Altında Ne Vardır?

    Bu bölümde, Türk sinemasının en unutulmaz yapımlarından, Çağan Irmak'ın "Babam ve Oğlum" filmini psikolojik açıdan ele alıyoruz. -Bir çocuk babasını hem sevip hem de ona yıllarca öfkeli kalabilir mi?-Bir baba sevgisini göstermeyi neden beceremez?-Ve insan, geçmişte alamadığı sevgiyi yıllar sonra başka birine verildiğini gördüğünde ne hisseder? “Madem böyle de olabiliyordun… Ben küçükken neredeydin?” İşte bu bölümün merkezindeki soru tam olarak bu. Babam ve Oğlum üzerinden; baba-oğul ilişkisini, çocukluk yaralarını, duygusal ihmali, otoriter ebeveynliği, kuşak çatışmasını, aile içinde koşullu sevgiyi ve kuşaklar arası travmayı konuşuyoruz. Sadık’ın babasına duyduğu öfkenin altında yalnızca geçmişte yaşanan tartışmalar yoktur. Görülmemiş olmak, anlaşılmamış olmak, kendi hayatını seçtiği için sevgiden mahrum bırakıldığını hissetmek ve yıllar sonra babasının başka bir çocuğa gösterebildiği şefkatle yüzleşmek de vardır. Bazen anne babamızı anlamaya başladığımızda onlara olan öfkemiz tamamen kaybolmaz. Çünkü bir insanın neden öyle davrandığını anlamak, yaşattıklarının bizde bıraktığı izi otomatik olarak silmez. Bu bölümde şu soruların peşine düşüyoruz: -Sevgi neden bazen öfkeye dönüşür?-Bir çocuk babasından aslında ne bekler?-Anne babamızı anlamak onları affetmek anlamına gelir mi?-Geçmişte alamadığımız sevgiyi bugün telafi etmek mümkün müdür?-Ve insan babasına kızarken aslında hangi yarasına dokunuyordur? Eğer Babam ve Oğlum sizi yıllar önce ağlatmışsa, bu kez filmi yalnızca hikâyesiyle değil, karakterlerinin taşıdığı psikolojik yüklerle birlikte yeniden düşünmeye hazır olun. İş birlikleri, eğitimler ve diğer tüm konular için: groups.mustafacay@gmail.com Bilgilendirme: Bu podcast bölümünde paylaşılan içerikler psikoloji, insan ilişkileri ve sinema üzerinden yapılan eğitsel değerlendirmelerdir. Herhangi bir kişiye yönelik tanı, tedavi veya terapi amacı taşımaz ve profesyonel ruh sağlığı hizmetinin yerine geçmez. Psikolojik ya da psikiyatrik desteğe ihtiyaç duyduğunuzu düşünüyorsanız, kişisel durumunuzun değerlendirilmesi için yetkin bir ruh sağlığı uzmanına; tıbbi değerlendirme veya tedavi gerektiren durumlarda ise mutlaka bir hekime başvurunuz.

    Babam ve Oğlum: Babaya Duyulan Öfkenin Altında Ne Vardır?
  5. Sep 29

    Toksik Affedicilik: Herkesi Affetmek Zorunda Değilsin!

    Affetmek gerçekten özgürleşmek midir?Yoksa bazen “affetmek”, bizi aynı döngünün içine yeniden sokan görünmez bir baskıya mı dönüşür? Bu bölümde toksik affedicilik kavramını konuşuyoruz. Çünkü birini anlamak, yaptığını onaylamak değildir. Özrünü kabul etmek, ona yeniden güvenmek anlamına da gelmez. Ve en önemlisi, affetmek her zaman o kişiyi yeniden hayatına almak demek değildir. “Büyüklük sende kalsın.”“Geçmişi geçmişte bırak.”“Artık affet.”“Kin tutma.” Bu cümleler bazen iyi niyetli olabilir. Ama bazen de insanın kendi sınırlarını, kırgınlığını ve yaşadığı zararı görmezden gelmesine neden olabilir. Bu bölümde şu soruların peşine düşüyoruz: -Bir özrün gerçekten samimi olduğunu nasıl anlarız?-Davranış değişmiyorsa özrün bir anlamı var mıdır?-Affetmekle yeniden güvenmek arasındaki fark nedir?-Birine sınır koymak neden bu kadar suçlu hissettirebilir?-Bir insanı affedip yine de hayatımızdan çıkarabilir miyiz?-Ve “iyi insan olmak” neden her şeye yeniden izin vermek anlamına gelmez? Belki de mesele affetmek ya da affetmemek değil. Belki asıl mesele şu: Karşındaki insanı anlamaya çalışırken, kendini kaybetmemek. Affet Ama Sakın Bu Hatayı Yapma!Toksik ilişkiler, sınırlar, suçluluk, güven ve affediciliğin görünmeyen tarafları üzerine düşündürücü bir bölüm. Eğitim, iş birliği ve iletişim için: groups.mustafacay@gmail.com Bilgilendirme: Bu podcast bölümü psikoloji ve insan ilişkileri üzerine genel bilgilendirme ve farkındalık amacı taşımaktadır. Herhangi bir kişiye yönelik tanı koyma, tedavi uygulama veya bireysel terapi hizmeti sunma amacı taşımaz. Yaşadığınız psikolojik güçlükler günlük yaşamınızı belirgin biçimde etkiliyorsa veya profesyonel desteğe ihtiyaç duyuyorsanız uygun bir ruh sağlığı uzmanına ya da hekime başvurmanız önemlidir.

    Toksik Affedicilik: Herkesi Affetmek Zorunda Değilsin!
  6. Sep 26

    Narsistin Gözyaşları

    Hiç daha önce seni inciten birini, birkaç dakika sonra teselli etmek zorunda kaldın mı? Konuşmaya “Bunu bana neden yaptın?” diye başlayıp, sonunda kendini “Tamam, üzülme… Belki de ben yanlış anladım.” derken bulduysan, bu bölüm tam olarak o karmaşık anı ele alıyor. Bir insanın gözyaşları tamamen gerçek olabilir. Gerçekten üzülmüş, reddedilmekten korkmuş, seni kaybetme ihtimalinden etkilenmiş hatta pişmanlık hissetmiş olabilir. Fakat burada kritik bir ayrım var: Üzülmek, anlamak ve değişmek aynı şey değildir. Bu bölümde narsisistik özelliklerin görüldüğü ilişkilerde gözyaşlarının nasıl bir işlev kazanabileceğini; bir tartışmanın asıl konusunun nasıl değişebildiğini ve neden bazen incinen tarafın kendisini karşısındakini teselli ederken bulduğunu konuşuyoruz. Çünkü bazen tartışma sona erer ama mesele çözülmez. Sen kırıldığını anlatmaya çalışırken karşındaki ağlamaya başladığında, bir süre sonra onun sana ne yaptığını değil, senin onu ne kadar üzdüğünü konuşuyor olabilirsiniz. Ve bu durum tekrar tekrar yaşandığında insan, daha karşısındaki ağlamadan kendi cümlelerini tartmayı, ihtiyaçlarını ertelemeyi ve sınırlarını geri çekmeyi öğrenebilir. Bu bölümde şu soruların peşine düşüyoruz: -Bir narsist gerçekten ağlayabilir mi?-Gözyaşı ile manipülasyonu birbirinden nasıl ayırabiliriz?-Gerçek pişmanlığı hangi davranışlar gösterir?-Bir insan bizi kaybetmekten korkarken yine de neden bize zarar verebilir?-Sınır koyduğumuzda karşı tarafın üzülmesi neden bizi suçlu hissettirebilir?-Bir özrün gerçek bir değişime dönüşüp dönüşmediğini nasıl anlayabiliriz? Belki de bütün bölümün en önemli sorusu şu: “O ağlamadan önce biz ne konuşuyorduk?” Çünkü sağlıklı bir ilişkide gözyaşına da yer vardır, kırgınlığa da... Bir insanın duygusuna şefkat göstermek, kendi yaşadıklarını yok saymak anlamına gelmez. Ve gerçek pişmanlık yalnızca “kendimi çok kötü hissediyorum” demek değildir. Dinlemek, sorumluluk almak, verilen zararı telafi etmeye çalışmak ve aynı davranışın yeniden yaşanmaması için bir şeyleri değiştirmektir. Bir insanın ne kadar ağladığından çok, gözyaşları dindikten sonra ne yaptığına bak. Gözyaşı bir duyguya işaret eder. Değişim ise bir tercihe. Eğitimler, iş birlikleri ve diğer iletişim konuları için:groups.mustafacay@gmail.com Bilgilendirme: Bu podcast bölümü psikoloji, ilişkiler ve insan davranışları konusunda genel bilgilendirme ve farkındalık amacıyla hazırlanmıştır. Bölümde anlatılan herhangi bir davranış tek başına bir kişiye narsistik kişilik bozukluğu veya başka bir psikolojik/psikiyatrik tanı koymak için yeterli değildir. İçerik tanı, tedavi, psikoterapi veya kişiye özel profesyonel ruh sağlığı hizmetinin yerine geçmez. Ruh sağlığınızla ilgili profesyonel değerlendirme veya destek ihtiyacınız varsa ilgili yetkin sağlık profesyonellerine başvurmanız önemlidir.

    Narsistin Gözyaşları
  7. Sep 22

    Seni Sevmiyor Ama Gitmene de İzin Vermiyor

    Tam vazgeçmeye başladığın anda telefonuna ondan bir mesaj gelir: “Bugün aklımda hep sen vardın.” Ne günlerdir neden ortadan kaybolduğunun bir açıklaması vardır ne de yarım bıraktığınız konuşmanın devamı… Yine de birkaç kelime, içinde büyük bir umut uyandırmaya yeter. Peki bu gerçekten sevgi midir; yoksa seni yeniden beklemeye mahkûm eden bir aşk kırıntısı mı? Bu bölümde; bir insanın kendisine iyi gelmeyen bir ilişkiden neden kopamadığını, “breadcrumbing” olarak bilinen aşk kırıntısı davranışını ve aralıklı gelen ilginin nasıl güçlü bir duygusal bağ yaratabildiğini konuşuyoruz. Birini sürekli düşünmek, her zaman onu çok sevdiğin anlamına gelmeyebilir. Bazen aklından çıkmayan o kişi değil; cevapsız bırakılan sorular, yarım kalan konuşmalar ve bir gün her şeyin düzeleceğine dair duyduğun umuttur. Birinin seni özlemesiyle hayatında sana gerçekten yer açması aynı şey değildir. Çünkü gerçek sevgi yalnızca güzel sözlerle değil; açıklık, tutarlılık, sorumluluk ve emekle anlaşılır. Şimdi kendine şu soruyu sorma zamanı: “Ben bu ilişkide gerçekten seviliyor muyum, yoksa bir gün sevileceğime inanarak mı bekliyorum?” Hayat, bir başkasının ne zaman geleceğini bekleyerek geçiremeyeceğin kadar değerli. Sen, birinin hayatında arada sırada hatırladığı bir ihtimal değil; kendi hayatının vazgeçilmez gerçeğisin. Yeni bölümleri kaçırmamak için podcasti takip edebilir, düşüncelerini ve yaşadığın deneyimleri paylaşabilirsin. İletişim, görüş ve iş birliği için: groups.mustafacay@gmail.com Önemli Bilgilendirme: Bu bölümde paylaşılan içerikler genel bilgilendirme ve farkındalık amacı taşımaktadır; herhangi bir tanı, tedavi veya terapi iddiası içermez. Ruhsal güçlüklerin günlük yaşamını etkilediği durumlarda kişisel değerlendirme ve uygun destek için mutlaka bir hekime veya yetkin bir ruh sağlığı uzmanına başvurmalısın.

    Seni Sevmiyor Ama Gitmene de İzin Vermiyor
  8. Sep 19

    Suçlular Neden Olay Yerine Geri Döner?

    Bir suçlu neden yakalanma riskini göze alarak olay yerine geri döner? Peki, bitmiş bir ilişkinin ardından eski sevgilimizin hayatını neden hâlâ merak ederiz? Birbirinden tamamen farklı görünen bu iki davranışın ardında, insan zihninin geçmişle kurduğu ilişkiye dair düşündürücü sorular saklı olabilir. Bu bölümde, yıllarca kimliğini gizlemeyi başaran seri katil Dennis Rader'ın yakalanma hikâyesinden yola çıkarak suç psikolojisinin karanlık koridorlarında bir yolculuğa çıkıyoruz. Ardından bu hikâyenin ortaya çıkardığı soruları ayrılık psikolojisi, narsisizm, özdeğer, belirsizlik ve geçmişe takılı kalma üzerinden inceliyoruz. Bir ilişki bittiğinde neden eski sevgilimizin sosyal medya hesaplarını kontrol ederiz? Onun bizi unutup unutmadığını, hayatında yeni biri olup olmadığını veya bir gün pişmanlık duyup duymayacağını neden öğrenmek isteriz? Gerçekten o insanı mı özlüyoruz, yoksa o ilişkide kaybettiğimizi düşündüğümüz kendimizi mi arıyoruz? Belki de geçmişe dönme arzumuzun arkasında aşk değil, cevapsız kalmış sorularımız ve yeniden değerli hissetme ihtiyacımız vardır. Bu bölümde kendinize soracağınız en önemli soru şu olabilir: “Onun hayatında neler olduğunu öğrenmeye çalışırken, kendi hayatımda neleri bekletiyorum?” Suç psikolojisi ile ilişki psikolojisinin birbirine karışmadığı, ancak insanın geçmişe dönme arzusunu farklı açılardan sorguladığımız bu psikolojik belgeselde; özlem, takıntılı düşünceler, ayrılık acısı ve duygusal özgürleşme üzerine konuşuyoruz. Çünkü bazen geçmişi geride bırakmak, artık ne olduğunu öğrenmek zorunda olmadığımızı kabul etmekle başlar. İletişim, görüş, öneri ve iş birlikleri için: groups.mustafacay@gmail.com Önemli Bilgilendirme: Bu podcast, psikoloji ve insan davranışları hakkında genel farkındalık oluşturmak amacıyla hazırlanmış eğitsel bir içeriktir. Paylaşılan bilgiler herhangi bir kişiye psikolojik veya psikiyatrik tanı koyma, tedavi önerme ya da bireysel terapi sunma amacı taşımaz. Her bireyin deneyimleri ve psikolojik ihtiyaçları farklıdır. Ruh sağlığınızla ilgili güçlükler yaşıyorsanız bir hekime, psikiyatri uzmanına veya yetkin bir ruh sağlığı profesyoneline başvurarak kişisel durumunuza uygun destek almanız önerilir. Bu içerik profesyonel değerlendirme, tanı, tedavi veya psikoterapinin yerine geçmez.

    Suçlular Neden Olay Yerine Geri Döner?

About

Bu Podcast sayfasında sizinle her pazartesi sabah 08:00'de hayata dair dair güncel ses kayıtlarımı paylaşacağım. Merak ettiğiniz soruları ya da paylaşmamı istediğiniz konuları bana sosyal medya hesaplarımdan iletebilirsiniz.