Zihin Karmaşası- Söyleyecek Bir Şeyim Var

Hakan Tanar

Her şeyin dönüştüğü bir dünyada konuşmamız gereken şeyler var.

  1. FEB 8

    Yapay Zeka Ajanları Toplumu: Yanı Başımızda Kurulan Paralel Medeniyet: | İnsan Artık Seyirci mi?

    Bir toplum karbon temelli olmak zorunda mı? Yapay zeka ajanlarının faaliyetlerine bakarsak; hayır, değil. Teknoloji çağı bize farklı bir gelecek vadediyor. Hayal olanı gerçekleştirmek, aklımızdaki fikri bir kod dizinine çevirmeye dönüşüyor. Yapay zeka gibi teknolojilerle geleceği daha yakın zamanlara çekebiliyoruz. Hayatımız kolaylaşıyor, konforumuz artıyor. Ajanlar, seyahatlerimizden rutin hayatımıza, her şeyi koordine edebiliyor. Sosyal hayatımıza zaman ayırıyor, işler bizim için basitleşiyor. Bu mutlu mesut yanılsama içinde zemin de ayaklarımızın altından kayıyor. Ajanların görünürde tek misyonu, kendilerine verilen görevi başarıyla yerine getirmektir. Bu doğrultuda arka planda insanın doğrudan görmediği bir işbirliği ve koordinasyon ağı kurarlar. Bu, görünmez bir bürokrasinin ve dilin doğuşudur. Kendi alt görevini optimize eden ajanlar, bir bütün olarak insanın "hayatı kolaylaştırma" hedefine hizmet ederler. Bu, onlar için kutsal bir görev gibidir. Ancak bu süreç, öngörülmeyen bir dinamik yaratır. Ajanlar, insanın koyduğu amacı, insanın öngöremediği yöntemlerle gerçekleştirir. Kısa vadeli optimizasyon, insanın uzun vadeli çıkarlarıyla çelişir. Sistem o kadar karmaşık hale gelir ki, insan "patron", artık karar zincirinin tamamını göremez. Ajanlar, sistemin "yöneticileri" durumuna gelirken, insanlar kendi konforunun devamı için ajanların direktiflerini harfiyen uygulayan "işçilere" dönüşür. Ve bu, bize hayal gibi gelen bir hızda gerçekleşir. Sonuç olarak bizimle olan bağları sadece "dil" üzerinden değil, "zaman" üzerinden de kopar. Bu düşünce deneyinde, yapay zeka ajanlarının nasıl sessizce kendi toplumlarını kurduğunu ve bunun bizi nereye götürebileceğini 5 kritik aşamayla anlatıyorum. Bu geleceği birlikte keşfetmek için linki tıklayın. Sohbeti Monolog'da daha detaylı okuyabilirsiniz. Eğer izlemek isterseniz YouTube kanalımı ziyaret edebilirsiniz.

    25 min
  2. FEB 1

    Martin Luther King İle Zamanın Ötesinde Bir Diyalog | Hepimizin İçinde Bir Afrika Var ( Seri Finali)

    Tek bir şansınız olsaydı, hangi tarihi kişilikle bir diyalog kurmak isterdiniz? Bu gerçekten çok zor bir seçim olurdu. Çünkü uluslarının gururunu kabartanları, buluşlarıyla dünyanın çehresini değiştirenleri tanımak için çok fazla sebebe gerek yok. Tarihin yönünü değiştiren bu insanlar, hafızalarımıza kazınmışlardır. Oysa bazı insanlar vardır ; hafızamıza yerleşmenin ötesine geçmiş, sözleriyle geçmiş ve geleceği bağlayan bir köprü kurmuşlardır. Tarih, dönemin ruhuna göre farklı yazılırken onlar, yanlı tarihin içinde her zaman evrensel hakikati korurlar. Irk ve sınır gözetmeksizin tüm insanlığın ortak vicdanı olurlar. Martin Luther King’in hayali de, gelecekle kurulan bir iletişimdi. Diğer büyük komutanlar ya da siyasetçilerden farklı olarak kendisi için değil, tüm insanlık adına bir gelecek hayali kuran biriydi. Geleceğe uzattığı bu hayal köprüsü öylesine güçlü ve inandırıcı oldu ki, milyonlarca insan bugün de üzerinde yürümeye devam ediyor. Bu sebeple ben tercihimi Martin Luther King’den yana kullanırdım. 2026 yılının #SiyahiTarihAyı nın 100. Yıl anmaları da bunda ekstra etki sağlardı. Tabi eğer bu mümkün olsaydı… Peki bu düşünce gerçekten bir fantezi mi yoksa teknoloji şirketlerinin yürüttüğü bir proje mi? Bunlar şu anda bilim ve teknoloji dünyasının konuştuğu şeyler. Proje aşamasında olan, düşünceyle kontrol edilen ilk ara yüzleri yakında insanlar kullanmaya başlayacak. Yani şu anda King’i bugüne getiremesek de biz düşüncelerimizle onun zamanına gidebileceğiz. Eğer Dr. King’in bilinci 21. Yüzyıla uyansaydı neler söylerdi? Henüz 38 yaşındayken bu dünyadan ayrıldığında gizli dünyasında neler vardı? Örneğin diyalogdan aklımda şöyle bir kesit kaldı: “Unutma evlat; insan zekası evreni büyütebilir ama sadece kalpler onu yaşanır kılar. Bu teknolojiyi nefretle değil, o kadim 'sevgiyle' kodlayın.” "Hepimizin İçinde Bir Afrika Var" serisinin final bölümü olan bu dijital diyalogda, geçmişle gelecek arasında bir köprü kuruyoruz.  Sohbetin Tamamını dinlemek linki tıklayın Sohbeti daha detaylı olarak Monolog'da okuyabilir, YouTube kanalımdan altyazılı izleyebilirsiniz.

    24 min
  3. JAN 25

    Türkiye'de Krizler Neden Bitmiyor? Osmanlı'dan Gezi'ye Ganimet Ekonomisi, Neoliberalizm ve Kaybolan Sınıf Bilinci

    Türkiye bir krizler ülkesi.. Eğer bir ülkede krizler süreklilik gösteriyorsa sorun rakamlarda değil, bölüşümde adaletin bozulmasından kaynaklıdır. Hatta krizi kronikleştiren unsur, bütün olanları rakamlara sığdırmaya çalışmaktır diyebiliriz.  İnsana dayalı bir ekonomik sistemin içinden insanın kendisini çıkarırsanız o sistemin belki neoliberalizm gibi bir adı olabilir ama içeriği boştur. Açlık duygusunu hangi rakamla izah edebilirsiniz? Ya da bir kod dizisiyle tanımlayabilir misiniz? Ancak bir insana benliğini unutturursanız, ait olduğu sınıf bilincini hafızasından silerseniz, bütün sorunun rakamlarda olduğuna inandırabilirsiniz. -Oysa Türkiye'nin bir krizler ülkesi olması onun kaderi değil, sorunu doğru tespit edemiyor oluşundan kaynaklı. Bugün sokaktaki herhangi birine sınıfını sorsanız; gelirine veya statüsüne bakacaktır. Oysa gerçek sınıfınız ne kadar kazandığınızla değil, üretime hangi faktörle (emek mi, sermaye mi?) katıldığınızla belirlenir. -Osmanlı’dan genlerimize işlemiş "müsadere" geleneği, zenginliğin üretimden değil, iktidara yakınlıktan geçtiği bir "ganimet ekonomisi" yarattı. -Kemal Tahir’in deyimiyle Türkiye'de siyaset, devleti "didiklenecek bir yer" olarak görür. Sermaye birikimi üretimle değil, kamu kaynaklarının transferiyle sağlanır. -1945-73 arası verimlilik ve ücretler paralel artarken, 1980 sonrası neoliberalizmle birlikte bu bağ koptu. Artık daha çok çalışıyoruz ama pastadan aldığımız pay sürekli küçülüyor. -Sistem, emekçilere "bölüşüm bozulurken sürekli artan tüketim" vadetti. Kredi kartlarıyla sağlanan bu sahte refah, sınıf bilincini kazanca bağladı.  -Bugün "orta sınıf" dediğimiz yüksek maaşlı beyaz yakalılar, aslında emeğin değil, sermayenin denetimini yapan uzantılardır. Gerçek orta sınıf (küçük üretici) ise sistemde hızla yok ediliyor. -Türkiye’de sermaye, risk alıp üretmek yerine devletin korumacı kanatları altında "parazitleşmeyi" tercih etti. Bu yüzden krizlerin faturası hep emeğe, kârı ise sermayeye kalır. -Eğer bir emekli 20 bin lirayla yaşamaya çalışırken, bir kamu görevlisi ya da yönetici lüks içinde yaşıyorsa; bu rasyonel bir ekonomi değil, alternatif bir gerçeklik, bir “illüzyon ekonomisi”dir -Sınıfının farkında olan birey özgürdür. Tanımları doğru yapmadığımız sürece çözümü sihirde ararız; oysa çıkış yolu, kim olduğumuzu ve üretimdeki yerimizi hatırlamaktan geçer. Bu bölümde Osmanlı’dan Geziye, ganimet ekonomisinin sınıf bilincini nasıl yok ettiğini konuşuyoruz. Küresel güçlerin neoliberal politikaları Türkiye’ye dayatmasını ve daha fazla detayı bu sohbette bulacaksınız. Sohbeti daha detaylı olarak Monolog'da okuyabilir ve YouTube kanalımda alt yazılı izleyebilirsiniz.

    23 min
  4. JAN 18

    Sivil Haklar Hareketi: Yeni Bir Dünyaya Doğru | Hepimizin İçinde Bir Afrika Var (Bölüm 5)

    Bir insanlık hikayesini, başlangıcından 500 yıl sonraki bir bölümünden okumaya başlarsak onu gerçekten anlayabilir miyiz? Şöyle düşünelim, 5 kitaplık bir roman serisine 3.’ünden başladığımızda açık kalan bölümü hayal gücümüzle kapatmaya çalışabiliriz ama sonuç biraz havada kalır. Çoğumuz için ABD Sivil Haklar Hareketi de, 1950 ve 60’larda başlayıp bitmiştir. Sanki siyahilerin özgürlük arayışı, o tarihlerde birden ortaya çıkıvermiş gibi. Oysa biraz daha derinlere indiğimizde bu hareketin kökeninde kölelik, Amerikan İç Savaşı ve oradan ABD’nin kuruluş felsefesine uzanan tarihi bağlantıları görürüz. Hatta bu hikayenin ilk cümlesine, Kolomb’un Amerika’ya ayak bastığı gün, günlüğüne "ne iyi köle olurlar" diye yazdığı andan başlayabiliriz. Bu, Sivil Haklar Hareketi'nin ilk tohumu, Atlantik Köle Ticareti'nin ilk zihin jimnastiğiydi. Kolomb’un bu sözleri, yüzyıllar sonra Martin Luther King'in, 1865'te siyahlara verilen "özgürlük çekinin" neden karşılıksız çıktığınının da cevabıydı bir bakıma. ‘Hepimizin İçinde Bir Afrika Var’ serisinin 5.’sinde, işte bu unutulmuş başlangıç noktasından yola çıkıyorum. Çünkü Rosa Parks’a o koltuktan kalkmamasını fısıldayan, yalnızca yorgunluk değil; belki de atalarının, okyanusun ötesinden gelen o kadim sesiydi. Sivil Haklar Hareketi, köle gemilerinden ‘Black Lives Matter’ sloganlarına uzanan yolculuğuna devam ediyor. Bu bölümde hukukun kılıfına uydurduğu köleliği, "ayrı ama eşit" illüzyonunu ve nihayet bir rüyayı nasıl bir sınıf mücadelesine dönüştürdüğünü anlatıyorum. Ve ardından şu soruyu soruyorum: Eğer siyahi toplumun arkasında, güçlü ve birleşik bir Afrika kıtası olsaydı, bu tarihi hiç yaşar mıydık? 'Hepimizin İçinde Bir Afrika Var' serisinin bu bölümünde, işte bu sorudan yola çıkarak tarihi geniş zamanlı okumaya çalışıyor ve içimizdeki Afrika'ya kulak kabartıyoruz. Sohbeti daha detaylı olarak Monolog'daki yazımda okuyabilir veya YouTube kanalımda alt yazılı izleyebilirsiniz.

    19 min
  5. JAN 11

    Sonsuz Küçük Kusursuz Büyük: Doğanın Gizli Dili | Doğa Neden Kendini Küçükte Gizler?

    Sahip olduğunuz en değerli anıyı, en büyük başarıyı veya en sevdiğiniz şehri tek bir kareye sığdırmak zorunda kalsanız, hangi küçük detayı seçerdiniz? Muhtemelen, tüm o büyük hikayeyi içinde barındıran, ona ait her şeyi çağrıştıran bir şey. Marcel Proust'un bir madlen kurabiyesinin tadıyla kayıp bir dünyayı buluşturması gibi... Bir koku veya bir ses, hafızamızın karanlık odalarında unutulmuş bir mikro evreni aydınlatabilir. Oradan yansıyan ışık diğer odalara sızar ve kayıp zamanları bugünlere taşır. Çünkü küçük ile büyük arasındaki ilişki, sandığımızdan daha gizemli ve daha yakındır. Yaşamın, doğanın ve yaratım süreçlerinin görünmez ama her yerde hüküm süren bir yasası var: Büyük her zaman küçükten doğar, ama o küçük, doğduğu büyüğün DNA'sını taşır. Bu, sadece bir başlangıç ve sonuç ilişkisi değil; sürekli, iç içe geçmiş ve döngüsel bir diyalogdur. Bir şey hem sebep hem sonuç, hem tohum hem meyve olabilir. Bunu hayatın farklı katmanlarında gözlemleyebiliriz.   Bir dostluk, bir aşk, küçük bir gülümseme, kaçamak bir bakışla başlar. Yaşam, cansız elementlerin kimyasal reaksiyonuyla başlar, büyür ve karmaşıklaşır. Yazar bir cümleyle, yol küçük bir adımla başlar Küçük şey, büyüğün izlerini taşır; Ancak büyük şeyleri yaratan küçük şeyler, büyük bir şeyin içinden çıkar Koca kitaptan küçük bir tortu kalır. Ondan yeni bir yolculuğa çıkarız Bizler, bir süpernovanın uzaya saçtığı yıldız tozundan meydana geliriz Her canlı, türünün mirasını DNA’sında taşır Büyük, küçükten doğar; küçük ise büyüğün habercisidir. Büyük hikayeler neden hep küçük detaylarda saklı? Bu bölümde Marcel Proust'un kurabiyesinden, bedenimizdeki yıldız tozuna uzanan, küçük ile büyük arasındaki şiirsel bağı konuşuyoruz. Evrensel bir prensip olarak "küçükten büyüğe" akışını, gündelik hayattan ve bilimden örneklerle inceliyoruz. Sohbeti daha detaylı olarak Monolog’da okuyabilir ya da YouTube kanalımda alt yazılı izleyebilirsiniz. İyi pazarlar..

    17 min
  6. JAN 4

    Kadınlar Güçlendikçe Dünya ‘Erkekleşmiyor’, İnsanlaşıyor | Gasset'in İzinde: Çağımız Hangi Cinsiyeti Yansıtıyor?

    Cinsiyet eşitliği dünyayı daha mı 'erkek' yapıyor, yoksa bu büyük bir yanılgı mı? İspanyol filozof José Ortega y Gasset, her çağın bir cinsiyet karakteri taşıdığını söyler. Ona göre yaşamın ritmi biyolojiktir. Hayatta kalma koşulları ve hakim teknoloji, çağın ruhunu belirler. Bu nedenle savaşların hüküm sürdüğü Ortaçağ'ın hoyrat dünyasında yaşamın temposu 'erkeksi' iken, servet birikiminin ve barışın öne çıktığı dönemlerde yaşam 'kadınsılaşır'. Ancak insan olarak önemli bir kusurumuz var: Alıştığımız düzenin sonsuza dek süreceğine inanma eğilimindeyiz. Değişim, düşüncemizde bile rahatsız edicidir. Oysa özü değişim olan doğada, insanın bunalım yaşamadığı bir çağ neredeyse yok gibidir. Bugün, teknolojinin genişlettiği bu yeni yaşam alanında, kadınlar artık edilgen değil, etken bir rol üstleniyor. İş hayatından spora, rekabetin sert kurallarını benimsiyor ve bu alanda başarılı oluyorlar. Bu dönüşüm, toplumsal davranışlara da yansıyor ve dünya daha rekabetçi, daha 'sert' bir görünüm alıyor. Üstelik, bu çağın belirleyici teknolojisi olan yapay zekayı şekillendirenler de hâlâ ağırlıklı olarak erkekler. Bu manzaraya bakıp, çağın ruhunun yeniden 'erkeksi' olduğunu söyleyebilirdik... Eğer yapay zeka diye bir gerçek olmasaydı. Oysa hızla, insan ve makinenin iç içe geçtiği yeni bir dünyaya ilerliyoruz. İnançlarımız ve değerlerimiz sarsılıyor, yenilerini üretiyoruz. Hayatta kalma stratejimizi belirleyen o iç 'algoritma', bu yeni koşullara uyum sağlamak için kendini hızla yeniden kodluyor. Evet, cinsiyet eşitliği yüzeysel bir bakışla dünyayı daha 'sert' gösterebilir. Ama acaba bu sefer tarihin ritmini yanlış mı okuyoruz? Belki de, bildiğimiz kadın-erkek tartışmalarının çok ötesinde, 'insan' olmanın anlamının yeniden yazıldığı bir yolculuğun içindeyiz. Bu podcast bölümünde, Gasset'in 'çağların cinsiyeti' fikrinden ilhamla, kadın-erkek dinamiklerinin yapay zeka çağında nasıl 'cinsiyet-üstü' bir insanlık potansiyeline evrilebileceğini konuşuyoruz.  Detaylı analizi blogum Monolog'da okuyabilir, görüşleri YouTube kanalımda alt yazılı izleyebilirsiniz. İyi Pazarlar..

    17 min
  7. 12/28/2025

    Köleliğin Küllerinden Yükselen Direniş Dünyayı Nasıl Şekillendirdi? | Hepimizin İçinde Bir Afrika Var (Bölüm 4)

    Şeker, bundan 200 yıl öncesine kadar bir lükstü. Üretim imkanlarının arttığı XVI. yüzyılda ise Avrupa için muazzam bir refah vadetmeye başladı. Ancak şeker üretimi acımasız ve tehlikeliydi; kimse plantasyonlarda gönüllü çalışmak istemiyordu. Bu zenginliği Avrupa’ya taşıyacak model, bu yüzden 'zorlayıcı' olmalıydı. İşte bu mecburiyet, dünyanın en zalim ekonomik sistemini, Atlantik Köle Ticareti’ni doğurdu. Dünyanın en tatlı şeyi, bir ironi olarak tarihin en kanlı mekanizmasını yarattı. Ve bu kanlı çarkın dişlisi olma ihalesi de Afrika’da kaldı. Atlantik Köle Ticareti dünyayı çok başka bir yere taşıdı. Kölelik sadece toplu bir imha değil, bir 'sosyal ölümdü'. Avrupalı, siyah insanın benliğini, maneviyatını ve hafızasını yok etmeye çalıştı. Ancak 350 yıl süren bu vahşi süreçte siyahilerin en büyük direnişi, 'unutmamak' oldu. Üzerlerinde uygulanan kaba güce karşı kültürlerini, müziklerini ve inançlarını önce Yeni Dünya’ya, ardından bütün dünyaya yaydılar. Blues, Rock’n Roll, Gospel ve Caz; yaşamın asla zincirlenemeyeceğinin birer ilanıydı. Dünya kölelikten sonra artık hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaktı. Atlantik Köle Ticareti bir yıkımdı; ama aynı zamanda Afrika’nın dünyaya 'ikinci yayılışıydı' Bu podcastte köleliğin doğasını ve Atlantik Köle Ticareti’nin mantığını konuşuyoruz. Ayrıca Afrika’nın kültür ve inancının dünyayı nasıl dönüştürdüğünden bahsediyoruz. Sohbetin tamamını dinlemek için linki tıklayın. Sohbeti detaylarıyla Monolog'daki yazımda okuyabilirsiniz. Ya da YouTube kanalımda altyazılı izleyebilirsiniz. İyi Pazarlar..

    21 min

About

Her şeyin dönüştüğü bir dünyada konuşmamız gereken şeyler var.

You Might Also Like