anecdote.press

anecdote.press

düne, bugüne ve yarına dair bazı anecdote’lar 🔎

Episodes

  1. Neden Peruk ?

    09/21/2025

    Neden Peruk ?

    Peruk takma geleneği, 17. yüzyıl Fransa’sında, frengi salgınıyla boğuşan toplumun şaşırtıcı bir çözümü olarak doğdu. Frengi, sadece ölümcül bir hastalık değil, aynı zamanda kelleşmeye neden olan utanç verici bir durumdu. Saç kaybını gizlemek isteyen aristokratlar ve soylular, çözümü gösterişli peruklarda buldu. Hatta XIV. Louis, dökülen saçlarını saklamak için peruk takmaya başlayarak bu modanın öncüsü oldu. Daha da ilginç olan, bazı tarihçilerin iddiasına göre, perukların içine bitlerden korunmak için lavanta veya pudra serpilirdi! Peruklar sadece estetik bir aksesuar değil, aynı zamanda güç ve otorite simgesiydi. Örneğin, Fransa’da bir papaz, 1620 yılında 13. Louis’in mahkemesine takma uzun sarı saçlarla çıktığında, bu cesur kostüm başlangıçta dalga konusu oldu. Ancak kısa sürede, saray erkânı bu “yeniliği” benimsedi ve mahkeme salonlarının değişmez bir unsuru haline getirdi. İngiltere’ye geldiğimizde, peruk takma geleneğinin bambaşka bir anlam kazandığını görüyoruz. Burada peruklar, hukukun ciddiyetini ve tarafsızlığını sembolize etmek için kullanılmaya başlandı. Ancak bu gösterişli aksesuarların ardında, hukukçuların kimliklerini gizleme amacı da yatıyordu. Peruklar, mahkemede avukatları sıradan vatandaşlardan ayırmanın yanı sıra, insanların avukatların yüz ifadelerini dikkatle incelemesini de engelliyordu. Bu sayede yargılamaların daha objektif olması amaçlanıyordu. Yüksek mahkeme yargıçları için beyaz ve uzun peruklar şartken, avukatlar için daha sade modeller tercih edilirdi. Bazı kaynaklar, bu perukların yapımında insan saçı değil, at kılı veya keçi yünü kullanıldığını belirtir. Hatta dönemin popüler bir şakası, “Bir yargıcın başındaki peruk, bir atın kuyruğundan daha değerliydi,” şeklindeydi. Ancak perukların işlevi sadece mahkeme salonlarıyla sınırlı değildi. Bir yargıcın veya avukatın peruk takmaması ciddi bir saygısızlık olarak görülür ve mesleki itibarını zedeleyebilirdi. Tarihteki en ilginç olaylardan biri, 18. yüzyılda yaşandı. Bir İngiliz avukat, duruşmaya peruksuz çıkmayı denediğinde mahkeme hâkimi, “Sizi ciddiye alamıyorum, bu salona çıplak gelmiş gibisiniz,” diyerek onu derhal dışarı çıkarmıştı. Bugün, dünyanın çoğu yerinde bu gelenek terk edildi. Ancak İngiltere’de, bu beyaz peruklar hâlâ mahkeme salonlarında adaletin tarafsızlığı ve tarihin sembolü olarak kullanılmaya devam ediyor. Hukuk sisteminde geleneklere sıkı sıkıya bağlı kalmaları peruğa devam eskimesinin temel taşı. Yine de modernleşen hukuk sistemi içinde, peruklar nostaljik bir miras olarak hukukun teatral ve dramatik tarafını yansıtmaya devam ediyor. İngiltere gibi muhafazakâr hukuk kültürlerinde tarihsel ve sembolik bir unsur olarak varlığını sürdürüyor. #Anecdote #Peruk #İngiltere

    1 min
  2. Sofra’nın Serüveni

    09/19/2025

    Sofra’nın Serüveni

    Hüseyin Özer; Tokat'ın Reşadiye ilçesinin bir köyünde, daha 10 yaşını bile doldurmamış bir çocukken babası tarafından evlatlıktan reddedilir. Babası, annesinden de ayrılıp kendisini birkaç keçiyle birlikte bir çobana verir. Hem koyun güdüp hem de Çoban Celal amcadan okuma yazma öğrenen Özer, yıllarca onlara zulüm eden babasından intikam almak için para kazanıp silah almak için Ankara’ya gider. Üstelik biletini de annesi alır. Fakat 11 yaşındaki bir çocuğa kimse iş vermez. 3 gün hiçbir şey yemeden sokakta kalır. Daha sonra Ulus'ta çakmak satarak günde 75 kuruş kazanmaya başlayınca gidip bir ciğerci ile anlaşır ve günde bir öğün ciğer yiyerek hayatta kalır. Sıhhiye'de bir tuvalette yatıp kalkar. Devamında Ankara’da tuvaletlerde yaşayıp,meyhanelerde çalışır. Öğrenmeye de, okumaya da hayli meraklı olduğundan, İstanbul’da tanıştığı bir emekli albaydan haftada 2 gün İngilizce dersi almaya başlar. Askerliğini tamamladıktan sonra ise 20 yaşında, İngiltere'ye gitmeye karar verir. Uçak parası olmadığı için öğrencilerin arasına karışıp otobüsle İngiltere’ye gider.İlk olarak bir dönercide çalışmaya başlar. Önceleri kalacak yeri olmadığı için lokantanın bodrum katında uyur. Restoranın mutfağında 4 sene boyunca bu şekilde bir hayat süren ve para biriktiren Özer, ardından buradan ayrılıp bir tanıdığı ile ortak olarak ilk lokantasını açar. Sonrasında ise İngiltere’ye ilk geldiğinde çalıştığı lokantayı satın alır. Ancak yaşadığı sıkıntılar hemen bitecek gibi değildir, bu kez haraç mafyası başına bela olur.  Hüseyin Özer’i korkutmayı başaramayan mafya bu kez de onun çalışanlarını rahatsız etmeye başlar, Özer uzun bir süre bu sıkıntıyı aşmak için uğraşmıştır. O bugün, Londra'da önünde kuyrukların oludğu ünlü Sofra restoranlarının sahibi. Bir başka tanımlamayla ise; “İngiliz Kraliyet Ailesi’ne Türk yemeğini yediren adam” Özer, Discovery Channel'ın "Dünyanın En Zengin İnsanları" belgeselinde yer alan 3 Türk isimden birisi olmuştu. Wikipedia, 1949 doğumlu Özer'in 37 milyon pound'luk bir serveti olduğunu belirtiyor. Restoranı, kalite konusundaki en belirleyi otorite kabul edilen Michelin rehberince tavsiye edilen Hüseyin Özer, Westmister Üniversitesinden fahri doktoraya sahip. Günümüzde ise Middlesex Üniversitesinde girişimcilik ve restoran işletmeciliği dersleri vermekte. #Anecdote #HüseyinÖzer #İngiltere #TürkMutfağı

    1 min

About

düne, bugüne ve yarına dair bazı anecdote’lar 🔎