Risale-i Nur Dersleri

Risale-i Nur

Bediüzzaman Said Nursi'nin eserleri, Risale-i Nurlar'dan sohbetler, anlatımlı dersler.

  1. Aug 14

    3070 - 10.söz-2.hakikat-ne kadar latif bir rahmet eseri

    İkinci hakikat bâb-ı kerem ve rahmettir ki Kerim ve Rahim isminin cilvesidir. Hiç mümkün müdür ki gösterdiği âsâr ile nihayetsiz bir kerem ve nihayetsiz bir rahmet ve nihayetsiz bir izzet ve nihayetsiz bir gayret sahibi olan şu âlemin Rabbi, kerem ve rahmetine layık mükâfat, izzet ve gayretine şayeste mücazatta bulunmasın? İkinci hakikat bâb-ı kerem ve rahmettir ki Kerim ve Rahim isminin cilvesidir. Hiç mümkün müdür ki gösterdiği âsâr ile nihayetsiz bir kerem ve nihayetsiz bir rahmet ve nihayetsiz bir izzet ve nihayetsiz bir gayret sahibi olan şu âlemin Rabbi, kerem ve rahmetine layık mükâfat, izzet ve gayretine şayeste mücazatta bulunmasın? Evet, şu dünya gidişatına bakılsa görülüyor ki en aciz, en zayıftan tut haşiye rızk-ı helâl iktidar ile alınmadığına, belki iftikara binaen verildiğine delil-i kat'i, iktidarsız yavruların hüsn-ü maişeti ve müstredir canavarların dıyk-i maişeti, hem zekâvetsiz balıkların semizliği ve zekâvetli, hileli tilki ve maymunun derd-i maişette vücutça zayıflığıdır. Demek rızık, iktidar ve ihtiyar ile makûsen mütenasiptir. Ne derece iktidar ve ihtiyarına güvense o derece derd-i maişete müptela olur. Ta en kaviye kadar her canlıya layık bir rızık veriliyor. Ahmet Said'i çağırabilir miyim abi? O da dinlesin ya. En zayıf, en acize en iyi rızık veriliyor. Her dertliye ummadığı yerden derman yetiştiriliyor. Geliyor mu? Buraya gel. Böyle ulvî bir keremle ziyafetler, ikramlar olunuyor ki nihayetsiz bir kerem eli içinde işlediğini bedaheten gösteriyor. Ahmet gel sen de dinle. Bak şuradan aşırı sağa sal yukarı oğlum. Alabiliyor musun? Boyun yeter değil mi? Düşürme de kitapları. Tamam. Sayfa kaç abi? Altı dokuz. Gel şuraya otur. Fazla uzağa gitme. Sayfa? Dokuz. Altı dokuz. Tamam. Şu başla- Hıh. İkinci hakikat bâb-ı kerem ve rahmettir ki Kerim ve Rahim isminin cilvesidir. Bâb-ı kerem ve rahmettir ki kerem ve rahmet kapısından, eee, gireceğiz, ahirete geçeceğiz yani. Kerem, yani kâinattaki kerem ve rahmet. Kerem, ikram. Kerem, ikram, lütuf, ihsanlar. Allah'ın merhameti, şefkatinden, eee, al-ahiretin varlığına geçeceğiz. Bu kâinattaki ikramlar, lütuflar da Kerim isminin-- Allah Kerim. Kerem ikram eden demek. Hem veren, veren, ikram eden. Cenab-ı Hakk'ın Kerim ismi ve Rahim ismi. Rahim merhamet eden, şefkat eden, acıyan. Ondan sonra. Yani bu kâinatta gördüğümüz, eee, şeyler, ikramlar, ihsanlar, lütuflar perd-i gayb arkasında Kerim Rahim bir zatın varlığını gösteriyor. Nasıl aynaya baktığın zaman aynadaki ışık, parlaklık, değil mi? Güneşin varlığını, güneşin oraya yansıdığını gösteriyor. Tecelli ettiğini, ışığın tecelli ettiğini gösteriyor. Kâinatta da şimdi Cenab-ı Hakk'ın, eee, Kerim ismiyle Rahim ismiyle meydana gelen ikramlar, lütufları gösterecek. Oradan Allah'ın Kerim ve Rahim ismini ispatlayacak. Allah'ın Kerim ve Rahim isimlerinden de ahireti ispatlayacak. Özeti bu. Yani bâb-ı kerem ve rahmettir ki Kerim ve Rahim isminin cilvesidir. E kâinatta sabit gerçekler var, sabit hakikatler var. İnkar edemeyeceğimiz sabit gerçekler var. Bir tanesi de bu. Kerem ve rahmet hakikatı. Kerem ve rahmet hakikatının varlığı bize hem Allah'ın varlığını gösteriyor hem ahiretin varlığını gösteriyor. Bakalım nasıl olacak şimdi? Hiç mümkün müdür ki gösterdiği âsâr ile nihayetsiz bir kerem ve nihayetsiz bir rahmet ve nihayetsiz bir izzet ve nihayetsiz bir gayret sahibi olan şu âlemin Rabbi, kerem ve rahmetine layık mükâfat, izzet ve gayretine şayeste mücazatta bulunmasın? Hiç mümkün müdür ki gösterdiği âsâr ile, gösterdiği eserler, kâinatta bize gösterdiği eserler var. İşte onları örnek verecek daha sonra. Bunlar nihayetsiz bir kerem, sonsuz bir kerem sahibi, ikram sahibi, nihayetsiz bir rahmet, nihayetsiz bir izzet, nihayetsiz bir gayret sahibi olduğunu gösteriyor Allah'ın. Göster-- sahibi olan şu âlemin Rabbi, kerem ve rahmetine layık mükâfat, izzet ve gayretine şayeste mücazatta bulunmasın. O zaman madem öyle kerem ve rahmet sahibidir, o zaman kerem ve rahmetine layık mükâfatı olacaktır. İzzet ve gayret sahibidir. İzzet ve gayr

  2. Aug 14

    3068 - 10.söz-2.hakikat-lâyık bir rızık veriliyor

    Sekizinci meziyeti cezalet. Kur'an kâh oluyor ki Cenab-ı Hakk'ın ahirette harika ef'allerini kalbe kabul ettirmek için ihzariye hükmünde ve zihni tasdike müheyya etmek için bir idadiye suretinde dünyadaki acayip ef'alini zikreder. Veyahut istikbali ve uhrevi olan ef'al-i acibe-i ilahiyeyi öyle bir surette zikreder ki meşhudumuz olan çok nazireleriyle onlara kanaatimiz gelir. Kur'an kâh oluyor ki Cenab-ı Hakk'ın ahirette harika ef'allerini, fiillerini kalbe kabul ettirmek için ihzariye hükmünde, hazırlama hükmünde ve zihni tasdike müheyya etmek için bir idadiye suretinde dünyadaki acayip ef'alini zikreder. Veyahut istikbali ve uhrevi olan ef'al-i acibe-i ilahiyeyi öyle bir surette zikreder ki meşhudumuz olan çok nazireleriyle onlara kanaatimiz gelir. Evet, Kur'an'ın haşirle alakalı... Ondan sonra ayetlerinde nasıl oluyormuş? Ahirette harika ef'allerini kalbe kabul ettirmek için ihzariye hükmünde ve zihni tasdike müheyya etmek için bir idadiye suretinde dünyadaki acayip ef'alini zikreder. Yani Kur'an Cenab-ı Hakk'ın dünyadaki fiillerini zikrediyor. Ama öyle bir zır diyor ki ahiretteki fiillerine zihni hazırlıyor, tasdike zihni hazırlıyor. Veyahut istikbali ve uhrevi olan ef'al-i acibe-i ilahiyeyi öyle bir surette zikreder ki meşhudumuz olan çok nazireleriyle onlara kanaatimiz gelir. Ve ahiretteki fiillerinden bahsederken öyle bir bahsediyor ki dünyadaki benzerleri insan aklına geliyor. O şekilde eee o fiillere kanaat getiriyor diyor. Şimdi örnekler verecek. Mesela ta surenin ahirine kadar. İşte şu bahiste haşir meselesinde Kur'an-ı Hakim haşri ispat için yedi sekiz surette muhtelif bir tarzda ispat ediyor. Evvela neş'e-i ülâyı nazara verir der ki nutfeden alakaya, alakadan mudğaya, mudğadan tâ hilkat-i insaniye kadar olan neş'etinizi görüyorsunuz. Nasıl oluyor ki neş'e-i uhrâyı inkar ediyorsunuz? Evvela neş'e-i ülâyı nazara verir. Neş'e-i ûlâ. Yani ne demek neş'e-i ûlâ? Dünyadaki yaratılış, ilk yaratılış. Nutfeden alakaya, alakadan mudğaya, mudğadan tâ hilkat-i insaniye kadar olan neş'etinizi görüyorsunuz. Mesela deselerdi ki işte nutfe dediği bir damla su değil mi? Onda da herhalde iki yüz elli milyon değil mi sperm hücresi var. Yani hücre, tek hücre. Ondan önce o da yok zaten. Deseler ki işte bu bir damla su insan olacak, gözler olacak, kulaklar olacak, şöyle olacak böyle. İnsan inanır mı? Sonra bakıyor bir damla su ne oluyor? Bir parça et oluyor mesela. Yani nohut kadar bir et oluyor. Deseler ki bu insan olacak, ayaklar olacak, gözler olacak. Ne alakası var mesela? Sonra biraz daha biraz daha bakıyoruz. Aman Cenabı Hak ne yapıyor? Belli bir süre içerisinde onu ta insan suretine kadar getiriyor. Nutfeden alakaya, alakadan mudğaya, mudğadan tâ hilkat-i insaniye kadar insanın yaratılışına kadar olan neş'etinizi görüyorsunuz. Nasıl oluyor ki neş'e-i uhrâyı inkar ediyorsunuz? Yani ikinci yaratılışı inkar ediyorsunuz. Birinci yaratılışı görüyorsunuz, gözünüzün önünde gerçekleşiyor. O zaman ikinciyi nasıl inkar ediyorsunuz? O onun misli belki daha ehvenidir. Ya aynıdır veya daha da kolaydır. Hem Cenab-ı Hak insana karşı ettiği ihsanat-ı azîmeyi kelimesiyle işaret edip der. Size böyle nimet eden zat sizi başıboş bırakmaz ki kabre girip kalkmamak üzere yatasınız. Burası şeyde var mı Haşir Risalesi'nde? Var değil mi? Evet. 146'da varmış. Bak Nur yer bu zehir olarak üsttekoymuş. 146'dan takip etmek isteyen. Size böyle nimet eden zat sizi başıboş bırakmaz ki kabre girip kalkmamak üzere yatasınız. Size böyle nimet eden zat sizi başıboş bırakmaz ki kabre girip kalkmamak üzere yatasınız. Ölen insan için ne diyorlar? Ehli gaflet aklıma geldi. İşte ebedi istirahatine çekildi filan. İşte bundan sonra rahat edecek, artık uyuyacak. Öyle bir şey yok yani. İnsana bu kadar nimet edilmişse bunların hepsinin nerede kullandın, nasıl kullandın? Sorulusu suali olacak. Yani öyle yatıp kalmayacak. Size böyle nimet eden zat sizi başıboş bırakmaz ki kabre girip kalkmamak üzere yatasınız. Bu kadar nimetlere mazhar ol, sonra öl yat, ondan sonra hiç kalkma. Bö

  3. Aug 13

    3067 - 10.söz-2.hakikat-Kerim ve Rahîm isminin cilvesidir

    Bismillahirrahmanirrahim. Ve in min şey'in illâ yusebbihu bihamdihi. Esselamu aleyküm ve alâ valideyküm ve alâ ihvaniküm ve alâ rifedaiküm fi dersil Kur'an. Aziz kardeşim, evvela kardeşimiz Abdülmecid'in Yirmialtıncı Mektub'un üçüncü mebhasını lüzumsuz bir ihtiyata binaen ziyade görmesini, sen de onun ziyadesini ziyade görmekleyim beni ziyade sevindirdi. "Ve keyfe ehafü ma eşrektüm ve la tehafune enneküm eşrettüm billah." diyen ve Kur'an'ın takdirine mazhar olan Hazreti İbrahim Aleyhisselam'ın ittibaına mükellef olduğumuza işaret eden "Millete İbrahime hanifen müslimen" sırrına mazhar olduğumuzu bilmeliyiz. Saniyen bana karşı umumen dost bir şehir âlisinden bir müftü, sathi bir nazar ile vahi bazı tenkidalatı Onuncu Söz'ün teferruat kısmına etmiş diye Abdülmecid yazıyor. Abdülmecid'in ona verdiği cevaplar iki yer müstesna mütebâkisi kâfidir. Fakat iki yerde o da o zatın sathi sualine sathi olarak cevap vermiş. Birincisi o zat demiş ki "Onuncu Söz'ün hakikatleri münkirlere karşı değil. Çünkü sıfat ve esma-i ilahiye bina edilmiş." Abdülmecid cevabında diyor ki "Münkirleri hakikatlerden evvelki dört işaretle imana getirmiş, ikrar ettirmiş, sonra hakikatleri dinlettiriyor." mealinde cevap vermiş. O zat demiş ki "Onuncu Söz'ün hakikatleri münkirlere karşı değil. Çünkü sıfat ve esma-i ilahiye bina edilmiş." Yani Haşr Risalesi'nin, eee, şey yaparsak mesela başta on iki tane suret var. Tefsir var yani on iki tane. Sonra dört tane işaret var. Son on iki tane hakikat var. Sonra hatime zeyil gidiyor. Yani suretlerden hakikate geçerken dört tane işaret var. Orada dört işareti birincisinde Allah'ın varlığını ispatlıyor, ikincisinde Peygamber Efendimizin ümmetini ispatlıyor. Sonra Kur'an'ı ispatlıyor, sonra ahirete geçiyor. Orada Allah'ı ispatlayan bir bölüm var. Direkt böyle zerelerden, yıldızlardan böyle. Eee, ispatlarken de işte Allah adildir. Öyleyse adaleti, adaletin tahakkuk etmesi lazım. Öyleyse ahiret olacaktır. Allah hakimdir. E bu kadar dünya her şey olsun, sonra her şey yok olsun olmaz. Ahiret olması lazım. Yani böyle Allah'ın isimlerini bina ederek ispatlıyor ya Haşr Risalesi. Şey, o zat demiş ki, kim ise artık o, yani "Onuncu Söz" demiş, "Allah'ı bilen, Allah'ın isimlerine inanan hitap ediyor Onuncu Söz. Yani Allah'ın adil olduğunu, hakim olduğunu bilen kişilere ispat ediyor." demiş. Abdülmecid Efendi de, Üstad'ın kardeşi, "Yok öyle değil. O Allah'ın ispata yapılan bölüm var ya, orada Allah'ın varlığını ispatlıyor. Ondan sonra, eee, inandırıyor, ondan sonra isimlere geçiyor." demiş. İkisi de yanlış diyor Üstad. Öyle değil, her hakikatte Allah'ın varlığını isimler ispatlıyor diyor. Yani böyle bir güzel bir yer var burada. O zat demiş ki "Onuncu Söz'ün hakikatleri münkirlere karşı değil. Çünkü sıfat ve esma-i ilahiye bina edilmiş." Yani Allah'ın isimlerine, sıfatlarına bina edilmiş ahirete iman. O da zaten Allah'a inanan kişiler. Eee, Abdülmecid cevabında diyor ki "Münkirleri hakikatlerden evvelki dört işaretle imana getirmiş, ikrar ettirmiş." Yani Allah'ı kabul ettirmiş. "Sonra hakikatleri dinlettiriyor." mealinde cevap vermiş. "Hakiki cevabı şudur ki," Üstad artık hakiki cevabını söylüyor. "Her bir hakikat üç şeyi birden ispat ediyor. Hem Vacibul Vücud'un vücudunu hem esma ve sıfatını, sonra haşri onlara bina edip ispat ediyor." Yani on iki tane hakikat var. Her bir hakikatte önce Vacibul Vücud'un vücudunu, Allah'ın varlığını ispat ediyor. Sonra Allah'ın isim ve sıfatını ispat ediyor. Üstüne de ahireti bina ediyor. Yani her hakikatte üç mertebe var diyor. "Her bir hakikat üç şeyi birden ispat ediyor. Hem Vacibul Vücud'un vücudunu hem esma ve sıfatını." İşte Allah'ın adil olduğunu, hakim olduğunu, işte rahim olduğunu, isimlerini, sıfatlarını. "Sonra haşri onlara bina edip ispat ediyor. En muannit münkirden ta en halis bir mümine kadar herkes her hakikatten hissesini alabilir." Sadece inananlara değil, en muannit münkirden, yani en inatçı bir inkârcıdan ta en halis bir mümine kadar herkes her hakikatten hissesini alabilir. Çünkü

  4. Aug 13

    3066 - 10.söz-1.-2.hakikat-ism-i Rabb'in cilvesidir

    Nasıl ki hikayede on iki suretle gördük ki hiçbir cihetle mümkün değil öyle bir padişahın öyle muvakkat misafirhane gibi bir memleketi bulunsun da müstakar ve haşmetine mazhar ve saltanat uzmasına medar diğer daimi bir memleketi bulunmasın. Öyle de hiçbir vecihle mümkün değil ki bu fani alemin baki Halıkı bunu icat etsin de baki bir alemi icat etmesin. Hem mümkün değil şu bedi ve zail kainatın sermedi-i sâni bunu halk etsin de müstakar ve daimi diğer bir kainatı icat etmesin. Hem mümkün değil bu meşher ve meydan-ı imtihan ve tarla hükmünde olan dünyanın hakim ve kadir ve rahim olan Fatır'ı onu yaratsın, onun bütün gayelerine mazhar olan dar-ı ahireti halk etmesin. Yani bu dünyanın meşher ve meydan-ı imtihan ve tarla hükmünde olduğunu gördükten sonra. Mesela meşher niye açılıyor? Meşher orada sergiliyor, değil mi? Sanat eserlerini sergiliyor. Niye sanat eserlerini sergiliyor? Müşteri kazanmak için, değil mi? Oraya numuneler, oraya numuneler getiriyor. O numuneleri gös-numuneleri gösteriyor ki insanlar asıllarına talip olsun, değil mi? Müşteri olsun diye. Bu dünyada böyle bir meşher hükmünde Cenab-ı Hak ihsanatının numunelerini gösteriyor. Bu numuneleri gösterdikten sonra, ondan sonra, gene alayım şöyle. Gösterdikten sonra insanlar bunun asıllarına, daimilerine müşteri olsa bu sefer onları Cenab-ı Hak getirmese bu sefer hikmete muvafık olmuyor. Sayfa otuz yedi. Şeyde de dördüncü işaret. Hem mümkün değil bu meşher ve meydan-ı imtihan ve tarla hükmünde olan dünyanın hakim ve kadir ve rahim olan Fatır'ı onu yaratsın, onun bütün gayelerine mazhar olan dar-ı ahireti halk etmesin. Bu hakikate on iki kapıyla girilir. Yani meşher varsa mutlaka bunların asıllarının olduğu bir yerde olacak. Asıllarına talip olanlara da asılları mutlaka gösterilecektir. Meşher olduktan sonra meşherin manası bu. Sonra meydan-ı imtihan. İmtihan ediliyorsa, imtihan yapılıyorsa mutlaka onun sonuçlarına göre de bir muamele olması lazım. Üçüncüsü olarak da tarla hükmünde. Yani oraya ekilen mahsulâtın mutlaka başka bir baharda neticesi alınması gerekiyor. Yoksa ekildikten sonra neticesi alınmazsa o da bir abes olur. Şimdi bu dünya meşher hükmünde, meydan-ı imtihan hükmünde, tarla hükmünde. O zaman nedir? Bu meşher ve meydan-ı imtihan ve tarla hükmünde olan dünyanın hakim ve kadir ve rahim olan Fatır'ı. Bir de bunları yapan zatın hakim olduğunu, kadir olduğunu, rahim olduğunu düşünürsek elbette onu yaratsın, onun bütün gayelerine mazhar olan dar-ı ahireti halk etmesin. Niçin imtihan yapılıyor? Yani sadece imtihan yapılmak için değil. Hem onun neticesinde ondan sonra o muvafık olanlara mükâfat verilecek. Ondan sonra maksatları tahakkuk edecek o şekilde. İmtihanın maksadı. Bu dünyada insanlar çalıştırılıyor, çabalıştırılıyor bir sürü ondan sonra meselelerde, ondan sonra ekiliyor, faaliyet gösteriyor. Elbette bunun neticeleri mutlaka neticelerine göre bir muamele olması lazım. Bu dünyada görünmüyor. O zaman başka bir âlemde bütün bu gayeler tahakkuk edecekti. Bunun, bu hakikatın, bu hakikate on iki kapıyla girilir. On iki hakikat ile o kapılar açılır. En kısa ve basitten başlarız. Ve şimdi on iki surete mukabil on iki tane o suretlerin hakikatleri. Onlarla anlatılmak istenen hakikatlerin bizzat kendisine geçiyor şu anda. Birinci hakikat bâb-ı rububiyet ve saltanattır ki ism-i Rabb'in cilvesidir. Hiç mümkün müdür ki şen rububiyet ve saltanat-ı uluhiyet bahusus böyle bir kâinatı kemalatını göstermek için gayet âli gayeler ve yüksek maksatlarla icat etsin. Onun gayet ve makasıdına karşı iman ve ubudiyetle mukabele eden müminlere mükâfatı bulunmasın ve o makasıdı red ve tahkir ile mukabele eden ehl-i dalalete mücazat etmesin. Birinci hakikat bâb-ı rububiyet ve saltanattır ki ism-i Rabb'in cilvesidir. Yani kâinata baktığımız zaman işte on iki tane hakikat göreceğiz. İlk gördüğümüz hakikat nedir? Kainattaki rububiyet ve saltanat hakikatı. Yani bir zatın bütün zerrelerden yıldızlara kadar bütün kâinata hükmettiğini, onları yaratması, vücut vermesi, idare etmesi, rızkını ver

  5. Aug 12

    3065 - 10.söz-3.4.işaret-1.hakikat-diğer daimî bir memleketi

    Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi rabbil alemin. Vessalatu vesselamu ala rasulina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain. Üçüncü işaret. Hatıra gelmesin ki bu küçücük insanın ne ehemmiyeti var ki, bu azim dünya onun muhasebe-i a'mali için kapansın, başka bir daire açılsın. Çünkü bu küçücük insan, camiyet-i fıtrat itibariyle şu mevcudat içinde bir ustabaşı. Us 6 mı? Ha. Çünkü bu küçücük insan, camiyet-i fıtrat itibariyle şu mevcudat içinde bir ustabaşı ve bir dellâl-ı saltanat-ı ilahiye ve bir ubudiyet-i külliyeye mazhar olduğundan büyük ehemmiyeti vardır. Hatıra gelmesin ki bu küçücük insanın ne ehemmiyeti var ki, bu azim dünya onun muhasebe-i a'mali için kapansın, başka bir daire açılsın. Hatıra gelmesin ki. Hatıra gelmemesi gereken şey ne? Yani insan küçük. Cismen, maddeten küçük. Böyle küçük bir insan için bu dünyanın kapanması ve başka bir daire açılması nasıl olacak yani? Yani küçük bir insanın ne ehemmiyeti olabilir? Bu azim dünya, yani kıyamet niçin kopacak? Haşir ve neşir niçin olacak? Ondan sonra ahiret niçin olacak? İnsanın muhasebesi için, amellerinin muhasebesi için. İnsanın ehemmiyeti nedir ki diyor. Ondan sonra insanın ameli nedir ki onun muhasebesi için böyle bir daire açılsın. Böyle bir şey hatıra gelmez. Evet. Yani mesela su işleyen, mesela Lütfi Abi'nin oğlu işçiler falan su işlediği zaman küçük göstermeye çalışıyor değil mi? Yani bu küçük bir şey diyor. Veyahut da yani ehemmiyeti yok diyor falan. Öyle şey yapmaya çalışıyor yani. Tabakayla tanışıyor. Burada da aynı şekilde herhalde. Yani böyle insan sorgudan, sualden ondan sonra uzak durmak için kendisini küçük göstermeye, yaptıklarını küçük göstermeye, ehemmiyet göstermeye çalışıyor yani nefsin bir şeyi. Hatıra gelmesin ki bu küçücük insanın ne ehemmiyeti var ki bu azim dünya onun muhasebe-i a'mali için kapansın. Muhasebe-i a'mal neydi? Muhasebe-i am-amellerinin muhasebesi. Değil mi? Amellerin muhasebesi. Hayatının başından sonuna kadar yapmış olduğu her ameli ben sorguya, suale tâbi olacak insan. Değil mi? Şunu niye yaptın, bunu niye yapmadın, şunu niye şöyle ettin, bunu niye böyle ettin diye hepsi suale tâbi olacak. Neden? Çünkü bu küçücük insan, camiyet-i fıtrat itibariyle şu mevcudat içinde bir ustabaşı ve bir dellâl-ı saltanat-ı ilahiye ve bir ubudiyet-i külliyeye mazhar olduğundan büyük ehemmiyeti vardır. Bu küçücük insan, camiyet-i fıtrat itibariyle şu mevcudat içinde bir ustabaşı ve bir dellâl-ı saltanat-ı ilahiye ve bir ubudiyet-i külliyeye mazhar olduğundan büyük ehemmiyeti vardır. Evet. Bu küçücük insan, camiyet-i fıtrat itibariyle şu mevcudat içinde bir ustabaşı ve bir dellâl-ı saltanat-ı ilahiye ve bir ubudiyet-i külliyeye mazhar olduğundan. İnsanda ne var diyor? Camiyet-i fıtrat. İnsanın fıtratı yani mahiyet olarak cismen, maddeten çok küçük olabilir. Mesela bir cep telefonu diyelim şimdi çok küçük ama bütün dünyayla irtibatı oluyor yani. Tahta kilitli ama bulunduğu mekanla alakası var. O cep telefonu da küçük bir şey ama değil mi? Dünyada ne kadar insan varsa hepsiyle alakadar olabiliyor. Üçüncü neydi? Üçüncü işaret. Otuz altı. O küçük kitap otuz altı. Yani insan da bir nokta gibi ama sanki kainatın santrali, merkezi gibi on sekiz bin alemin hepsiyle insan münasebetkar olabiliyor. Değil mi? Her bir alem hakkında bir düşüncesi, bir fikri olabiliyor. Onlar hakkında kendine göre bir taşıdığı bir şey olabiliyor mesela. Onların mesela hareketlerinde, muamelelerinde doğru veya yanlış şey olabiliyor. Fıtratı câmi. Yani mahiyeti küçük ama boyu 1.20 küçük ama fıtratı çok câmi. Câmi ne demek câmi? Birçok alan. Değil mi? Camide insanlar toplanıyorlar. İnsanda çok câmi yaratılmış. Yani insanda yüzlerce, binlerce, milyonlarca unsur toplanmış yani. Değil mi? Hücreler maddi manevi olarak akıl, kalp, ruh, hissiyatlar, latifeler, fikirler, duygular. Böyle câmi bir fıtratı var. Böyle câmi bir fıtrat olduğu için şu mevcudat içinde bir ustabaşı oluyor insan. Evet, biz bu ustabaşı kelimesini, ustabaşının şeyi ne Lütfi abi?

  6. Aug 12

    3064 - 10.söz-2.işaret-Uluhiyet, risaletsiz olamaz

    Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. İkinci işaret. Hikayede bir yaver-i ekremden bahsedilmiş ve denilmiş ki kör olmayan herkes onun nişanlarını görmekle anlar ki o zat padişahın emriyle hareket eder ve onun has bendesidir. Hikayede bir yaver-i ekremden bahsedilmiş ve denilmiş ki kör olmayan herkes onun nişanlarını görmekle anlar ki o zat padişahın emriyle hareket eder ve onun has bendesidir. Ne demek istiyor? Hikayede bir yaver-i ekremden bahsedilmiş. Ve denilmiş ki kör olmayan herkes onun nişanlarını görmekle anlar ki. Nişan ne demek? Nişan alamet, işaret. Mesela şu rütbeli şunlar rütbe oluyor ya ona alamet, işaret yani nişan. Yani bir kişinin kim olduğunu gösteren üzerindeki şeyler. Burada da o zatta aleyhissalatu vesselam öyle nişanlar var ki onları görmekle anlar ki o zat padişahın emriyle hareket eder ve onun has bendesidir. Padişahın emriyle hareket eder ve onun has bendesidir. Bende ne demek? Yardım istesen. Bende. O zat padişahın emriyle hareket eder ve onun has bendesidir. Var mı rütbe olan? Hı? Hizmetçi. Hizmetçi. Evet, onun has bendesidir. Hizmet, hizmetkârıdır. İşte o yaver-i ekrem Resul-i Ekrem'dir aleyhissalatu vesselam. Evet şöyle müzeyyen bir kâinatın böyle mukaddes bir Sâniine böyle bir Resul-i Ekrem ışık şemse lüzumu derecesinde elzemdir. Evet şöyle müzeyyen bir kâinatın böyle mukaddes bir Sâniine böyle bir Resul-i Ekrem ışık şemse lüzumu derecesinde elzemdir. Işık şemse lüzumlu mudur? Işık şemse. Güneşin ışığı güneşe lazım mıdır? Mesela güneşin ışığı olmasa ne olur? Biz güneşi görebilir miyiz? Göremeyiz. Güneşi görmemiz için güneşe kadar gitmemiz lazım. Değil mi? Şimdi peygamberler olmasa, Allah'ı tanıtan insanlar, elçiler olmasa biz Allah'ı nasıl tanıyacağız, nasıl bileceğiz? Tanıyamayız. O zaman yani o zaman eee ışık nasıl güneşin bilinmesi için, görünmesi için, anlaşılması için lazımsa Cenab-ı Hakk'ı da layıkı vechile anlamak için, tanımak için, bilmek için elbette O'nun- O'ndan gelen onun resulleri, elçileri olması gerekiyor yani. Ya sadece Allah'a iman. Eee Resuller olmadan Allah'a iman olur mu? Biz kime iman edeceğiz? Allah'a. Allah kim? Bilmiyoruz. Nasıl iman edeceğiz, niye iman edeceğiz, kimden öğreneceğiz yani? Değil mi? Allah'ın varlığını, Allah'a iman etmemiz gerektiğini, Allah'ın kim olduğunu, nasıl bir zat olduğunu, Allah bizden ne istiyor, ne bekliyor bunlar nasıl ortaya çıkacak? Peygamberler vasıtasıyla. Peygamberler vasıtasıyla. Demek ki peygamberler olmasa Allah'a iman diye de bir şey olmaz. Herkes kendine göre bir Allah'a inanır veya inanmaz. İnandığı Allah Allah olmaz. Gerçek manada Allah'ı tanıtan, bildiren yine peygamberlerdir yani. Değil mi? Yani şöyle müzeyyen bir kâinatın öyle mukaddes bir Sâniine öyle bir Resul-i Ekrem ışık şemse lüzumu derecesinde elzemdir. Mesela la ilahe illallah olsa Muhammedun Resulullah olmazsa la ilahe illallah olur mu? La ilahe illallahın olması için Muhammedur Resulullah olması gerekiyor. Yani gerçek manada la ilahe illallah diyebilmek için değil mi Muhammedur Resulullah. Zaten kelime-i tevhidin iki kelamı birbirine ayna gibi yani. Bir tarafta uluhiyet hakikatı, bir tarafta ubudiyet hakikatı. Yani ikisi birbirine bakıyor değil mi? Dolayısıyla yani tek başına la ilahe illallah bir hakikati ifade etmez yani o kişinin aleminde. Şimdi burada bunun ispatları yapılacak. Yani delilleri. Mesela biz şimdi Risale-i Nur'da var. Mesela yirmi altıncı Mektup'ta sual. La ilahe illallah denilse Muhammedun Resulullah denilmezse ehl-i necat olunur mu? Olunmaz diyor. İşte On Birinci Mektup'ta mı On İkinci Mektup'ta İslamiyetsiz, imansız İslamiyet sebeb-i necat olmadığı gibi İslamiyetsiz iman da medar-ı necat olamaz diyor. İkisi hem iman hem İslamiyet. İkisi beraber olacak. İman, o imanın tatbiki muktezası İslamiyet oluyor. Bunlar birbirinden ayrılmaz yani. Burada da niçin ayrılmaz, yani hüküm odur. Dindeki hüküm odur. Şeriattaki hüküm odur ama burada onun mantığını anlatıyor. Yani ispatını yapıyor. Gerçekten olmaz yani. Tamam biz mükellefiz. La ilahe illal

  7. Aug 11

    3063 - 10.söz-1.işaret-Yeryüzünü bir sofra-i nimet yapmış ki

    Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Mukaddime. Birkaç işaretle başka yerlerde, yani Yirmi İkinci, On Dokuzuncu, Yirmi Altıncı Sözler'de izah edilen birkaç meseleye işaret ederiz. Birkaç işaretle başka yerlerde, yani Yirmi İkinci, On Dokuzuncu, Yirmi Altıncı Sözler'de izah edilen birkaç meseleye işaret ederiz. Yani okuyacağımız mesele başka nerelerde geçiyormuş? Hangi sözlerde geçiyormuş? He? Yirmi, On Dokuz. Ve Yirmi Altıncı Sözler'de de izah ediliyormuş. Birinci işaret. Hikayedeki sersem adamın o emin arkadaşıyla üç hakikatleri var. Birincisi nefs-i emmarem ile kalbimdir. İkincisi felsefe şakirtleriyle Kur'an-ı Hakim timsizleridir. Üçüncüsü ümmet-i İslâmiye ile millet-i küfriyedir. Hikayedeki sersem adamın o emin arkadaşıyla üç hakikatleri var. Ne demek istiyor? Hikayedeki sersem adamın o emin arkadaşıyla üç hakikatleri var. Hikaye, hani, geçen haftalarda okumuştuk, değil mi? İki adam diyor cennet gibi güzel bir memlekete şu dünya işaret edilip gidiyorlar. Bakarlar ki ev, hane, dükkân kapılarını açık bırakıp muhafazasına dikkat etmiyorlar. Mal ve para meydana sahipsiz kalır. Yani kitabın ilk başında bir hikaye vardı ya. İşte o emin arkadaşı dedi. Sen ne yapıyorsun? Ceza çekeceksin. Bu mallar milli maldır. Ondan sonra sahipsiz değildir. O aralarında konuşuyor. Yok o sahipsizdir, istediğim gibi tasarruf ederim gibi böyle konuşuyor iki kişi temsilde. Onlar aslında diyor, eee, hakikate tabliğ ettiğimiz zaman üç hakikat, üç hakikatleri var. Birincisi nefs-i emmarem ile kalbimdir. Yani o kişilerden biri nefs-i emmare oluyor, diğeri kalp oluyor. Yani insan içerisinde, eee, hakikatleri anlayan, söyleyen kalp oluyor. Nefis ona karşı çıkıyor. Sonra ikinci olarak da ikincisi felsefe şakirtleriyle Kur'an-ı Hakim timsizleridir. Veya sınıfında bir yerde mesela sen Kur'an hakikatini söylüyorsun, adam karşı çıkıyor mesela. Ona da, ona da bakıyor. Üçüncüsü de ümmet-i İslâmiye ile millet-i küfriyedir. Daha büyük topluluklar arasında da mesela İslam alemi böyle inanıyor. Öldükten sonra dirileceğiz. Bu hayatınızda yaptığımız her şeyin hesabı tek tek sorulacak. Ya mükâfatı ya ceza verileceğine inanıyoruz. Kimi de millet-i küfriye de öyle bir şey yok. Nasıl dirileceğiz? Kim bize hesap soracak? Haşa. Yani bu şekilde bir inkar var. Bu üç şekilde de olabilir diyor. Felsefe şakirtleri. Bak oradan kitap alabiliriz. Almayan abilere verebiliriz. Felsefe şakirtleri ve millet-i küfriye ve nefs-i emmarenin en müthiş dalaleti Cenab-ı Hakk'ı tanımamaktadır. Felsefe şakirtleri ve millet-i küfriye ve nefs-i emmarenin en müthiş dalaleti Cenab-ı Hakk'ı tanımamaktadır. Ne demek istiyor? Felsefe şakirtleri. Felsefe şakirdi ne demek? Bilimler, bilimler hocam. He? İlimler, eee, fen. Felsefe şakirdi bilimler değil de yani, eee, bilim değil de felsefe ne, ne diyebiliriz? Mesela Kur'an ne diyor? Bu kainatı yaratan bir yaratıcı var diyor. Onun yaratmasının bir gayesi var diyor. İnsanlara burada rahmet ediyor, nimet ediyor diyor. Bir maksadı var diyor. Değil mi? Bu hayattan sonra ikinci bir hayat başlayacak diyor. Oradaki saadetimiz buradaki yaptığımız ibadetlere bağlı diyor. Böyle Kur'an bunları söylüyor. Felsefe ne diyor? Yok diyor, insan diyor maymundan geldi diyor. Haşa. Yok diyor. Şöyle oldu, böyle oldu. Yani ilimden ziyade çünkü bilim kâinattaki nizam ve intizamın ifadesidir. Biz bilime itiraz etmeyiz yani. Adam öyle düşünüyor. Burası beş santim diyor. Neye itiraz edeceksin ki? Değil mi? Bunu Allah yapıyor. Bu beş santimi diziyor. Öbürü diyor bu kendi kendine beş santim oldu diyor. Yani onun yorumu, yorum kısmın, yani onun hakikati noktasında dinle felsefe ayrılıyor. Yoksa- Tabii. Din diyor ki bu bina diyor, kendi kendine olamaz diyor. Bina yapan biri var diyor. Yapmasında bir amacı vardır diyor mutlaka. Felsefe diyor ki yok diyor, bina kendi kendine oldu diyor, yapan yok diyor mesela. Bilim ne yapıyor? Bu binanın boyunu ölçüyor, enini ölçüyor, temelini ölçüyor. Yani o bina hakkındaki özellikleri ölçüyor bil-bilim. Onun için bilim yanlış bir şey

Ratings & Reviews

5
out of 5
2 Ratings

About

Bediüzzaman Said Nursi'nin eserleri, Risale-i Nurlar'dan sohbetler, anlatımlı dersler.

You Might Also Like