Çift Yarık

Mental Oluşum Derneği

Burası Çift Yarık.  "Ben söylediğimi bildiğimi sanıyorum, ama aslında ne duyulduğunu asla bilemem." (Lacan) Bu bir podcast, ama sadece seslerden ibaret değil. Burası düşüncelerimizin yankılandığı, soruların cevaplardan önemli olduğu bir alan.  Bu podcast'te, gözlenen değil, birlikte gözlemleyen olmak istiyoruz… Çift yarık, sonsuz olasılık… 

Episodes

  1. 3d ago

    Çift Yarık (10. Bölüm) - Özşefkat: Kendine Acımak mı, Sahip Çıkmak mı?

    Birinci sezon boyunca insanın en eski sorularının peşinden gittik. Hayatın anlamı var mı diye sorduk. Özgürlüğün neden bazen bir armağan değil de yük gibi hissedildiğini konuştuk. Kaygının yalnızca kurtulmamız gereken bir duygu mu, yoksa yaşamın doğal bir parçası mı olduğunu tartıştık. Ölümün gölgesinde yaşamı, yalnızlığın içinde ilişkiyi, değişimin içinde kendimizi, kimliklerin ardında saklanan benliği ve kendiliği aradık. Frankl’ın anlam arayışına, Nietzsche’nin amor fati’sine, Sartre’ın özgürlüğüne, Kierkegaard’ın kaygısına, Yalom’un ölüm farkındalığına, Buber’in ilişkisine, Laing’in sahte benliğine, Kohut’un kendilik kavramına uzanan uzun bir yolculuğa çıktık. Ve sezonun sonunda fark ettik ki bütün bu sorular aslında tek bir sorunun farklı biçimleriymiş: “İnsan kendisiyle nasıl yaşar?” Çünkü anlamı bulsan da, özgürlüğünü kazansan da, yalnızlığını anlasan da, ölüm gerçeğiyle yüzleşsen de… Günün sonunda yine kendinle baş başa kalıyorsun. İşte bu yüzden sezonu özşefkatle kapatıyoruz. Bu bölümde özşefkatin ne olduğunu ve ne olmadığını; kendine acımakla kendine sahip çıkmak arasındaki farkı, içimizdeki eleştirmenin nasıl oluştuğunu ve insanın neden çoğu zaman kendisine en sert davranan kişi hâline geldiğini konuşuyoruz. Belki de insanın en büyük yarası, kusurlu olması değil; kusurlu olduğu için kendisini sevilmeye layık görmemesidir. Ve belki de bütün sezonun özeti tek bir cümlede saklıdır: Anlam arayışı, özgürlük mücadelesi, kaygı, yalnızlık ve ölümle yüzleşme… Hepsi sonunda aynı kapıya çıkar: Kendinden kaçmadan yaşayabilmek. Çünkü “Olduğum şeyi kabul ettiğimde değişmeye başlarım.” Bazen insanın çıkması gereken en uzun yolculuk, dünyanın bir ucundan diğer ucuna yaptığı yolculuk değildir. Kendi içine doğru yürüdüğü yolculuktur. Ve belki iyi yaşam; kusursuz olmak değildir. Her şeyi çözmek değildir. Kaygısız olmak değildir. Hiç hata yapmamak değildir. Belki iyi yaşam sadece şudur: Kendinden kaçmadan yaşayabilmek. Ve günün sonunda aynaya baktığında şunu söyleyebilmek: “Tam değilim. Eksiklerim var. Kırıldım. Yanıldım. Kayboldum. Ama bütün bunlara rağmen kendimi terk etmeyeceğim.” Çünkü belki de özşefkatin en sade tanımı budur: Kendine acımak değil. Kendini terketmeden sahip çıkmak. Bir sonraki sezonda görüşmek üzere. 🎙️ Çift Yarık’taydınız.

    30 min
  2. May 21

    Çift Yarık (9. Bölüm) - Ben Kimim? Cidden Soruyorum!

    İnsan hayatı boyunca birçok şey oluyor. Bir meslek oluyor. Bir role dönüşüyor. Birilerinin çocuğu, partneri, çalışanı, “güçlü olanı” oluyor. Ama bütün bunların arasında yavaş yavaş kendisine yabancılaşabiliyor. Çünkü bazen insan, hayatta kalabilmek için öyle çok rol taşıyor ki… en sonunda hangisinin gerçekten “kendisi” olduğunu unutuyor. Bazı insanlar gerçekten kendileri gibi yaşamıyor. Sadece kabul görecek bir versiyonlarını taşıyor. Bir süre sonra insan; olduğu kişiyle, olması gereken kişi arasında sıkışıp kalıyor. Gerçek benlik sessizleşiyor. İdeal benlik büyüyor. Sahte benlik ise hayatı yönetmeye başlıyor. Ve dışarıdan her şey normal görünse bile, insanın içinde tuhaf bir yabancılık hissi oluşuyor: “Sanki yaşadığım hayat benim ama… yaşayan ben değilim.” Bu bölümde; kimliklerimizin arkasına neden saklandığımızı, neden sürekli “daha iyi”, “daha başarılı”, “daha yeterli” biri olmaya çalıştığımızı, ve insanın kendisinden uzaklaşınca neden derin bir boşluk hissettiğini konuşuyoruz. Çünkü bazen mesele kendini bulmak değildir. Önce, kendin olmayan şeyleri fark etmek gerekir. Taktığımız maskeleri çıkarmak… Başkalarının sesiyle kurduğumuz benliği susturup, içeride hâlâ konuşmayı bekleyen o “kendilikle” karşılaşmak gerekir. Ve belki de hayatın en büyük cesareti şudur: Kimsenin alkışlamadığı bir yerde bile… kendin olarak kalabilmek.

    32 min
  3. Mar 12

    Çift Yarık (1. Bölüm) - Anlam Peşinde Koşarken Dizimizi Kanatmak Şart mı?

    Çocukken sokakta koşarken yere düşerdik. Dizimiz kanardı ama oyuna devam ederdik. Peki büyüyünce neden bir düşüş bizi durduruyor? Merhaba, burası Çift Yarık. Bugün biraz hayatın en eski sorularından birinin etrafında dolaşacağız: Hayatın gerçekten bir anlamı var mı, yoksa anlam dediğimiz şey bizim kurduğumuz bir hikâye mi? Anlam arayışı bazen insanı diri tutar. Ama bazen de insanı kendi içinde kaybettiren bir labirente dönüşür. Çoğu insan terapiye başladığında bir kırılma noktasındadır: Bir kayıp, bir kriz ya da içsel bir çöküş… Ama belki de bu çöküşler, yeniden inşa edebilmemiz için oluşan çatlaklardır. Belki de anlam, tam o çatlaklardan sızar. Yine de sormak gerek: Anlam peşinde koşarken dizimizi kanatmak gerçekten şart mı? Yoksa bu sadece bize anlatılan kültürel bir hikâye mi: “Çek, sabret, sonunda anlam gelir.” Bu bölümde Viktor Frankl’ın anlam arayışı yaklaşımından, Jean-Paul Sartre’ın “orijinal proje” kavramına uzanan bir hatta, insanın anlamla kurduğu ilişkiyi konuşuyoruz. Belki de mesele anlamı bulmak değildir. Belki mesele, anlam ararken insanın kendisini nasıl deneyimlediğidir. Ve şimdi soruyu size bırakıyoruz: Anlam peşinde koşarken gerçekten dizimizi kanatmak zorunda mıyız? Yoksa bazen anlam, acıdan değil; biraz durmaktan, biraz fark etmekten, ve biraz da kendimize dikkatle bakmaktan mı doğar?

    23 min

About

Burası Çift Yarık.  "Ben söylediğimi bildiğimi sanıyorum, ama aslında ne duyulduğunu asla bilemem." (Lacan) Bu bir podcast, ama sadece seslerden ibaret değil. Burası düşüncelerimizin yankılandığı, soruların cevaplardan önemli olduğu bir alan.  Bu podcast'te, gözlenen değil, birlikte gözlemleyen olmak istiyoruz… Çift yarık, sonsuz olasılık… 

You Might Also Like