Nina Lakhani, İklim adaleti muhabiri, The Guardian’ın manşetinde bir yazı kaleme aldı. Birleşmiş Milletler raporuna göre, iklim felaketleri son 10 yılda 250 milyon kişinin yerinden edilmesine neden oldu. Sıcaklıkların artmasıyla çatışmalar, sel, fırtına ve kuraklıklar dünya çapında insanların yerlerinden edilmesine neden oldu. 2025 yılının ortasına kadar, 117 milyon kişi savaş, şiddet ve iç istikrarsız nedeniyle yerinden edildi – bu, iklim acil durumunun hızla şiddetlendirdiği korkunç bir insan hakları krizidir diye yazıyor Nina Lakhani. COP 31’de sorulması gereken bir başka en önemli soru şudur: "İklim krizi, yerinden edilme ve savaş (çatışma) arasındaki ilişki göz önüne alındığında – bu üç konu birbiriyle nasıl ilişkilidir? Bu konularla ilgili yeterince bir eylem var mı, ya da bu konulara dayalı yeterince ortak bir eylem var mı?” İklim krizi, zorla yerinden edilme ve savaş (çatışma), günümüzde birbirinden bağımsız üç ayrı sorun olarak ele alınamayacak kadar iç içe geçmiş durumdadır. Bu üç olgu arasındaki ilişkiyi anlamak, aynı zamanda savaşların ekolojik sonuçlarını, kaynaklara erişimdeki eşitsizlikleri, sömürgecilik ve ekonomik bağımlılık ilişkilerini, zorunlu göçün nedenlerini ve insanların yaşam alanları üzerindeki haklarını sorgulamayı gerektirir. Bu ilişkinin merkezinde önemli bir gerçek bulunmaktadır: İklim krizi mevcut siyasi, ekonomik ve toplumsal eşitsizlikleri derinleştirerek çatışma risklerini, insanların geçim kaynaklarını ortadan kaldırabilen ve zorla yerinden edilmeyi hızlandırabilen yapısal bir etkendir. Bu noktada ekokırım (ecocide) kavramı, iklim krizi, savaş ve zorla yerinden edilme arasındaki ilişkinin anlaşılması açısından önemli bir bakış açısı sunuyor. Filistin, Ukrayna, Sudan ve Çad örnekleri bir yandan, diğer yandan ise Nepal, Tibet, Hindistan, Pakistan, Bangladeş gibi yerleri katmanlı ilişkinin farklı biçimlerini ortaya koymaktadır. Şu konuyu vurgulamak isterim: Nepal, Tibet, Hindistan, Pakistan ve Bangladeş gibi yerlerde —özellikle Karakurum bölgesi ve Himalayalar’da— son zamanlarda meydana gelen yıkıcı sel felaketlerinin ardındaki neden, çok açık bir şekilde hidroelektrik santrallerin inşasıdır ve Dünya Bankası gibi kurumlar da bu konuda suç ortağı gibi görünmektedir. Bu da bir ekokırımdır.