Aslıhan Gürbüz Sevim

Avukat Aslıhan Gürbüz Sevim

Podcast by Avukat Aslıhan Gürbüz Sevim

Episodes

  1. 01/20/2021

    Mirasta Resmi Defter Tutma

    Mirasta Resmi Defter Tutulması Miras hukukuna hâkim olan küllî hâlefiyet ilkesi gereğince, miras bırakanın ölümüyle birlikte geride kalan mirasçılar herhangi bir hukukî işlem, eylem veya mahkeme kararına gerek kalmaksızın terekeyi (mirasçıdan kalan malvarlığını) borçlar ve alacaklarıyla birlikte bir bütün olarak kazanmaktadır. Bu kazanma dolayısıyla mirasçıların kendilerine ait malvarlıkları ile miras yoluyla intikal eden malvarlığı mirasçıya ait tek bir malvarlığını oluşturmaktadır. Oysa, henüz mirasla ilgili kabul anlamına gelecek bir işlem yapmayan, yani malvarlığından herhangi bir biçimde yararlanmayan mirasçı, usulüne uygun şekilde, kendisine miras kalan malvarlığının defterinin tutulmasını sulh hukuk mahkemesinden isteyebilir ve şahsi malvarlığı ile sorumluluktan kurtulabilir. Türk Medeni Kanununun 619. maddesine göre; “Mirası reddetmeye hakkı olan her mirasçı, terekenin resmi defterinin tutulmasının isteyebilir. Defter tutma, mirasın reddine ilişkin usule uyulmak suretiyle bir ay içinden sulh hakiminden istenir. Mirasçılardan birinin defter tutma istemi diğerleri hakkında da etkili olur.” Bazen miras bırakanın malvarlığı, açık ve kesin bir durum ifade etmez. Başka bir deyişle, terekenin, borca batık olup olmadığı anlaşılabilir durumda olmayabilir. Bu hallerde mirasçı, mirası reddetme hakkını kullanıp kullanmamakta tereddüde düşecektir. İşte bu haklı şüphe karşısında kabul veya red konusunda güvenli bir karara varmasını sağlamak için, terekenin defterinin tutulması öngörülmüştür. Mirasta defter tutulmasını istemek ne işe yarar? Bu yolla mirasçı, bilinçli olarak mirası red hakkını kullanarak, tereke borçlarından şahsî mal varlığı ile sorumlu olmaktan kurtulabilecektir. Mirasçı eğer isterse, mahkeme tutulan deftere göre mirası kabul edebilir. Bu durumda, terekeden borçlar ödendikten sonra, geriye kalanı almak hakkını kazanır. Resmi defter tutulması devam ettiği sürece miras bırakanın borçları için icra takibi yapılamaz, yapılmakta olan icra takibi durur, bu süre içinde zamanaşımı işlemez. Acele haller dışında, davalara devam edilemeyeceği gibi, yeni dava da açılamaz. (Türk Medeni Kanunu m.625) Defter tutma isteminden sonra yapılan icra takipleri iptal edilir.

    Mirasta Resmi Defter Tutma
  2. 01/20/2021

    Seri Yargılama Usulu

    Seri Muhakeme Usulü Ceza Muhakemesi Kanunu’nda 2019 yılında yapılan değişikliklerle, ceza yargılamasına Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250. maddesi olarak, “seri muhakeme usulü” adı altında yeni bir usul eklenmiştir. Söz konusu düzenlemeyi, istisnai nitelikte özel bir ceza muhakemesi yolu olarak tanımlamak mümkündür. Bu muhakeme usulü ile amaçlanan, İspatı kolay olan, önem derecesi düşük değerlendirilen suçlara ilişkin uyuşmazlıkların hızlı, doğru ve etkili bir şekilde çözülmesi, İşlenen suçlara kısa sürede orantılı ve etkili karşılık verilmesi, Belirli bir önem derecesinin altındaki sınırlı suçlarda muhakeme sürecinin formalitelerden arındırılması, basitleştirilmesi ve kısaltılması, Kazanılan mali kaynak, emek ve zamanın ise, daha ağır nitelikteki suçların soruşturulması ve kovuşturmasına ayrılarak adil bir yargılamanın sağlanmasıdır. Seri muhakeme usulü, kanunda gösterilen belirli suçlarla ilgili uygulama alanı bulur. Bunlardan en sık karşılaşılanları, trafik güvenliğini tehlikeye sokma (örneğin alkollü araç kullanma), 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanuna muhalefet (ruhsatsız silah bulundurma gibi) ispatı daha kolay suçlara ilişkindir. Suçun işlendiğine dair yeterli şüphe varsa, şüpheli çocuk, sağır, dilsiz ya da akıl hastası değilse, suça iştirak eden birden fazla şüpheli varsa, tüm şüphelilerin kabulü halinde ve şüpheliye ulaşılabildiğinde uygulama alanı bulan, adı üzerinde seri (hızlı şekilde) sonlanan bir usul olarak karşımıza çıkmaktadır. Uzlaşma ve ön ödeme kapsamındaki suçlar seri muhakeme usulü kapsamında kabul edilmez. Savcılık tarafından, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilecekse ya da soruşturma aşamasında elde edilen delillerden dava açılmasının ertelenmesi kararı verilmesi mümkünse, seri muhakeme usulüne başvurulamaz. Dava açmak için yeterli şüphe oluşmuşsa, savcılık tarafından ceza teklifinde bulunulmak üzere şüpheli resmi tebligatla savcılığa çağrılır.

    Seri Yargılama Usulu
  3. 01/07/2021

    Anayasaya Uygunluk Denetimi

    Bu blogu oluşturma amacım, belli uyuşmazlık ya da sorunlar üzerine, yasal durumu anlatmak ve çözüm yollarını ortaya koymak olduğu kadar, hukukun genel ilkelerinin nasıl oluştuğunu, Roma Hukukunun neden önemli olduğunu, her dönem geçerliliğini koruyan tespitleri, okuduğum hukuk kitapları üzerine incelemeleri de içeren hukukun genel değerleri üzerine de bir şeyler yazmak. Bazen bu durum, başka şeyler araştırırken birden karşınıza çıkıveriyor. Anayasaya uygunluk denetimiyle ilgili tarihi bazı notları yazmak da hiç aklımda yokken böyle başladı. Aslında blokta yayınladığım yazılarla ilgili alıntı yapılması halinde yazar adı ve sitenin belirtilmesiyle ilgili nasıl bir not yazmalıyım diye araştırma yaparken, Prof.Dr.Kemal GÖZLER’in bir davası üzerine, kendi yayınladığı “Gözler v. Çağlayan Davası Gözlemler ve Eleştiriler” kitabında, bugüne kadar en çok atıf yapılan yargı kararlarından biri olma özelliğini taşıyan Marbury v. Madison davası karşıma çıktı. Anayasaya uygunluk denetiminin tarihte ilk kez karşımıza çıktığı karar, Marbury v. Madison kararıdır. 1800’lü yılların başında, Amerikan Başkanlık seçimlerini Thomas Jefferson kazanır. Ancak başkanlığı devredecek olan John Adams, görevini bırakmadan önce Adliye Yasasını onaylar ve bir gece yarısı hakim atamalarını imzalar. Ama atama kararlarından bazıları hakimlerin kendilerine tebliğ edilmez. Thomas Jefferson başkanlığa geçince bu tebliğlerin gönderilmemesini ister. Hakim atamalarının geçerli olması için gerekli olan tebliğ süreci tamamlanamaz. Bu hakimlerden biri olan William Marbury, yürürlükteki Adliye Yasası’na dayanarak, ABD Yüksek Mahkemesi’ne ilk derece mahkemesi sıfatıyla, kendisine tebliğin gönderilmesinin sağlanması için dava açar. Yüksek Mahkeme, bu aşamada Senato’dan geçen ve dönemin başkanı tarafından onaylanan yasanın Anayasaya aykırılığı nedeniyle davayı reddeder. Bu durum tarihte ilk kez Anayasanın üstünlüğünün ortaya konulduğu karardır. Hukuk tarihinde bir dönüm noktasıdır. Kararın gerekçesinden alıntılar şöyledir;

    Anayasaya Uygunluk Denetimi
  4. 12/23/2020

    İdari Yargıda Süreler

    İdari yargılama hukukunda iki dava çeşidi bulunur. Bunlardan biri idari işlemlerin hukuk dünyasından silinmesi talebiyle açılan iptal davaları, diğeri de idari eylem, işlem veya sözleşmelerden kaynaklanan zararların tazmini talebiyle açılan tam yargı davalarıdır. İdari davalarda karar verilebilmesi için ilk incelemede bakılan en önemli şart davanın süresinde açılıp açılmadığıdır. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 15.1.c maddesi gereğince, ilk incelemede süresinde açılmadığı anlaşılan davalar reddedilir. Anayasanın 125.3 maddesine göre, idarî işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü 7. maddesinde; iptal davalarında açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gün olarak belirlenmiştir. Tam yargı davalarındaki süre ise, İptali istenen işleme karşı hem iptal ve hem tam yargı davasının birlikte açılması halinde işlemin yazılı bildirim tarihinden itibaren 60 gün içerisinde, Eğer idari işleme karşı öncelikle bir iptal davası açılmışsa, bu davaya ilişkin kararın ya da kanun yollarına başvurulmuşsa (istinaf ya da temyiz) bu kararın, ilgiliye tebliği tarihinden itibaren 60 gün içinde, İdari eylemden dolayı hakları ihlal edilmiş olanların, idari eylemin meydana gelmesinden itibaren bir yıl içerisinde zararlarının tazminini idareden istemeleri üzerine, idarenin istemi reddi halinde, red işleminin kendilerine tebliğinden itibaren 60 gün içerisinde dava açılabilir. Bu kapsamda, İdari Yargılama Usulünde süreler yönünden özellik oluşturan 10. ve 11. maddelerini açıklamak gerekir: İdari Yargılama Usulü Kanununun 10. maddesine göre; kişiler haklarında herhangi bir idari işlem bulunmuyor iken, işlem yapılması için idari makamlara başvurabilirler; (örneğin, kamu görevlisinin kademe ve derecesinin eksik hesaplandığı, düzeltilmesi isteği ya da geriye dönük özlük haklarının talebi gibi) İdare, bu talepleri aldıktan sonra 60 günlük süre içerisinde cevap vermek zorundadır. İdare, 60 günlük süre içerisinde cevap vermezse, bu talebi zımnen başka bir deyişle, hiçbir şey söylemeksizin (herhangi bir işlem tesis etmeksizin) üstü kapalı olarak reddetmiş sayılır. İdarenin cevap vermeyerek reddetmiş sayıldığı 60 günlük sürenin bitiminden itibaren başlayan, 60 gün içerisinde, red işleminin iptali için idare yargıda dava açmak mümkündür.

    İdari Yargıda Süreler

About

Podcast by Avukat Aslıhan Gürbüz Sevim