Hüsnükabul

Apaçık Radyo

Hüsnükabul programı insanların "öteki” ile (başkalarıyla) ile olan biraradalık ilişkilerini tartışan bir radyo programı. Kalıcılık ve geçicilik, içerme ve dışlama, kamusal ve özel, misafir ve ev sahibi kavramlarına mültecilik perspektifinden hak temelli olarak yaklaşıyor. Hazırlayan ve sunan: Ferhat Kentel, Taha Elgazi, Waseem Ahmad Siddiqui

  1. 2d ago

    Dipesh Chakrabarty: “Yangın neden bu kadar büyüdü?” Hepsi de “Bu sıradan bir kuraklık değil, bu iklim değişikliği” diyorlardı.

    ​24 Temmuz 2026 tarihinde, Berlin’den önemli bir postkolonyal düşünür ve tarihçi, Dipesh Chakrabarty ile konuşma fırsatı buldum.  Hatırlarsınız, 2000’li yıllarda, Dipesh Chakrabarty, Provincializing Europe: Postcolonial Thought and Historical Difference (Avrupa’yı Taşralılaştırmak: Postkolonyal Düşünce ve Tarihsel Farklılık) başlıklı çığır açıcı bir kitap kaleme aldı. O günden bu yana, neredeyse hepimizin entelektüel yolculuğunda önemli bir düşünsel referans olmuştur.  1980’li yıllarda Hindistan’da Tarihçi Ranajit Guha’nın öncelik ettiği, Hindistan'da o zamana kadar yapılmış tarih çalışmalarına yönelik yeni bir yaklaşımı öne çıkarmıştı; bu yaklaşım,  Edward Thompson’ın izinden giden (History from below) “Aşağıdan gelen tarih”e yöneliyordu. Bu da, daha sonra Hindistan bağlamında yeni bir tarihsel bakışı ön plana çıkardı ve “Subaltern Studies Group” diye bir-takım insanlar bir araya geldi. Ve Subaltern Studies Group, isimler arasında Shahid Amin, Gyanendra Pande ve Dipesh Chakrabarty de yer alıyordu. Dipesh Chakrabarty’nin tarihe yaklaşımı, diğer postkolonyal düşünürler arasında, beni başından beri düşündürmüştür. Bu yaklaşım, 'Planetory', 'Anthropocene' ve 'Climate History' gibi hayat bilgisine yakından ilişkili. Dipesh’in diğer çalışmaları arasında 2021 tarihli The Climate of History in a Planetary Age ve 2023 tarihli One Planet, Many Worlds: The Climate Parallax, Waltham, Mass de yer alıyor.  Şimdi, bu çalışmalara baktığımda, zihnimde temel olarak şu soru geliyor: Küreselleşme gibi postkolonyal bağlamda –özellikle de Dipesh’in yaşadığı dönemde– çeşitli insan hakları meseleleri gündeme gelirken, Dipesh Chakrabarty nasıl kendine iklim tarihi, gezegensel kavramı ve Antroposen gibi meseleler içinde buldu? Temel bir soru ancak Dipesh’in bu konudaki tutumunun ardındaki nedenleri merak ediyorum, açıkçası.   Not: Dipesh ile yaptığımız röportaj 55 dakika sürdü. Bu nedenle röportajı iki bölüme ayırdık. Bu hafta bir bölümü, gelecek hafta ise diğer bölümü dinleyeceksiniz. Ayrıca şunu da belirtmek isterim ki, bu röportaj, benim için çok zihin açıcı oldu, yaptığımız bu röportajda hem tarih hem eleştiri hatta özeleştiri içeren noktalar mevcut. 77 yaşındaki Dipesh Chakarbarty, alçakgönüllü ve sıcak bir gülümsemeyle bizi selamlıyor. ​ ​

  2. Jul 22

    En yüksek kârı elde eden özel şirketlerin yaptığı iki şey: Sınır dışı edilecek insanların yerleştirildiği cezaevlerini işleten şirketler olması ve bu şirketlerin yeraltı suyu kaynaklarını tüketen devasal çevre kirliliği kayna

    30 Haziran 2026 tarihinde, İstanbul saatiyle 11:30’da, Londra’dan, Corpwatch yönetici direktörü ve Iraq, Inc.: A Profitable Occupation kitabının yazarı Pratap Chatterjee ile röportaj yapma fırsatı bulduk.   Pratap Chatterjee, bu röportajda, “DonaldTrump’s world of CRYPTO CZARS, TECH TITANS & PRISON PROFITEERS” başlıklı, Corpwatch tarafından yayınlanan raporu ele alıyor. Özellikle, Trump ailesinin kripto para girişimlerinin, stabilcoin projelerinin ve merkeziyetsiz finans sektöründeki faaliyetlerinin önemli gelirler sağladığını savunuyor; ayrıca Palantir, GEO Group, CoreCivic, CSI Aviation ve Cantor Fitzgerald gibi şirketlerin, göçmen sınır dışı etme operasyonları, özel hapishaneler ve finans alanlarındaki katılımları yoluyla önemli kamu kaynaklarına erişim sağladığını ve bu şirketlerin yeraltı su kaynaklarını tüketen büyük çevre kirliliği kaynakları olduğunu öne sürüyor. Ve Palantir gibi büyük şirketlerin gözetim teknolojilerinin kullanımı ile bu ekonomik çıkarlar ile savaşlar, sınır dışı edilecek insanların yerleştirildiği cezaevlerini işleten şirketler olması ve insan hakları ihlalleri arasındaki ilişkileri kapsamlı bir şekilde ele alıyor.

  3. Jun 24

    "Büyükanne ve büyükbabanızın vatandaş olup olmadığı önemli değil; eğer beyaz Alman, beyaz Avusturyalı veya beyaz İsviçreli gibi değilseniz gitmeniz gerekir"

    11 Haziran 2026’da The Guardian gazetesi köşe yazarı ve The Redoubt dergisinin editörü Charles R. Davis ile röportaj yapma fırsatı buldum. 30 Mayıs’ta Portekiz’de düzenlenen “Remigration Summit”, röportajımızın ana konusuydu. Röportaj sırasında, The Redoubt dergisinde yayınlanan en son makalesinden de bahsetti. Makalenin başlığı şöyle: 'Why did the press ignore a gathering of the world's leading fascists?' yani “Basın, dünyanın önde gelen faşistlerinin bir araya gelmesini neden görmezden geldi?” Democracy Now!'da yapılan röportajın başlığı ise şöyle: 'Far-Right Leaders, Including Ex-CBP Chief Greg Bovino, Convene in Portugal for “Remigration Summit".' Charles R. Davis, Portekiz’deki “Yeniden Göç Zirvesi”nin aşırı sağın ulusal kimlik anlayışına uymayan kişilerin de ülkelerden uzaklaştırılmasını savunan bir ideolojiyi temsil ettiğini belirtti. Charles, “yeniden göç” kavramının “Büyük İkame” komplo teorisiyle bağlantılı olduğunu, tarihsel olarak Nazi Almanyası’nın Yahudilere yönelik dışlayıcı politikalarıyla benzerlikler taşıdığını ve günümüzde bazı aşırı sağ çevreler ile Trump yönetimine yakın isimler tarafından desteklendiğini savundu. Ayrıca son olarak bu söylemin, kitlesel sınır dışı etmeleri meşrulaştırmaya çalışırken göçmen karşıtı ve antisemitik fikirleri güçlendirdiğini ileri sürdü.

  4. Jun 17

    Bir ‘siyasi’ topluluğa kimler dahil edilir ve hangi koşullar altında?

    İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi Ayhan Kaya ile bir araya geliyoruz. 25 Mart 2026 tarihinde, Springer Nature ve IMISCOE (Uluslararası Göç Araştırma Ağı) tarafından desteklenen Migration and the Politics of Integration (Göç ve Entegrasyon Politikaları) başlıklı kitap yayınlandı. Bu kitap, Ayhan Kaya ve Karin Borevi tarafından yazılmış. Biz de bu fırsatı değerlendirerek kendisiyle hem bu kitabı, hem de kitabın ana teması olan “uyum politikası”nı tartışıyor; günümüzden somut örneklerle konuyu Türkiye ve Avrupa bağlamında ele almaya çalışıyoruz. Kitabın girişinde ve sayfalarında sıkça yer alan şu soruyu soruyoruz: Uyum, eğer bir topluluğa aidiyetin ön koşulu olarak öne sunuluyorsa – en azından iktidar (ulus devlet) bunu ön koşul olarak öne sunuyorsa - ve belirli koşulları gerektiriyorsa, o halde “Bir ‘siyasi’ topluluğa kimler dahil edilir ve hangi koşullar altında bu aidiyet gerçekleşir? Kitapta ele alınan siyasi topluluk kavramı, bir ulus devlet içindeki mücadeleye katılmaktan doğan bir aidiyet duygusunu ifade ediyor... Mevcut sistemde, bu mücadelede hemen herkes (göçmenler dahil) bir “tehdit” olarak görülüyor. Bu nedenle, siyasi topluluğa aidiyet konusunu tartışırken, bu mücadeleye katılma ve dışlanmanın sınırlarını, başka bir ifadeyle “yalnızlık” meselesini de - Türkiye içindeki bu özel yalnızlığı da - ele alıyoruz.

  5. Jun 10

    Dayanışma sadece aynı kimliği paylaşanlar arasında mı mümkün, yoksa farklı inançlara, farklı dünya görüşlerine ve farklı hayat tecrübelerine sahip insanlar ortak bir adalet duygusunda buluşabilir mi? 

    Bayramdan önce Levent Baştürk ile gerçekleştirdiğimiz programda zamanımız kısıtlı olduğu için diğer konuları ele alamadık ve bu nedenle kendisini yeniden ağırlıyoruz.   Filistin meselesi etrafında Sumud filosu örneği önemli bir tartışma başlığı sunuyor. Filistin dayanışmasının yalnızca Müslümanlara özgü değil; Hıristiyanların  ve farklı dünya görüşlerinden insanların da ortak bir vicdani zeminde buluşabildiğini görüyoruz. Bu durum bize empati ve dayanışmanın kimlik sınırlarını aşan bir karakter taşıyıp taşımadığını yeniden düşündürüyor. Farklı inanç ve düşünce dünyalarından insanların adalet talebi etrafında bir araya gelmesi, günümüz dünyasında üzerinde durulması gereken önemli bir deneyim olarak karşımızda duruyor.  Levent Baştürk ile somut olarak, Müslümanların Filistin'le ilgili söylem ve dayanışma pratikleri, Hıristiyanlar, Müslümanlar: empati, dayanışma, kapitalizm ve din, "inanç temelli ilericilik" başlıklarını konuşuyoruz ve aslında bütün bu başlıkları birbirine bağlayan temel soru: Dayanışma sadece aynı kimliği paylaşanlar arasında mı mümkün, yoksa farklı inançlara, farklı dünya görüşlerine ve farklı hayat tecrübelerine sahip insanlar ortak bir adalet duygusunda buluşabilir mi?

About

Hüsnükabul programı insanların "öteki” ile (başkalarıyla) ile olan biraradalık ilişkilerini tartışan bir radyo programı. Kalıcılık ve geçicilik, içerme ve dışlama, kamusal ve özel, misafir ve ev sahibi kavramlarına mültecilik perspektifinden hak temelli olarak yaklaşıyor. Hazırlayan ve sunan: Ferhat Kentel, Taha Elgazi, Waseem Ahmad Siddiqui