Merhaba. Bu programda, şiddetin türler arası sınırları nasıl aştığını ve Filistin halkının doğayla, hayvanıyla, toprağıyla, asırlık ağacıyla kurduğu bağın acımasız politikalarla nasıl suç sayıldığını ve sistematik bir yok etmeyle hedef alındığını konuşacağız. Özellikle yerleşimci sömürgecilere ait hayvanların, sınırları çizme ve arazileri işgal ederek hareketli birer sömürge aracına ve mekânı kuran bir bileşene dönüştürülmesini, türler arasındaki ilişkilerin nasıl yeniden örgütlendiğini ve bunun yerleşimci pratiklerin hizmetine nasıl sokulduğunu anlatacağım. Su kuyularının zehirlenmesi, meraların kapatılması, hayvan barınaklarının ve sürülerin ateşe verilmesi, zeytin ağaçlarının sökülerek yerine Yahudi sembolizminin önemli ağaçlarından birisi olarak görülen çamların dikilmesi, akkuub ve za’atar gibi yerel bitkilerin “doğayı koruma” adı altında yasaklanması ve tüm bunların “hukuki” çerçevelerde dayandırılarak “meşru” gösterilmeye çalışılması gibi konular Filistin’de süregelen çok türlü şiddeti düşünebilmek için bize önemli veriler sunuyor. İşgal ve yıkım çok türlü yaşamı yeniden örgütleyip düzenlerken insan-hayvan-bitki ve toprak ilişkilerini parçalıyor, Filistinlilerin dünyayla ilişki kurma biçimlerini ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bu programla ben de her şeyden önce Filistin’de tüm dünyanın gözleri önünde devam eden şiddet ve işgalin, sadece “insanlığa karşı suç” olmadığını, insanla birlikte tüm coğrafyanın florasını, faunasını, taşını ve toprağını hedef alan topyekün bir yok etme savaşı olduğunu gösterebilmeyi arzuluyorum. Dolayısıyla da bu program, Filistin’e özgürlük talep ederken ya da orada devam eden soykırımı düşünürken, tüm canlılar için sömürgecilikten arındırılmış bir gelecek vizyonu kurmanın ve bunun için hem kendi coğrafyamızda hem de tüm dünyada sorumluluk almanın önemine işaret eden farklı bölümlerden oluşuyor. Nereye Uçacak Kuşlar’ın ilerleyen bölümlerinde yerleşimci sömürgeci ekolojilerini, ekolojik apartheidi, suç aleti sayılan hayvanları, yerleşimci çobanlarla bedevi sürülerini, çoban köpeklerini, gökyüzünün militarize edilmesiyle yok olan ve göç yoları değişen kuşları, halk hikayelerinde ve zeytin hasadı anlatılarında karşımıza çıkan ve dron vızıltıları ve bomba sesleri altında gökyüzüne sesleriyle barikat kuran sakaları, İsrail’in “İncil’in hayvanları” söylemini, yıkımın ortasında Filistinlilere can yoldaşı olan eşekleri, Edward Said’in bir Filistinlinin evinin işareti olarak gördüğü ya da Filistinli yazar Salman Natour’un “onlar üzerimize bomba atıyor biz onlara za’atar püskürtüyoruz” şeklinde ifade ettiği yabani otları, yaşamı ve köklenmeyi ifade eden zeytin ağaçlarını ve onların yerine dikilen çamları, insanların ve hayvanların toprakla kurdukları kadim bağı konuşacağız. Öte yandan, artık molekül seviyesine kadar inen yıkımın ortasında yaşamın birlikte nasıl yeniden örgütlediğini, çok türlü direnişi ve ittifakları mikrofonun başına taşıyacağım. İlerleyen bölümlerde sık sık Filistinli yazarların bitkiler, hayvanlar ve toprak üzerinden dile getirdikleri Filistin hasretine, çoban köpekleri Antar, Kekik, Sezar ve Masoud’un (Mesud), Cenin Kampı’nın kedisi Sukkar’ın, kanun kaçağı deve Samra’nın, yük taşımakta usta olan Mabrouk’un, dört dişini, pençelerini ve kuyruğunun bir kısmını İsrail saldırılarında kaybeden Sabrina’nın ve ismi olmayan ancak kendi hikayeleri ile çok türlü sumudun sembolü haline gelmiş ve bu programı var kılan tüm diğer canlıların hikayelerine ve direnişlerine tanıklık edeceğiz. Filistinli feminist araştırmacı ve yazar Sherena Razek, “Filistin’in doğa unsurlarının dünyayı kökten dönüştürme, zamanı farklı bir şekilde akıtma, bizi yuvamıza götürme, sığınak sağlama ve adalet getirme gücünü gördüm” diye yazar. Razek’in dediği gibi toprağın ve tüm canlıların bu intifadasına, felaket coğrafyalarında yeniden hayal kurmanın ve bunun için direnmenin ne anlama geldiğine başka bir pencereden bakabilmek umuduyla Nereye Uçacak Kuşlar programında buluşalım.