Maia Ece Ergönenç

Maia Ece Ergönenç

Siz de mi çok düşünenlerdensiniz? İşte ''Kafamın içi'' de dağınık çekmecelerim gibi, içinde her olgunun olduğu, önüme düşen kavramların peşine düştüğüm bir kovalamaca. Merak beni nereye götürürse, oraya yolculuğum. Gelin kavramları beraber arayalım. Peki senin kafanın içinde ne var?

Episodes

  1. 6d ago

    Kaybolmadın, Eşiktesin

    Bir sabah uyanıyorsun ve dün gece uykuya dalan kişinin sen olmadığını hissediyorsun. Mutsuz değilsin, yalnızca yapamıyorsun. Yazan yazamıyor, kalabalık bir toplantıyı yöneten insan iki kişilik bir masada cümle kuramıyor. Duvarları bembeyaz, çıkış işareti olmayan bir odaya girmiş gibisin. Bu bölümde o odayı konuşuyoruz. Kendi bekleme odamdan geçerken fark ettiğim şu oldu: Bu bir arıza değil, bir sökme işlemi. Uzun süre işe yarayan bir hayat modeli artık doymuyor ve insan, yıllarca kendisini koruyan benliğe veda ederken bir yas yaşıyor. Elindeki taşın anlamını kaybettiği bir bulantı anından, eski kimliğin çözüldüğü ve yenisinin henüz kurulmadığı eşiğe, oradan da gölgenin bilince sızdığı kaosa uzanıyoruz. Ama bu odada sonsuza kadar kalınmaz. Can sıkıntısı bir çıkış zilidir. Yeni bir kimliğe düşünerek değil, onu oynayarak girilir. Kapıdaki bekçi hiçbir zaman “giremezsin” demez, yalnızca “şimdi değil” der. 00:00 Bekleme odasına hiç girdin mi?00:16 Bir sabah, artık o sen değilsin01:05 Bembeyaz duvarlar02:08 Sistem aylardır haber veriyordu02:39 Çökmeden önceki yavaşlama03:11 İnsan kendisine veda eder mi?03:27 Tahminlerle yaşanan bir hayat04:15 Bulantı: Elde kalan taş06:12 Maskenin düşme anı06:42 Benim bekleme odam07:31 Arıza değil, sökme işlemi08:02 Eşik08:52 İlk madde09:08 Egonun çöküşü ve gölge10:44 Zıtların çatışması12:05 Belirsizlikte kalabilmek14:13 Odadan nasıl çıkılır?15:04 Can sıkıntısı bir çıkış zilidir15:21 Kimliğe oynayarak girmek16:40 Erteleme ve mükemmeliyetçilik17:46 Yasanın kapısında Nerelerden yararlandık: Sartre’ın Bulantı romanı; Arnold van Gennep’in geçiş ritleri ve Victor Turner’ın eşik (liminalite) kavramı; Jung’un bireyleşme, gölge ve aşkın işlev kavramları ve simyadaki prima materia imgesi; John Keats’in “negatif kabiliyet” fikri; Kafka’nın “Yasanın Önünde” metni; sistemlerin çökmeden önce yavaşladığını gösteren kritik geçiş araştırmaları; zihnin tahmin üreten bir organ olarak çalıştığını öne süren yaklaşımlar; geçici benlikler ve ertelemenin bir duygu düzenleme sorunu olduğu üzerine psikoloji çalışmaları. Bu his haftalarca sürüyor, günlük hayatını zorlaştırıyor ya da umutsuzluğa dönüşüyorsa bir uzmandan destek almak da bu odadan çıkmanın bir yoludur.

    Kaybolmadın, Eşiktesin
  2. 6d ago

    Seçilmişlik Ekonomisi İle Satılan Umut

    Ne olursan ol, ama sıradan olma. Çünkü bu kalabalıkta sıradan kalmak, hiç kimse olmaktır. Kabile çağında görülmek hayatta kalmak demekti; görülmeyen dışarıda kalır ve kaybolurdu. O eski korku hiç bitmedi, yalnızca ambalaj değiştirdi. Tapınağın iç odasından gizli üstatlara, kuyruklu yıldızın arkasındaki gemiden Instagram’daki “yıldız tohumu” atölyelerine kadar fısıltı hep aynı: Sen özelsin, sen seçildin, sen uyananlardansın. Bu bölümde seçilmişlik arzusunun nasıl bir endüstriye dönüştüğünü konuşuyoruz: sahtekârlık ifşa edildiğinde neden hiçbir şeyin değişmediğini, bir yalanın üzerine kimlik kuran birinin neden artık geri dönemediğini, ve sürekli yalanla karşılaşan bir insanın sonunda neden hiçbir şeye inanamaz hâle geldiğini. Bir yanda tarihin en yalnız kuşağı, öbür yanda “sen özelsin” diyen trilyon dolarlık bir pazar. Bu bölüm inançları küçümsemek için değil, bilgiyi bir tarikata, bir seçilmişlik vaadine çevirenler için yapıldı. Hepimiz özel olmak istiyoruz, çünkü insanız. Asıl mesele bu arzuyla ne yaptığımız. 00:17 Gökyüzündeki sessizlik02:28 Sıradan olma korkusu04:05 Kabilede görülmek04:53 Tapınağın iç odası05:55 144.000: Seçilmişlerin sayısı06:59 Gizli üstatlar08:50 İfşa neden işe yaramaz?10:29 Gökyüzüne taşınan kurtarıcı11:02 Heaven’s Gate14:50 Instagram’daki yıldız tohumları15:40 Uzaylı kaçırılma anlatısı19:59 Antik astronotlar21:05 Göbeklitepe23:17 Kimliğini bir yalana kurmak23:48 Seçilmiş ırk fantezisi25:12 Komplo teorilerinin gerçek zemini27:08 Gerçeği ayırt etme yetisinin çöküşü28:29 “Ben biliyorum” tesellisi29:35 Yalnızlık ve inanç ekonomisi31:16 Beni görün32:04 Son söz Nerelerden yararlandık: Drake denklemi ve Fermi paradoksu; Vahiy kitabındaki 144.000 imgesi; Jung’un kolektif bilinçdışı kavramı; Blavatsky ve Teosofi Cemiyeti’nin tarihi ve 1884 ifşası; Heaven’s Gate grubunun kendi arşiv sitesi; Betty ve Barney Hill vakası ve psikiyatrist Benjamin Simon’ın değerlendirmesi; Erich von Däniken’in kitapları ve hakkındaki mahkeme kayıtları; Göbeklitepe kazı ekibinin yayınları; Robert Jay Lifton’ın düşünce reformu çalışması; Hannah Arendt’in yalan ve yargılama yetisi üzerine söyleşisi; Dünya Sağlık Örgütü’nün 2025 tarihli yalnızlık raporu.

    Seçilmişlik Ekonomisi İle Satılan Umut
  3. 6d ago

    Hissettiğin Ben, Görülen Ben ve Hesaplanan Ben

    İki cisimli bir sistem öngörülebilirdir. Üçüncü bir kütle girdiğinde kaos başlar. Bugün hepimizin içinde üç “ben” var. Birincisi hissettiğin ben: kimsenin göremediği, ölçülemeyen, anlatmaya kalktığın anda elinden kayan o iç deneyim. İkincisi görülen ben: başkalarının seni durdurup bir çerçeveye aldığı, ama bir konuşmayla yeniden çözülebilen o figür. Üçüncüsü ise yeni gelen: verilerinden üretilen, senin yerine konuşan ve senin yerine karar veren hesaplanmış bir kopya. İlk ikisiyle konuşabilirsin. Üçüncüsüne itiraz edecek bir muhatap bile bulamazsın. Bu bölümde çözümü olmadığı kanıtlanmış bir matematik probleminden yola çıkıp, insanı parçalarına ayıran ve onu ortalamaya doğru çeken bir sistemin nasıl kurulduğunu konuşuyoruz. Denklem çözülmüyor, ama denge noktaları var. Belki de en büyük direniş, seni ortalamaya iten bir dünyada öngörülemez kalabilmek. Bölüm, sözlerini benim yazdığım ve müziğini yapay zekâyla ürettiğim bir şarkıyla kapanıyor. 00:00 Üçüncü cisim girince00:15 İki cisim sadıktır01:03 Üç insan, bir oda01:18 Çözümün olmadığını gösteren adam02:25 Üçü de senin adını taşıyor02:42 Birinci ben: hissettiğin03:33 İkinci ben: başkasının gözündeki sen04:39 Aradaki farkı kapatan aletler05:11 Üçüncü ben: ekrandaki sen05:58 Dünya nüfusu kadar kopya07:20 Çekemediğin cisim07:51 1990'da yazılmış bir kehanet08:41 Kapanan daire08:56 Kaos: bir milimetrelik sapma09:46 Ortalamaya çekilmek10:18 Bir simülasyonda mı yaşıyoruz?11:39 Senin yerine konuşan kopya12:28 Üç denge noktası14:43 Banka sahnesine dönüş15:17 Öngörülemez kalabilmek15:34 Kapanış şarkısı Nerelerden yararlandık: Poincaré’nin üç cisim problemi üzerine çalışması ve kaos kuramının doğuşu; Gilles Deleuze’ün “Kontrol Toplumları Üzerine Ek” (1990) yazısı; Nick Bostrom’un “Bir Bilgisayar Simülasyonunda mı Yaşıyoruz?” (2003) makalesi; dünya nüfusu ölçeğinde dijital persona üreten MatrAIx çalışması (2026).

    Hissettiğin Ben, Görülen Ben ve Hesaplanan Ben
  4. 6d ago

    “Kötülük Seni Öldürmez, Eski Kimliğini Öldürür”

    Gerçek kötülük her zaman bağırarak gelmez. Bazen yardımsever, şefkatli, hatta mağdur bir yüzle hayatımıza girer; tam da bu yüzden onu ilk gördüğümüzde tanıyamayız. Bu bölümde kendi yaşadığım bir yıkımı anlatıyorum: bilmek ile yaşamak arasındaki uçurumu, gerçekliğin ayağımızın altından yavaşça kaydığı o donma hâlini, ve bu karanlığın beni nasıl kendi gölgelerimle yüzleşmeye götürdüğünü. Sonunda ölen şey ben değildim. Ölen, çocuklukta hayatta kalmak için kurduğum eski kimlik parçalarıydı: alttan almayı erdem sanan, sevilmek için kendini yok sayan, kötülüğe bile gerekçe bulmayı empati zanneden o uslu çocuk. Suç bizim değil, ama iyileşmek bizim sorumluluğumuzda. 00:00 Gerçek kötülük yalnızca filmlerde mi var?01:02 Gökten düşmüş bir melek02:12 Bilmek ile yaşamak arasındaki uçurum03:18 Asıl yara güvendiğimiz yerden gelir04:09 Gerçekliğin ayağımızın altından kayması05:19 Acelesi olmayan yırtıcı06:29 Koruyucu benliğin ölümü07:24 Eski kimlik parçalarının yanışı09:04 Sahte empati zırhı09:38 Potansiyele değil, eyleme bakmak10:31 Sezgiyi korkudan ayırmak11:10 Net sınırlar13:11 Sevgi ile travma bağı arasındaki fark13:59 Suç senin değil, iyileşmek senin elinde16:19 Bir musibet bin nasihat Bu bölüm profesyonel psikolojik desteğin yerine geçmez. Benzer bir süreçten geçiyorsan bir uzmandan destek almanı öneririm.

    “Kötülük Seni Öldürmez, Eski Kimliğini Öldürür”

About

Siz de mi çok düşünenlerdensiniz? İşte ''Kafamın içi'' de dağınık çekmecelerim gibi, içinde her olgunun olduğu, önüme düşen kavramların peşine düştüğüm bir kovalamaca. Merak beni nereye götürürse, oraya yolculuğum. Gelin kavramları beraber arayalım. Peki senin kafanın içinde ne var?