Neşeli Cevaplar

Şermin Çetin; Nergis Satıcı

Neşeli Cevaplar, çeyrek asırlık iki dostun iç sesle temas eden, durmaya ve gerçekten bakmaya alan açan sohbetlerinden doğdu. Bu podcast’te neşemizi çalan konulara birlikte bakıyor, soruları saklamadan, acele etmeden, yargılamadan konuşuyor; çözüldükçe içimizde zaten var olan neşeyle yeniden buluşuyoruz. Duygular, farkındalık ve içsel yolculuk etrafında; analitik akılla sezgiyi, bilgiyle hissi, yapı ile akışı bir araya getiriyoruz. Neşe bizim için bir kahkaha değil; iç sesi duyduğumuzda, kendimizle temas ettiğimizde ve hayatın kontrolünü yeniden elimize alabildiğimiz o sessiz ama güçlü hâl.

Episodes

  1. Duygular: Hissetmek mi, hissetmemek mi senin için güvenli?

    1D AGO

    Duygular: Hissetmek mi, hissetmemek mi senin için güvenli?

    Duygular çoğu zaman kapıyı çalmadan gelir; ne zaman geldiklerini tam olarak fark edemeyiz ama odanın havasının değiştiğini anlarız. İçeride bir şey yer değiştirir, ritim bozulur ya da yavaşlar ve biz çoğu zaman bu değişimi adlandırmak yerine hızlanmayı, dikkatimizi başka yöne çevirmeyi ya da olanbiteni “geçici” diye küçültmeyi seçeriz. Oysa duygular, gelip geçen misafirler olmaktan çok, yön gösteren işaret levhaları gibidir; bakmayı seçmediğimizde kaybolan değil, görmezden geldikçe daha da belirginleşen. Belki de bu yüzden duygularla ilişkimiz çoğu zaman mesafelidir. Hissetmek yerine anlamlandırmaya, anlamlandırmak yerine kontrol etmeye çalışırız. İyi hissettiren duygulara yaklaşırken bile temkinliyizdir; çünkü huzur tanıdık değildir, sevinç uzun sürerse bir şey olacakmış gibi gelir vemutluluk, eğer alışık olmadığımız bir zeminde belirirse, ayağımızın altındaki toprağın sağlamlığını sorgulamaya başlarız. Tanıdık olan neyse, orada kalmak daha güvenli gelir; bu bazen kaygı, bazen sürekli tetikte olma hâli, bazen deiçten içe memnun olmadığımız ama bildiğimiz bir duygusal iklimdir. Duyguları “iyi” ve “kötü” diye ayırma eğilimimiz de tam burada devreye girer. Oysa bir duygu, tek başına ne iyi ne kötüdür; asıl mesele, o duygunun bizi nereye doğru hareket ettirdiğidir. Hafif bir korku dikkatimizi keskinleştirir, aşırı korku ise bizi olduğumuz yerde sabitler. Mutluluk genişletir, ama sınırları kaybolduğunda gerçeklikle teması zayıflatabilir. Duygular birer pusula gibidir; doğru okumadığımızda yön şaşırtırlar, yok saydığımızda ise rotayı tamamen kaybettirirler. Belki de asıl zor olan, duyguyla kalabilmektir. Onu hemen değiştirmeden, düzeltmeden, bir sonraki adıma geçmeden önce biraz durabilmek. “Şu an ne hissediyorum?” sorusunu gerçekten sormak ve cevabın gelmesi için alan tanımak.Çünkü çoğu zaman verdiğimiz ilk cevaplar otomatik, ezberlenmiş ve güvenlidir; asıl olan ise birkaç katman aşağıda, sessizce bekler. Duygular aynı zamanda öğrenilmiş alanlardır. Bir duyguya ne kadar erken yaşta aşina olduysak, onu o kadar kolay sahipleniriz. Kaygıyla büyüyen biri için kaygı, bir tehditten çok tanıdık bir yol arkadaşıdır. Huzurun nasıl bir his olduğunu deneyimlememiş biri için huzur, belirsizlik demektir. Bu yüzden bazen bizi zorlayan duygular değil, bilmediğimiz duygular olur. Yeni bir his, yeni bir alan, yeni bir ihtimal… Hepsi birlikte gelir. Bu bölüm belki de tam olarak burada duruyor. Duyguları çözmek için değil, onlara yaklaşabilmek için. Onları sınıflandırmak yerine dinlemek, bastırmak yerine anlamaya çalışmak için. Çünkü duygular sustuğunda değil,duyulduğunda yön gösterir. Ve bazen yapılacak tek şey, o yönü hemen takip etmek değil, önce pusulaya bakmayı öğrenmektir. Neşeli dinlemeler :) Konu önerileriniz için mesajlarınızı gönderebilirsiniz. https://www.instagram.com/sermincetin.com.tr/

    23 min
  2. Roller: Aidiyet mi, Fedakârlık mı?

    FEB 14

    Roller: Aidiyet mi, Fedakârlık mı?

    Roller: Aidiyet mi, Fedakârlık mı? Hayat bize çoğu zaman bir sahne gibi sunuluyor. Daha çocukken başlıyor bu oyun: “uslu çocuk”, “başarılı öğrenci”, “sorumlu abi/abla”, “fedakâr evlat”… Zamanla roller çeşitleniyor, ağırlaşıyor, bazen de fark ettirmeden üzerimize yapışıyor. Ve bir gün durup şunu soruyoruz:“Ben bu rolü ne zaman üstlendim?” Bu bölümde konuştuğumuz roller tam olarak bunu yapıyor insana. Dinlerken bir iç ses başlıyor:Toplumda hangi role girdim?Kim beni bu role soktu?Ben kime, hangi etiketi yapıştırdım?Ve en can alıcı olanı: Bu rol hâlâ bana mı ait? Çoğumuz farkında bile olmadan, şartların bizi yönlendirdiği rolleri “ben buyum” diye sahipleniyoruz. Aile içinde mesela… Son 10 yılda neler oldu, bir düşün. Bir hastalık, bir kayıp, bir boşluk, bir kriz… Ve bir anda “güçlü olan”, “herkesi toparlayan”, “idare eden”, “sessiz kalan” sen oldun. Kimse sana sormadı belki ama rol sana verildi. Sen de aldın. Çünkü gerekiyordu. Çünkü biri yapmalıydı. Ama şu soruyu ne zaman sordun:“Bu rolün bedeli bana ne oldu?” Roller bizi görünür kılar ama aynı zamanda hapseder. Güçlü rolü duyguyu bastırır. Akıllı rolü hata yapma hakkını elinden alır. İyi insan rolü sınır çizmeyi zorlaştırır. Ve biz çoğu zaman alkış aldığımız rolü sorgulamayız. Ta ki içten içe yorulana kadar. Bu bölüm bir davet aslında. Kendine bakman için.Hangi rol seni büyütüyor, hangisi seni yavaş yavaş küçültüyor?Hangi rol gerçekten sana ait, hangisi fark etmeden üstlendiğin bir sorumluluk?Rol mü oynuyorsun, yoksa gerçekten temas mı ediyorsun? Belki de mesele rol almak ya da bırakmak değildir.Belki mesele, hangi rolün aidiyet duygusundan, hangisinin fedakârlık adı altında kendinden vazgeçişten beslendiğini fark etmektir.Çünkü aidiyet güç verir; fedakârlık ise bazen sessizce tüketir. Belki de artık bazı rollerden emekli olma zamanı gelmiştir.Belki de “Bırakırsam kim olurum?” sorusu korkutucu değil, tam tersine yeni bir alan açıyordur.Ve belki en sahici soru şudur:“Rollerim olmasaydı, ben kim olurdum?” Keyifli dinlemeler… Dinleyiciye özel mesaj:Eğer üzerine sohbet etmemizi istediğin soruların varsa, bize yazabilirsin. Keyifli bir sohbetimizle sana eşlik etmekten mutluluk duyarız 🥰📩 info@sermincetin.com.tr

    32 min
  3. Önyargılar : Görmek mi, Varsaymak mı?

    JAN 31

    Önyargılar : Görmek mi, Varsaymak mı?

    Önyargılar : Görmek mi, Varsaymak mı? Hiç tanımadığın biri hakkında, daha ilk saniyede bir fikir edindiğin oldu mu? Ya da bir cümleyi duyar duymaz, “Ben bu hikâyeyi biliyorum” diye içinden geçirdiğin? Bu bölümde önyargılara tam da buradan bakıyoruz. Çünkü önyargılar çoğu zaman sandığımız gibi kötü niyetlideğildir. Beynimizin bizi korumak için geliştirdiği, hızlı karar alma mekanizmalarıdır aslında. Ama işte tam da bu hız, ilişkilerde, iletişimde ve hatta kendimizle olan bağımızda görünmez yükler oluşturabilir. Bazı zamanlarda fark ediyorum…Bazen bir bakıştan, bazenbir ses tonundan, bazen tek bir kelimeden koca bir hikâye yazabiliyorum zihnimde. Peki bu hikâye gerçekten karşımdaki kişiye mi ait, yoksa benim geçmiş deneyimlerimin, korkularımın ya da alışkanlıklarımın bir yansıması mı? Önyargılar nasıl oluşur ve neden bu kadar otomatik çalışır? Birini gerçekten dinlemekle, onu kendi filtremizden dinlemek arasındaki fark nedir? İletişimde “duymak” ile “anlamak” neden çoğu zaman aynışey değildir? Ve belki en zor soru: Kendimize karşı da önyargılıolabilir miyiz? Bu soruların bazıları sende hemen yankı bulabilir. Bazılarıysadinlerken yavaş yavaş açılabilir. Belki bir an durup, zihninin verdiği ilk cevabı fark edersin. Belki bir adım geri çekilip, kendi iç sesini daha dikkatle dinlersin. Hangi düşüncenin gerçekten sana ait olduğunu, hangisinin alışkanlıktan geldiğini ayırt etmeye başlarsın. Bazen sadece bu duruş bile, iletişimde alan açar. Karşındakinidaha net duymaya, kendinle daha temaslı bir yerden bakmaya yardımcı olur.   Bu bölüm, dinlerken eşlik edebileceğin bir ritim gibi. Cümlelerakarken, sende neyin hareket ettiğini fark edebilmen için. Belki bir bakış açısı yer değiştirir, belki bir soru seninle biraz daha kalır. Kulak verirsen cevapların sende nasıl şekillendiğini gözlemlemek için güzel bir alan da olabilir. Neşeli dinlemeler 😊

    34 min

About

Neşeli Cevaplar, çeyrek asırlık iki dostun iç sesle temas eden, durmaya ve gerçekten bakmaya alan açan sohbetlerinden doğdu. Bu podcast’te neşemizi çalan konulara birlikte bakıyor, soruları saklamadan, acele etmeden, yargılamadan konuşuyor; çözüldükçe içimizde zaten var olan neşeyle yeniden buluşuyoruz. Duygular, farkındalık ve içsel yolculuk etrafında; analitik akılla sezgiyi, bilgiyle hissi, yapı ile akışı bir araya getiriyoruz. Neşe bizim için bir kahkaha değil; iç sesi duyduğumuzda, kendimizle temas ettiğimizde ve hayatın kontrolünü yeniden elimize alabildiğimiz o sessiz ama güçlü hâl.