Bu lem‘anın başında İmâm-ı Ali Radıyallâhü Anh, Risâle-i Nûr’a işaret ettiğinden, bir kardeşimiz heyecanlı bir iştiyâkla, Risâle-i Nûr’a, “Elmas, Cevher, Nûr” isimlerini takıp tekrar ederek yazmıştı. Bu lem‘anın âhirinde derci münâsib görüldü.Takvâ dâiresinde bulunan talebe deli de olsa, acaba Risâle-i Nûr’un ve bu kıymetli elmasın nûrundan ayrılabilir mi? Öyle tahmîn ederim ki; Risâle-i Nûr’un, bu âciz talebeniz kadar mu‘cizevârî kerâmetini ve fazîletini ve lezzetini gören ve tatlıSayfa 318meyvelerinden koparıp yiyen nâdirdir. Hem bu kadar âcizliğimle beraber, Risâle-i Nûr’a hizmet edemediğim halde, göstermiş olduğunuz teveccühe medyûn-u şükrânım. Binâenaleyh Risâle-i Nûr’dan bendeniz değil, hiçbir talebeniz, o mübârek elmasın lezzettinden ayrılamaz. Affınıza mağruren Risâle-i Nûr’un bu def‘aki taharriyâtında iki kerâmeti meydana çıkmıştır.Hapishâne içerisinde polis, jandarma ve gardiyanlar müdhiş arama yaparlarken, o esnâda hiç kimse görmeden, yedi sekiz yaşlarında, hemşîremin oğlu, mekteb çantasının içerisine Risâle-i Nûr’un nüshalarını koyarak alıp gitmiştir.Arama, bendenizin odamda idi. Çocuk odaya geldi, odada telâşı görünce, odamın bir tarafında ayrıca duran Risâle-i Nûr’ları çantasına koydu. İçerideki me’murların hiçbirisi farkına varmadı. Çocuğa da bir şey demediler. Fedâkâr çocuk doğruca vâlidesine gidiyor, “Dayımın dâimâ bize okuduğu Risâle-i Nûr’ları getirdim. Onları alacaklarmış. Ben onların haberi olmadan, onlar başka mektub, kitap karıştırırken aldım, çantama koydum. Bunları iyice bir yere koyunuz. Muhâfaza ediniz. Ben bunların okumasını çok seviyorum. Dayım bize bunları okuyordu. O okurken ben başka bir hâlet kesb ediyordum” diye vâlidesine söylüyor ve mektebine avdet ediyor. Bu sâyede o “Elmas, Cevher, Nûrlar” ele geçmemiş oluyor. Bu kerâmet değil de nedir? Kur’ânî bir mu‘cize değil de nedir? Acaba bu fazîlet ve bu lezzet ve bu elmas cevherler, hangi bir te’lîfâtta vardır? Ve bu Elmas, Cevher, Nûrlar, şimdiye kadar hangi zâtın ağzından dökülmüştür? Ben de hapsi değil, belki bu Elmas, Cevher, Nûrlar için her an, her dakika, her fedâkârlığı memnuniyetle kabûl ederim. Benden sonra bu Elmas, Cevher, Nûrlar yoluna evlâdım Emîn de bütün hayatını sarfetmeye hazırdır.İşte bu Elmas, Cevher, Nûrların ikinci kerâmetini isbat ile, üç yaşından sekiz yaşına kadar akrabalarım ve evlâdım, bu Elmas, Cevher, Nûrlar için fedâkârâne ve bu yolda hayatlarını hiç düşünmeden fedâ edeceklerini isbat ederim. Çünkü bu Elmas, Cevher, Nûrları okurken hepsi başıma toplandı. Onları sevdim ve birer çay verdim; bu Elmas, Cevher, Nûrları okumaya devam ettim. Hepsi birden “Bu nedir? Bu yazı nasıl yazıdır?” sordular. Ben dedim: “Bu Elmas, Cevher, Nûrdur” diye bunları okumaya başladım. Onuncu Söz’ü okurken, saatler geçmiş. Çocuklar merakından, anlayamadıkları zaman hemen bendenize soruyorlardı. Ben bu Elmas, Cevher, Nûrları onların anlayabileceği şekilde îzâh ederken, çocukların renkleri, renk renk oluyordu, güzelleşiyorlardı. Bendeniz de çocukların yüzlerine baktıkçaSayfa 319hepsinde de, ayrı ayrı nûrlu Said görüyordum. “Nûr hangisi, Cevher hangisi, Elmas hangisi?” diye soruyorlardı. Ben de, “Nûr, bunları okumaktır. Bakınız, sizde bir güzellik meydana geldi.” Onlar da birbirinin yüzlerine baktılar. Tasdîk ettiler. “Ya Elmas nedir?” “Bu sözleri yazmaktır. Yani yazdığınız zaman sizin yazılarınız elmas gibi kıymetli olur.” ...Talebeniz Şefî