Bellek İzmir

Mert Kaya

İzmir'in kaybolan, yitirilen belleğini günümüze taşımayı hedefleyen podcast serisi, "anlamak her şeyden önemlidir ama anlamak için önce hatırlamak gerekir" düsturundan yola çıkıyor. Önce hatırlayalım, üzerine konuşalım, mutlaka yeniden anlamlandırırız. Zira geçmiş, bugüne içkindir.

  1. May 15

    Aziz Polikarp | 25. Bölüm

    Aziz Polikarp tam olarak ne zaman doğdu bilinmez ama MS50-60lı yıllar olmalıdır. Dindar bir zengin olan Castillo isimli bir kadın tarafından evlatlık edildiğine dair efsaneler vardır. Dindar yetişir. Aziz Yuhanna’nın öğrencisi olur. En yakın arkadaşı Papyas’tır. Daha sonra kendisi İzmir’e, Papyas ise Hieropolis’e episkopos olur. Antakya episkoposu İgnatiyusu tanıma hatta İzmir’de ağırlama şerefine nail olur. Kendisi gibi kimsesiz çocuklara kol kanat gerer. Bunlardanbiri olan Ampliyas’ın abisi Strutyonu senatörün gazabından korur. Strutyon geri kalan hayatını Polikarp’a adar. Papyas ile fikir ayrılıkları olur, küserler, barışırlar amabirbirlerini hep çok severler. Roma’nın Hristiyanlar üzerindeki baskısı hep devam eder. MS 155 yılında iki Hristiyan idam edilip şehit olmak içinteslim olur. Stadyumda, onlarca insanın karşısında tehdit edilir, İsa’yı reddetmeleri söylenir. Quintus isimli kişi korkar ve kabul edip İsa’yı reddeder. Fakat diğer kişi Germanicus, kabul etmez ve dininden dönmez. Hatta Vali’ye saldıracak kadar cesurdur. Vahşi hayvanlara yem edilir. Bu olay üzerine insanlar asıl Hristiyanların lideri Polikarp’ın bulunmasını ister. Tüm çabalara rağmen Polikarp Romalı askerlerden uzaklaşamaz, stadyuma getirilir. Dininden dönmeyi kabul etmez. Vahşi hayvanlar yerine canlı canlı yakılmasına karar verilir. Cemaat kemiklerini alıp stadyum yakınlarına defnederler.Polikarp’ın mezarı Hristiyanların ziyaret noktası olur. Yıllar sonra Yusuf Dede türbesine dönüşür. Yıllar sonra, 1897 yılında İtfaiye kulesinin inşaatını Macarasıllı Gros Koviç Yusude isimli birinin önderliğinde tamamlanır. Yer olarak Yusuf Dede türbesi seçilir. İtfaiyecilerin kurtarıcı meleği sayılan Polikarp’ın mezarının olduğu yer tesadüf olarak seçilmemiştir yani. O kuleden bizi izlemeye devam eder Polikarp… Kaynaklar: Newson, C. W. (2007) Ateşten Taç. Haberci Yayınları Thiel, B. (2022)Beliefs of the Original Catholic Church. Nazerene Books.

    27 min
  2. Apr 5

    Güzel İhsan | 24. Bölüm

    19. yüzyılın sonlarında Basmane ve çevresinde “Güzel İhsan” ismiyle nam salmış biri varmış. Güzel dediysek damgabu. Bir insan ne kadar çirkin olabilecekse o kadar çirkinmiş aslında. Fettah sokakta, dul annesiyle birlikte yaşarmış. Rüştiye sonrası memur adaylıkları yapmış. El yazısının güzelliği dillere destanmış. El yazısı dışında bir diğer özelliği ise çok güzel oyunlar oynamasıymış. O sahneye çıktı mı, mahallenin tüm delikanlıları sahneyi ona bırakırmış. Kılığına kıyafetine özen göstermez, kirli gezermiş. Hem çok boşboğazmış hem de yılışık bir huyu varmış. Gören kaçarmış. Pala Tevfik ve arkadaşları Salih ve Cemal ile takılmayı severmiş. Bunlar İhsandan pek haz etmezmiş ama ses etmezlermiş. İhsanın en büyük dertlerinden biri evlenememesiymiş. Evlenmek bir yana, hiç cinsel münasebeti olmamış. O dönemlerde Tepecik, Kemer’de, Demiryolu mahallesi diye bilinen mahallede umumhaneler varmış. Güzel İhsan bir iki kere gitmeye çabalamış ama olmamış. Sonra bir fırsatını bulmuş, arkadaşları Tevfik, Salih ve Cemal ile gitmişler. Fakat yine olmamış. Çok geçmeden bir haber yayılmış etrafa. Güzel İhsan bir anda evlenivermiş. Tamam ama kimmiş bu kız? Kim kabul etmiş evlenmeyi. Nikah ne zaman olmuş, gerdek ne zaman? Apar topar bu evlilik, herkesin diline bir hikaye vermiş. Evlenmesi üzerinden daha 4-5 ay geçmeden bir dünya güzeli çocuk dünyaya gelince, ortalık karışmış. Kimisi kızın yasak aşkının meyvesi demiş, kimisi Allahın armağanı, kimisi gizli bir aşk hikayesi. Asla olmaz derken, bir eşi bir çocuğu olmuş İhsanın. Basmanenin dar sokakları, fısıltılarla dolmuş taşmış… Kimse bilmemiş gerçeği. Güzel İhsanın bir yasak aşk hikayesi mi, karısının yasak aşkının meyvesi mi kimse bilmemiş. Herkesduyduğuna inanmış. Hakikat manaymış. Manayı kimsesormamış. Kaynak: Uşaklıgil, H.Z. (2019). İzmir Hikayeleri. İstanbul: İnkılap Yayınları. s.118-148 Müzikler: Bekir Sıtkı Sezgin - Hal-i dil-i zarımı duysa cihan (Beste: Hacı Ârif Bey) Dibekdereli Mesut Külahlı ve Davul Zurna Ekibi - Kerimoğlu Zeybeği Tolga Çandar - Demirciler Demir Döver (Muğla Türküleri 2 - 1997 Kalan Müzik)

    22 min
  3. Mar 8

    Stephan Elmas | 23. Bölüm

    Varlıklı, girişimci Elmasyan ailesinin çocuğu olan Stephan, 24Aralık 1862’de İzmir‘de doğar.  Annesi doğum sırasında ölür. Babası büyütür Stephanı. Bakıcıları vardır herhalde. Müziğe olan ilgisi daha küçük yaştayken keşfedilir. İzmir‘de Alman kökenli Bay Moseer (Mauser)’den piyano dersi almaya ve kısa piyano parçaları yazmaya başlar. Temmuz 1879’da, Stephan henüz 17 yaşındayken, piyanoöğretmeni Alessandro Voltan (1853-1941), yani nam-ıdiğer Macar Tevfik‘in teşvikiyle Franz Liszt (1811 1886)’in seçmelerine katılma umuduyla ve amcasıyla birlikte Weimar Almanyası‘na gider. Burada büyük ustayla tanışma fırsatı bulur. Lizst onu Anton Door (1833-1919)’la çalışmak üzere  Viyana Müzik Dostları Derneği’ne gönderir. Viyana Müzik Akademisi‘ndeki eğitimi sırasında Franz Krenn (1816-1897) ile çalışma fırsatını yakalar. Eğitimi sırasında piyanonun yanı sıra kompozisyon da çalışan Elmas, 1881 yılında besteleyip 1884’de yayınlanan 6 Etüdünü Franz Lizst‘e, 15 eserini de arkadaşı yazar Victor Hugo‘ya ithaf eder.   1886’da babasının cenazesine katılmak için kısa birsüre İzmir‘e döner. Memleketinde kalmak ister ama Avrupa’nın kendisine sunabileceği çok şey olduğunu düşünerek Viyana’ya geri döner. 24 Şubat 1887’de Viyana Bösendorfer-Saal‘da oldukça başarılı bir resital verir . Bunu Fransa, İngiltere, Almanya, Avusturya ve İtalya‘da Ludwig van Beethoven (1770-1827), Frédéric Chopin (1810-1849), Robert Schumann (1810-1856) ve Cécile Cheminade (1857-1944) ile kendi eserleriniyorumladığı yoğun bir konser programı izler. 1869-1922 yılları arasında Frank Caddesi, Alliotti Han, İzmiradresinde ilk kez haftada iki kez, 1904’den sonra günlük hale gelen ve editörlüğü 1893’den sonra E. Oscar Efendi, 1905 yılından sonra Nikolai Çürükçüoğlu tarafından yapılan Fransızca “La Réforme” gazetesinin muhabirliğini yapmaya başlar. 1897 yılında ise bir müzisyenin başına gelebilecek en kötüşeylerden biri gelir başına. Müzik kariyerinin zirvesinde tifoya yakalanıp işitme yetisini kaybeder Stephan. İşitme kaybına rağmen, hayata tutunmaya çabalar. 1912’de İsviçre‘nin Cenevre kentine yerleşir ve burada besteler yapıp ders vermeye ve eserlerini sergilemeye devameder. Bu zor zamanlarda onun yanında olup yardımcı olan İsviçreli ressam Adeline Aimée Rapin (1868–1956) ile arkadaş olur ve Cenevre‘nin Gustave-Adore kıyı bölgesinde birlikte yaşamaya başlarlar. Aimee Rapin, işitme engelli bumüzisyeni çok iyi anlar, çünkü kendisi doğuştan kolları olmayan bir ressamdır. 1913 yılında İzmir‘e dönmeyi planlar Stephan. Fakat yaklaşan 1. Dünya Savaşı‘nın yarattığı gerginlikler nedeniyle bu kararından vazgeçer. 1915 tehcir kararını duyduğunda ise dünyası yıkılır. Bunalıma girer. 1925’de Cenevre‘nin fahri vatandaşı ilan edilir. 1929’da ise son eseri olan piyano için 12 Ermenice Şiir (12 Poémes Arménies) ‘i besteler ve bunu Ermeni halkına ithaf eder. Anılarını, Paris‘te yaşadığı 1922-1936 yılları arasında genç gazeteci ve filolog Hagop-Krikor Djerdjerian‘a yazdıran besteci, 11 Ağustos 1937 tarihinde Cenevre‘de ölür ve Plainpalais mezarlığına gömülür. Stephan Elmas İzmir’de doğdu ve sadece 17 yıl yaşadı. Fakat ölene kadar bu kentin ruhunu, piyanosunun tuşlarında taşımayı sürdürdü.   Kaynaklar: Avcan, A. R., “İzmir’in Unutulan Sanatçıları-32 Stephan Elmas”. E.T.: 01.03.2026 https://kentstratejileri.com/2024/02/22/izmirin-unutulan-sanatcilari-32-stephan-elmas-elmasyan/ Bakhchinyan, A., “Overcoming Handicaps: Story of Aimée Rapin and Stepan Elmas“, Erişim Tarihi: 01.03.2026 https://mirrorspectator/2020/08/06/overcoming-handicaps-story-of-aimee-rapin-and-stepan-elmas/ Müzik: Elmas: Piano Concerto No. 2 in D Minor: III. Allegro

    10 min
  4. Feb 8

    İzmir Mevlevihanesi | 22. Bölüm

    Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, kervanların birigidip biri gelir, her sesin gürültüsü birbirine karışır, nargile dumanları göğe yükselirken hanlar içinde, Mevlananın gönül köprüsü Simirniye de uzanır. Mevlevihânenin kurucu şeyhi Halil Âkif Dede 1803 yılındadünyaya gelir. (1803-1888). İyi yetişmiş bir Mevlevî olan Halil Dede daha yedi yaşındayken hâfız olur, 18 yaşında kıraat ilminde icâzet alır. 35 yaşında iken Nakşıbendî tarîkatine girer. Yenikapı’da aldığı ilimle ve tecrübelerle Mevlevihane kurma çalışmalarına başlar. Mevlevihane, bugün Patlıcanlı yokuş diye bilinen 806 sokakile onu kesen 803 sokağın birleştiği yerden başlar, 803 nolu sokağın içine doğru yayılır. Sultan Abdülmecid hibesiyle kurulur. 1858’de oğlu Nureddin dünyaya gelir, mutluluğu katlanır.  1874 yılında bir oğlu daha olacaktır, Yahya Cemaleddin isminde. 38 sene şeyhlikten sonra 3 eylül 1888’de vefat eder. Hafız Halil dedenin vefatının ardından 7 ekim 1888 tarihinde32 yıl sürecek postnişinliğe büyük oğlu Nureddin dede geçer. İzmir Mevlevîhânesi’nin en aktif ve renkli sîmâsı Şeyh Nûreddin Efendi’dir. Şeyh Nureddin dede de siyasetten pek uzak kalmaz. Mevlevihane musiki üstadların fasıllarıyla şenlenmeye başlar.Tokadizade ve Tevfik Nevzat gibi şairler şiirler okur. Halit Ziya Uşaklıgil de bazı fasıllara katılıp, Nureddin dedenin musikişinas karakterinden faydalanır. Entelektüel buluşmalar, siyasi buluşmalara evrilir zamanla. Tapu idaresinde memur Mustafa efendi hafiyelerden biridir. Abdülhamit'in kötü yönetimi hakkındaki yorumları toplayan Mustafa bunları kelime kelime yıldız sarayına telgrafla iletir. 9 eylül 1899 sabahı, Şeyh Nureddin Dede, Abdülhalim Memduh, Tokadizade Şekib, Hizmet Gazetesi sahibi doktor İbrahim Ethem, baş yazar Nevzat Efendi Bitlis'e sürgün edilmek üzere Karahisar trenine bindirilirler. Sürgün 13 ay sürer. Birinci dünya savaşı bitince, İzmir'in işgal edileceği dilden dile yayılır.  23 kasım 1918 günü Müdafaa-i Hukuk-i Osmaniye cemiyeti kurulur ve Şeyh Nuri Efendi de yapılan anadolu kongresine katılır. Midede başlayan ağrılar, kanamalar ve kusmalarla devam eden hastalıklar sonucu 4 aralık 1920 günü, işgal günleri sürerken saat 13.30’da göğsünde hissettiği acı ve ardından gelen kalp kriziyle hakka yürür, dergaha defnedilir. Vefatın ardından oğlu celaleddin efendi postnişin olur. Yenipostnişin Şeyh Celaleddin efendi, henüz 13-14 yaşlarındadır. Bu yüzden akraba oldukları da bilinen Râkım Elkutlu bir süre şeyh nâipliği yapar. Şeyh Celaleddin efendinin postnişinliği ancak 5 yıl sürer. Yeni kurulan türkiye cumhuriyeti meclisi 30 kasım 1925 tarihinde tekke ve zaviyelerin kapatılması kararını alır. 1850 yılında kurulan Mevlevihanenin ömrü, yani semah dönenlerin gökten aldığı selamı toprağa, topraktan aldığını göğe vermesi 75 yıl sürer. Yolunuz Basmaneye ve patlıcanlı yokuşuna düşerse, yokuşutırmanın, sonra durup biraz soluklanın. Yokuşa komşu duvarlardan hala ney seslerinin geldiğini duyabilir, belki beyaz kıyafetleri ve deve tüyü renginde külahlarıyla dolaşan semazenleri, dervişleri görebilirsiniz. Gökten üç elma düşmüş, biri benim başıma, biri sizinbaşınıza, diğeri İzmir Mevlevihanesinin dervişlerinin başına. Kaynak: Üzel, M. (2018) İzmir Mevlevihanesi. Ankara: HTC Ofset Yay.

    18 min
  5. Jan 5

    Dr. Zibil | 21. Bölüm

    Bugün size, Basmane Keçecilerde geçen bir ömrü, onurlu bir yaşamın ardından güzel hatırlanacak, fakir fukaranın kahramanı Dr. Zibil’in hikayesini anlatacağım. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, çarşıya yakın birfakir mahalle varmış. Juderia dedikleri, ufak odalı, turunç gölgesi olan avlularıyla kortijoların bol olduğu mahalleymiş burası. Yıl 1887 olmalı, Zibil ailesinin onuncu ve son üyesi dünyayagelmiş bu mahallede. Nisim Bohor koymuşlar adını. Nisim Bohor Zibil. Doğan büyür derler. O yoksulluğun içinde büyümüş Nisim. İlkokulu La Popularya’da okumuş. Tıbbiye bittiğinde hemen askere gitmiş. Rusya ile çatışmaların çıktığı sırada Kafkasya’da görevlendirilmiş. Orada şahit olduğu bir mucizeyi yıllarca anlatmış durmuş. Sonra Çanakkale’de görevlendirilmiş genç doktor Nisim. Cephelerdeki hizmetlerinden dolayı bir madalya ileödüllendirilmiş. 1926 yılında Fortüne ile evlenmiş. Yoksul mahallede büyümekten, çocukluğundaki salgınlara, çocukların hastalıklarına şahit olmasından olsa gerek çocuk hekimliği diploması almış. Difteri konusunda uzmanlaşmış. 1928 sonu gibi dönmüş İzmire. Sonra 4 kızı olmuş, Rozet,Röne, Sara ve Eva koymuş isimlerini. Keçecilerde, 1308 numaralı sokakta, Alliance okulu ve talmud toranın arasındaki iki katlı binanın alt katına açmış muayenesini. Kendi muayenesinde hastalarına bakarken, aynı zamanda karataş hastanesinde başhekimlik de yapmış Dr. Nisim Bohor Zibil. Okul doktorluğu da yapmış bir süre. İmam Hatip okullarından birine tayin edilmiş hatta. Çocukların hepsi mezun olunca 1946 yılında, Alsancak’ataşınmışlar, Gül sokağa.  Fotoğrafa da meraklıymış doktor Zibil. 1966 yılında, 79 yaşındayken hayata gözlerini yummuş Dr.Zibil. İmam hatip okulundan öğrencilerinin bile hatırladıkça fatiha okuduğu, yardımcı olduğu fakir fukaranın dualarında yaşattığı bir ömür geçmiş gitmiş. Gökten üç elma düşmüş. Biri benim başıma, biri sizinbaşınıza, elbette diğeri Dr. Nisim Bohor Zibil’in başına. Kaynak: Raşel Rakella Asal, Sarit Asal Bonfil (2023).Anıların İzinde İzmir Yahudileri. İzmir Musevi Cemaati Vakfı.

    8 min
  6. 12/07/2025

    Garabed Beşgötüryan | 20. Bölüm

    Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, Harputlu Beşgötüryan ailesinin mensubu olan Garabed adında genç bir adam doğduğu yerde bulunan “Yeprad [Erm.”Fırat”, ç.n.]” isimlikolejden mezun olmuş, 19. Yüzyılın ikinci yarısında. Ermenice ve Ermeni Dili ve Edebiyatı öğretmeni olmuş Garabed. Harputta, Malatyada ve Ermenilerin Erzurumve Muş arasında Garin adını verdikleri bir bölgede öğretmenlik görevlerinde bulunmuş. Sonra Harputta Mariam ile evlenmiş Garabed. Önce Berc, sonra Levon, en son Barkev dünyaya gelmiş. Amerikan okulu 1875’te kişisel bir girişimle açılmış İzmir’de. 1887 yılında ise İzmir’e “women board for foreign missions of boston”un desteğiyle Basmanede, Ermeni mahallesi içinde inşa edilen bir binaya taşınmış okul. 1891 yılında eğitimebaşlamış, International American Collegiate Institute adını almış. Harputlu Garabed Beşgötüryan hocaya 1892’de, International College’da Ermenice ve Ermeni edebiyatı öğretmenliği yapması teklif edilmiş. Kabul etmiş, ailecek İzmir’e taşınmışlar. 1896 yılında dördüncü çocuklarına hamile kalmış Mariam Hanım. Karekin koymuşlar adını. Doğumdan sonra her ne olduysa Mariam Hanım fenalaşmış ve kısa zaman sonra hayatını kaybetmiş. Garabed Bey İzmir’e geldikten 4 yıl sonra, 4 çocuğuyla yapayalnız kalıvermiş. Garabed Bey bir yandan çocuklarına bakarken, diğer yandan International Collegeda hiç ara vermeden 25 yıl ders vermiş. Kolejin desteğiyle olsa gerek büyük oğlan Berc’in ardından Levon da liseyi bitirdikten sonra Amerika Birleşik Devletlerine göç etmiş. Kardeşi Berc’in yanına yerleşmiş. Levon, daha sonradişçilik öğrenimi görmüş ve diş doktoru olmuş. Sonra diğer iki küçük kardeş de takip etmiş abileri. Babalarını Amerika'ya çağıran mektuplar yazmışlar. Garabed Bey mektuplardan sonra gitmeye hemen razı olmamış. Bırakamamış İzmiri ve öğrencilerini. 1921 ya da 1922’de kalamam artık demiş İzmir’de göç etmiş dört çocuğunun yanına Birleşik devletlere. Giderken 1678 yılının İzmirini tasvir eden bir gravürü şehrin hatırası olarak yanında götürmüş. Sonra orada ne olmuş, nasıl yaşamışlar bilmiyoruz. Ah Garabed. 1941’de Detroitte vefat etmiş.   Kaynaklar: https://www.houshamadyan.org/tur/haritalar/mamuret-uel-aziz-vilayeti/harput-ovasi/yerlesimbirimi/demografi.html https://www.houshamadyan.org/tur/ada/kuzey-ve-gueney-amerika/kasabachgetur-arsivi-usa.html Georgelin, H. (2008). Smyrna’nın Sonu. Bir Zamanlar Yayıncılık. s.88-91

    10 min
  7. 11/08/2025

    Hi Jolly | 19. Bölüm

    Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, Amerikan rüyası kabusla biten bir adam varmış. 1856 yılında USS Supply gemisi İzmir’e gelmiş. Geminin hedefi deve satın alıp Amerika’ya götürmekmiş. Develerle birlikte İzmirli Hadji Ali de deve bakıcısı olarak atlamış gemiye. 1828 yılında İzmir’de doğmuş Ali. Annesi Rum, babası Suriyenin Arap Hristiyanlarındanmış. Söylendiğine göre genç yaşta ticaret için Arabistana gitmiş, orada Müslüman olmuş. Hadji Ali ismi oradan kalmış. Gerçek ismini ise kimsebilmemiş. Deve birliği bir süre kullanılıp sonra lağvedilmiş. Hacı Ali, Amerika’nın uçsuz bucaksız çöllerinde bir anda işsiz kalmış. Zamanını Birleşik Devletler süvarileri için izcilik hizmeti yaparak geçirmiş. Zamanla Amerikan vatandaşlığına geçmiş ve Philip Tedro ismini almış. Hacı Ali aynı yıl Meksika asıllı olan Gertrudis Serna’yla evlenmiş ve bu evlilikten Amelia ve Herminiaisimli iki kızı dünyaya gelmiş ama sonra terk etmiş ailesini.  1898 senesi ise Hacı Ali’nin hastalıklarla boğuşmaya başladığı dönemmiş. 16 Aralık 1902’de eski bir çöl yolunda hayata gözlerini yummuş. Öldüğünde üzerinde kırk sent değerinde üç gümüş sikke ve bir paket de tütün varmış. Hacı Ali’nin cansız bedeni çölün ortasında bulunduğunda, vücudunun bir kısmı önceki gecenin çöl rüzgârlarındansürüklenen kumlarla kaplıymış ve Hacı Ali’nin kolları uzun süre önce ölmüş olan bir devenin boynuna sarılı haldeymiş.Kaynaklar: The Islamic Community In The United States: Historical Development – 2006-Trivia Library Sönmez, A. (2020). Amerika’da Deve Birliğinin Kurulması Ve Bir Osmanlı Deve Sürücüsü Hacı Ali (Hi Jolly). Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi / The Journal ofInternational Social Research Cilt: 13 Sayı: 71 Haziran 2020 & Volume: 13 Issue: 71.

    18 min
  8. 10/13/2025

    Bedros Tıngır | 18. Bölüm

    Evvel zaman içinde kalbur zaman içinde, Buca’daki bir tepede yaşayan, nemrut mu nemrut ama zeki mi zeki,kimsesiz bir adam yaşarmış. Ermenice, Yunanca, Latince, Arapça, Farsça, İtalyanca, İngilizce, Fransızca ve Sanskritçe bilen gerçek bir entelektüelmiş bu adam. Bu dilbilimcinin ve sanatçının adı, Bedros (Petros) Tıngır (Tenger)mış. Dedesi Grigor Hoca Tıngır, babası Grigor Hoca Tıngır‘ın ortanca oğlu Karapet Tıngır (1754-1808)mış. Karapet tıngır, Mariam ile evlenmiş ve 3 Eylül 1799’da Bedros İstanbul‘da doğmuş. Bedros Tıngır, 12 yaşındayken Andrēas Şüküryan tarafından akrabalarının da bulunduğu Viyana‘da bilime adanmış Ermeni Katolik Mikhitarist (Ermeni Katolik) tarikatına ait manastıra götürülmüş. Yaşadıklarının etkisinden dolayı olsa gerek dinden tamamen uzaklamış. 1844’de İzmir‘deki zengin Levantenlerle Rumların yaşadığı Buca (Boudja)’ya yerleşen Bedros, kırk yıl burada yaşamış. Bedros (Petros) Tıngır (Tenger), ergenlik dönemindeki bazı talihsiz koşullar nedeniyle insanlardan uzak durmuşve sarsılmaz bir inançla, iyilik yolundan ayrılıp kötülüğe yöneldiğini düşündüğü için kendisini affedebileceğine bir türlü inanmazmış. Bu duygular onun kalbinde öylesine yer etmişti ki, yaşamı boyunca her türlü kötülükten uzakdurmaya çalışmış. Kötü şeylere duyduğu nefret, onu insanlardan nefret etmeye yöneltmiş. Bedros insanlarla çok fazla konuşmaz ve kadınları hiç sevmezmiş; ancak, köylülerle iyi geçindiği söylenirmiş. Hayvanlara yapılan eziyetleri hoş karşılamadığı için balık dahil et yemez; yani, gerçek bir vejetaryan olarak sadece sebze, süt ve yumurta ile beslenir, deri ayakkabı yerine lastik ayakkabılar giyermiş. Kendi işlerini, kişisel temizliğini ve alışverişinikendisi yapar, hizmetçilere ihtiyaç duymazmış. Dinlerin ve dillerin çeşitliliğinin, tek bir kökenden gelen insanlığı bölünmeye maruz bıraktığına ve bileşik bir din ile birlikte evrensel tek bir dilin ulusları birbirleriylebirleştireceğine ve hatta tüm bireysel çekişmelere, tüm kavgalara ve tartışmalara son vereceğine ve böylece evrensel barış ve uyum sağlanacağına inanıyormuş. İşteo nedenle, tasarladığı bu dile ‘dünya dili‘ anlamına gelen Sahleray adını vermiş. Bedros (Petros) Tıngır (Tenger), dilbilim kitaplarıyla dolu evinin kapısının üzerine, Sahleray dilinin özel harfleriyle bir levha yerleştirmiş ve üzerine “Bilgelik Tapınağı” anlamına gelen Ayzeratand (Ayzeradant) ismini kazdırmış. Yaşamının son günlerinde aşırı derecede zayıflayan Bedros, bilinçli bir ölümle dinlenmek amacıylaevinin ortasına kazdırdığı mezara uzanmış ve 1881 yılında ölmüş. Ertesi gün her zamanki ziyaretçileri geldiğinde onu bu mezarda ölü bulmuşlar. İzmir’de yayınlanan Aršaloys (Şafak) gazetesi ise bu Bucalıfilozofun ölüm haberini okuyucularına duyurmuş. James Russell yazdığı makalesinde, Beatles’ın 1967 tarihli “Fool On The Hill” isimli şarkılarında “aptal” diye niteledikleri o tepedeki “dünyanın döndüğünü gören” yalnız insan ile Bedros‘u anlattıklarını düşünmüş. Kaynaklar; Russell, James R. “Armenian Secret and Invented Languages and Argots“, Proceedings of the Institute ofLinguistics of the Russian Academy of Sciences. 2012-11-26. Russell, James R., “The Seh-Lerai Language“, National Association for Armenian Studies and Research, 2012-12-06.  Russell, James R., “The Script of the Dove: An Armenian Hetaerogram,“ Journal of Armenian Studies, Belmont, MA, Cilt IX, Sayı 1-2, 2010, s. 61-108.  Oshagan, Vahe (1984). Review of National Literatures. St. John's University Press. Avcan, A.R. (31 Ağustos 2023) İzmir’in unutulan sanatçıları 7 – Bedros Tıngır. https://kentstratejileri.com/2023/08/31/izmirin-unutulan-sanatcilari-7-bedros-tingir/ (E.T.  12.10.2023)

    10 min

About

İzmir'in kaybolan, yitirilen belleğini günümüze taşımayı hedefleyen podcast serisi, "anlamak her şeyden önemlidir ama anlamak için önce hatırlamak gerekir" düsturundan yola çıkıyor. Önce hatırlayalım, üzerine konuşalım, mutlaka yeniden anlamlandırırız. Zira geçmiş, bugüne içkindir.

You Might Also Like